Turk J Anaesthesiol Reanim: 45 (6)
Cilt: 45  Sayı: 6 - Aralık 2017
Özetleri Gizle | << Geri
DEBATE
1.
Intensive Care Medicine: Organization, Education and Politics
Jozef Kesecioğlu
doi: 10.5152/TJAR.2017.241101  Sayfalar 325 - 326 (232 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

2.
Intensive Care Medicine: Different Recipes for Shared Goals
Lorenzo Ball, Chiara Riforgiato, Paolo Pelosi
doi: 10.5152/TJAR.2017.251101  Sayfalar 327 - 328 (173 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

3.
Noninvasive Ventilation in Hypoxemic Patients: an Ongoing Soccer Game or a Lost One?
Cesare Gregoretti, Andrea Cortegiani, Santi Maurizio Raineri, Antonino Giarrjatano
doi: 10.5152/TJAR.2017.241102  Sayfalar 329 - 331 (194 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

4.
Noninvasive Ventilation for Acute Hypoxemic Respiratory Failure/ARDS – is There a Role?
Nicholas S. Hill, Erik Garpestad, Greg Schumaker, Giulia Spoletini
doi: 10.5152/TJAR.2017.24.11.03  Sayfalar 332 - 334 (210 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

KLINIK ARAŞTIRMA
5.
Hızlı Ardışık Entübasyon Uygulanan Hastalarda Yüksek-Akımlı Nazal Oksijenasyonun Etkinliği ve Güvenliği
Efficacy and Safety of Using High-Flow Nasal Oxygenation in Patients Undergoing Rapid Sequence Intubation
Santi Maurizio Raineri, Andrea Cortegiani, Giuseppe Accurso, Claudia Procaccianti, Filippo Vitale, Sabrina Caruso, Antonino Giarrjatano, Cesare Gregoretti
doi: 10.5152/TJAR.2017.47048  Sayfalar 335 - 339 (278 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmanın amacı acil abdominal cerrahi için hızlı ardışık entübasyon (HAE) uygulanan hastalarda yüksek akımlı nazal oksijen
(YANO) tedavisinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmektir.
Yöntemler: Bir değerinde inspiratuar oksijen fraksiyonunda 60 L min−1 YANO laringoskopi öncesi 4 dakika boyunca verildi ve hasta entübe edilene kadar devam edildi. Soluk sonu CO2 (EtCO2) dalga biçimi görünümüyle doğru entübasyon onaylandı. Transkutanöz
oksijenasyon (SpO2), kalp atım hızı ve non-invaziv ortalama arteryel basınç başlangıçta (T0), YANO’un 4. dakikasında (T1),
ve laringoskopi (T2) ve endotrakeal entübasyon (ETE) (T3) sırasında izlendi. %3’ün altındaki SpO2 başlangıç değeri herhangi bir
örnekleme zamanında kaydedildi. T3’deki EtCO2 değeri iki mekanik solunum sonrasında kaydedildi. Propofol enjeksiyonunun
sonundan ETE’ye kadar geçen süre apne süresi olarak tanımlandı. HAE propofol, fentanil ve rokuronyum ile yapıldı.
Bulgular: Çalışmaya 45 hasta dahil edildi. SpO2 seviyelerinde T1, T2 ve T3’de T0’a göre istatiksel olarak anlamlı bir artış gözlendi
(p<0,05). Medyan SpO2 yüzdesi (çeyrekler arası aralık) T0’da %97 (aralık, %96-%99), T1’de %99 (aralık, %99-%100), T2’de %99
(aralık, %99-%100) ve T3’de %99 (aralık, %99-%100) olarak bulundu. Minimal SpO2 değeri %96 idi. Başlangıç değerinden itibaren hiçbir hastada %3’ün altında SpO2 değeri gözlenmedi. ETE uygulanırken EtCO2 ortalama değeri 36±4 mmHg olarak bulundu. Maksimum apne süresi 12 dakikaydı.
Sonuç: YANO, acil cerrahi için genel anestezi hızlı ardışık indüksiyonu uygulanan hastalarda pre-oksijenasyon için etkili ve güvenli bir yöntemdir.
Objective: To assess the efficacy and safety of high-flow nasal oxygen (HFNO) therapy in patients undergoing rapid sequence intubation (RSI) for emergency abdominal surgery.
Methods: HFNO of 60 L.min−1 at an inspiratory oxygen fraction of 1 was delivered 4 min before laryngoscopy and maintained until the patient was intubated, and correct intubation was verified by the appearance of the end-tidal CO2 (EtCO2) waveform. Transcutaneous oxygenation (SpO2), heart rate and non-invasive mean arterial pressure were monitored at baseline (T0), after 4 min on HFNO (T1) and at the time of laryngoscopy (T2) and endotracheal intubation (ETI) (T3). An SpO2 of <3% from baseline was recorded at any sampled time. The value of EtCO2 at T3 was registered after two mechanical breaths. The apnoea time was defined as the time from the end of propofol injection to ETI. RSI was performed with propofol, fentanyl and rocuronium.
Results: Forty-five patients were enrolled. SpO2 levels showed a statistically significant increase at T1, T2 and T3 compared with those at T0 (p<0.05); median SpO2% (interquartile range) was 97% (range, 96%-99%) at T0, 99% (range, 99%-100%) at T1, 99% (range, 99%-100%) at T2 and 99% (range, 99%-100%) at T3. Minimal SpO2 was 96%; no patient showed an SpO2 of <3% from baseline; mean EtCO2 at the time of ETI was 36±4 mmHg. Maximum apnoea time was 12 min.
Conclusion: HFNO is an effective and safe technique for pre-oxygenation in patients undergoing rapid sequence induction of general anaesthesia for emergency surgery.


6.
Hastane Dışı Kardiyak Arrest Durumunda Uygulanan Hastane Öncesi Defibrilasyon Şoklarının Sayısı ve Spontan Dolaşımın Geri Dönüşü
Number of Prehospital Defibrillation Shocks and the Return of Spontaneous Circulation in Out-of-Hospital Cardiac Arrest
Romain Jouffroy, Perrine Ravasse, Anastasia Saade, Rado Idialisoa, Pascal Philippe, Pierre Carli, Benoit Vivien
doi: 10.5152/TJAR.2017.58067  Sayfalar 340 - 345 (189 kere görüntülendi)
Amaç: Hastane dışı kardiyak arrest (HDKA) geçiren hastalarda kardiyopulmoner resüsitasyonun (CPR) ilk 30 dakikasında uygulanan defibrilasyon şok sayısının spontan dolaşımın başarılı bir şekilde geri dönüşü (SDGD) üzerindeki etkisi halen belirlenmemiştir.
Yöntemler: Non-travmatik HDKA hakkında retrospektif bir gözlem çalışması yapıldı. Otomatik eksternal defibrilatör (OED)
kullanılarak defibrilasyon şoku uygulanan hastalar ardışık olarak çalışmaya dahil edildiler. SDGD ile hastane öncesi defibrilasyon
şoku sayısı arasındaki ilişki değerlendirildi ve CPR’nin ilk 30 dakikasındaki SDGD’yi öngörmede tekrarlanan defibrilasyon şoklarının
etkisini göstermek amacıyla alıcı işletim karakteristik (ROC) eğrisi oluşturuldu.
Bulgular: Defibrilasyon şok sayısının giderek artırılması SDGD’ye ulaşma olasılığını azalttı. En yüksek SDGD oranının (%33) dört
şok uygulandığında olduğu görüldü. ROC eğrisine göre, dördüncü şok duyarlılık ve özgüllük oranını maksimuma çıkardı (eğri altındaki alan [AUC]=0,72). Dördün altında şok uygulandığında pozitif ve negatif SDGD değerleri sırasıyla %82 ve %48’e ulaştı.
Sonuç: HDKA’da dört defa defibrilasyon şokunun uygulanması daha çok SDGD ile ilişkilidir. CPR’nin ilk 30 dakikasında uygulanan
şok sayısının değerlendirilmesi, HDKA hastalarında erken karar vermek için kullanılabilecek basit bir yöntemdir.
Objective: It has not been determined yet whether the number of defibrillation shocks delivered over the first 30 min of cardiopulmonary
resuscitation (CPR) impacts the rate of successful return of spontaneous circulation (ROSC) in out-of-hospital cardiac arrest (OHCA).
Methods: We conducted a retrospective observational study in non-traumatic OHCA. Patients who were administered defibrillation shocks
using a public automated external defibrillator (AED) were consecutively enrolled in the study. We assessed the relationship between
ROSC and the number of prehospital defibrillation shocks and constructed an receiver operating characteristic (ROC) curve to illustrate
the ability of repeated defibrillation shocks to predict ROSC over the first 30 min of CPR.
Results: Increasing the number of defibrillation shocks progressively decreased the probability to achieve ROSC. The highest rate of
ROSC (33%) was observed when four shocks were delivered. The ROC curve illustrated that the fourth shock maximised sensitivity and
specificity (area under the curve [AUC]=0.72). The positive and negative predictive values for ROSC reached 82% and 48%, respectively,
when <4 shocks were delivered.
Conclusion: The delivery of four defibrillation shocks in OHCA most related to ROSC. The evaluation of the number of delivered shock
during the first 30 min of CPR is a simple tool that can be used for an early decision in OHCA patient.

7.
Cerrahi Süresince Düşük Kan Basıncı, Düşük Bispektral İndeks ve Anestetiğin Düşük Minimum Alveolar Seviyesinin Postoperatif 30 Günlük Mortalite ile İlişkisi: Sistemik bir Derleme ve Meta-Analiz
Association of Low Blood Pressure, Low Bispectral Index and Low Minimum Alveolar Concentration of Anaesthetic during Surgery with Postoperative 30-day Mortality: A Systemic Review and Meta-Analysis
Tak Kyu Oh, Young Mi Park, In Ae Song, Sang Hon Park
doi: 10.5152/TJAR.2017.47154  Sayfalar 346 - 352 (219 kere görüntülendi)
Amaç: Üçlü düşük değerler durumu [cerrahi boyunca düşük ortalama kan basıncı, düşük bispektral indeks (BIS) ve düşük minimum
alveolar seviyesi (MAC)] klinik uygulamada tartışmalı bir konudur. Daha önce yapılmış olan retrospektif çalışmalarda
üçlü düşük değerler durumu ile postoperatif 30 günlük mortalite arasındaki ilişki hakkında farklı sonuçlar ortaya koyulmuştur. Bu
çalışma üçlü düşük değerler durumunun postoperatif 30 günlük mortalite üzerindeki etkilerini inceleyen önceki çalışmaların sistematik
bir derlemesi ve aynı zamanda önceki çalışmalara göre daha geniş bir örneklemle yapılan bir meta-analizdir.
Yöntemler: 27 Mart 2017 itibariyle PubMed veri tabanında bulunan ilgili makaleleri araştırıldı ve üçlü ve üçlü olmayan düşük
değerli grupları postoperatif 30 günlük mortalite açısından karşılaştıran çalışmalar dahil edildi. Belirlenen çalışmalar ilk olarak,
PRISMA akış şemasına (2009) göre, ‘düşük bispektral indeks’, ‘intraoperatif hipotansiyon’ ve ‘düşük minimum alveolar seviyesi’
anahtar sözcüklerini kullanarak tarandı. Tüm metin incelendikten sonra, uygun çalışmalar meta-analizimize alındılar. Tüm istatiksel
analizler R 3.3.2 programı ve meta paketler kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Meta-analize üç retrospektif kohort çalışma dahil edildi. Üçlü düşük değerler grubu ve üçlü-olmayan düşük değerler grubundaki
toplam denek sayısı sırasıyla 29,402 ve 17,428 idi. Örneklem büyüklüğü 46,830 idi. Risk oranı (hazard ratio, HR) sabit etki modeli
için 1.09 [%95 güven aralığı (CI), 1,07-1,11)] ve rasgele etki modeli için 1.30 (%95 CI, 1,04-1,07) olarak hesaplandı. Üç çalışma
arasındaki heterojenlik analizinde I2=%95 olarak bulundu (p<0,01). Böylece, rasgele etki modelinden elde edilen değerler kullanıldı. Üçlü düşük değerler grubu için HR 1.30 olarak bulundu. Bu da toplam 30 günlük mortalitede %30’luk bir artışı göstermektedir.
Sonuç: Mevcut çalışma, üçlü düşük değerler durumu olan hastaların, üçlü düşük değerler durumu olmayanlara göre, daha yüksek 30-günlük mortalite oranları sergilediklerini göstermiştir.
Objective: The triple low state [low mean arterial pressure, low bispectral index (BIS) and a low minimum alveolar concentration (MAC)]
fraction of anaesthetic during surgery) has been a controversial subject of interest in clinical practise. Previous retrospective studies have
produced different conclusions on the association between a triple low state and postoperative 30-day mortality. This study was a systematic review of previous studies on the effects of the triple low state on postoperative 30-day mortality and a meta-analysis with a sample size larger than that of previous studies.
Methods: After searching for relevant articles in the PubMed database as on 27 March 2017, we included studies that compared postoperative
30-day mortality between triple low and non-triple low groups. The identified articles were subjected to an initial screening
using keywords ‘low bispectral index’, ‘intraoperative hypotension’ and ‘low minimum alveolar concentration’ according to the PRISMA
Flow diagram (2009). After a full-text review, appropriate studies were finally included in our meta-analysis. All statistical analyses were
performed using the R programme 3.3.2 and meta packages.
Results: Three retrospective cohort studies were included in the meta-analysis. The total number of subjects in the triple low and non-triple
low groups was 29,402 and 17,428, respectively; the sample size was 46,830. We derived a hazard ratio (HR) of 1.09 [95% confidence
interval (CI), 1.07–1.11)] for the fixed effect model and of 1.30 (95% CI, 1.04–1.07) for the random effect model. In the analysis of
heterogeneity among the three studies, I2=95% was obtained (P<0.01). Thus, the values obtained from the random effect model were
used; HR was 1.30 for the triple low group, indicating a 30% increase in the overall 30-day mortality.
Conclusion: The present study demonstrated that patients exposed to the triple low state exhibit higher 30-day mortality rates than those
not exposed to the triple low state.

8.
Yeniden Yapılandırılan Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde Enfeksiyon Oranlarındaki Değişimlerin İncelenmesi: Retrospektif Çalışma
Examination of Changes in Infection Rates in a Restructured Anaesthesia Intensive Care Unit: A Retrospective Study
Ahmet Deniz, Ömer Lütfi Erhan, Mustafa Kemal Bayar, Ümit Karatepe, İsmail Demirel
doi: 10.5152/TJAR.2017.68095  Sayfalar 353 - 360 (360 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada yeniden yapılandırılan Yoğun Bakım Ünitesi’nin (YBÜ) enfeksiyon oranlarındaki değişimleri ve enfeksiyonlar üzerine olan etkisinin retrospektif olarak incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: Fırat Üniversitesi Hastanesi Anestezi YBÜ 14 Mart 2012’de yerinin tamamen değiştirilmesi ile yeniden yapılandırıldı. Bu tarihten önceki (Grup A) ve sonraki (Grup B) bir yıl içinde görülen enfeksiyon oranları karşılaştırılarak yeniden yapılandırmanın enfeksiyon oranları üzerine olan etkisi araştırıldı. Nozokomiyal enfeksiyon tanısı modifiye edilen "Centers for Disease Control and Prevention" (CDC) kriterleri, kültür sonuçları, fizik muayene, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleriyle birlikte konuldu. Çalışmaya 18 yaşın üzerinde olup yoğun bakım ünitemize kabul edilen, 48 saatten daha uzun süre kalan ve kabul sırasında fizik muayene, kültür ve laboratuvar sonuçları sonrası enfeksiyonu olmayan 406 hasta dahil edildi. Grup A’da 214, Grup B’de ise 192 hastanın verileri incelendi.
Bulgular: Hastaların yaş, cinsiyet, primer yatış tanısı, ortalama geliş Glasgow Koma Skoru (GKS), ortalama yatış süresi gibi parametreler bu enfeksiyon oranlarını etkilemezken, her iki gruptaki hastalarda sırasıyla Grup A ve Grup B olmak üzere toplam enfeksiyon oranları (%41,1/%25), üriner enfeksiyon (%18,7/%10,4), ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) (%32,7/ %14,6) olarak saptandı. Etken patojenler Pseudomonas (%15,4/%6,8), Acinetobacter (%18,2/%12) ve Escherichia (%8,9/%2,1), mekanik ventilatörde kalış süresi (15,01±16,681 - 12,22±17,595) ve salah ile taburculuk oranlarında (%31,8/%44,3) istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu.
Sonuç: Yeniden yapılandırmanın birçok değişikliği beraberinde getirerek (klimatizasyon, eğitimli personel ve hepafiltre gibi), enfeksiyon oranlarında anlamlı bir düşüşe neden olduğu saptadık. YBÜ görev alan personelin enfeksiyonların en büyük nedeni olabildiği için, verilecek sürekli bir ve etkin sürveyans çalışmaları ile enfeksiyonları azaltmada da en büyük etken olacağını düşünmekteyiz.
Objective: This retrospective study aimed to evaluate the effect of a restructured anaesthesia intensive care unit (ICU) on changes in infection rates and infections.
Methods: Organisational restructuring was done in the anaesthesia ICU of Firat University Hospital after it was relocated on 14 March 2012. This study was designed to investigate the effect of restructuring on infection rates through a comparison of periods encompassing one year before relocation and one year after relocation. Nosocomial infections were diagnosed according to modified Centers for Disease Control and Prevention (CDC) criteria. In total, 406 patients who were over 18 years old and admitted to the ICU were included; they were hospitalised for 48 h or longer and had non-infectious diseases according to physical examination, laboratory and culture results on admission. The data of 214 patients (Group A) and 192 patients (Group B) were examined.
Results: Parameters such as age, gender, primary diagnosis and mean GCS score at admission and mean duration of hospitalisation showed no effect on the rates of infection, but rates of total infection (41.1% vs. 25%), urinary (18.7% vs. 10.4%) and VIP (32.7% vs. 14.6%) were detected in Groups A and B. Statistically significant differences were found for the causative pathogens Pseudomonas (15.4% vs. 6.8%), Acinetobacter (18.2% vs. 12%) and Escherichia (8.9% vs. 2.1%); the mean duration of mechanical ventilation (15.01±16.681 vs. 12.22±17.595) and discharge with improvement (31.8% vs. 44.3%).
Conclusion: We detected that restructuring(such as acclimatization, educated staff, hepa filter) caused a significant decline in infection rates. Because ICU staff may be a major cause of infection, we believe that providing education and conducting effective surveillance programs will be the most important factors for reducing infection rates.

9.
Macintosh, McGrath MAC X-Blade ve GlideScope Videolaringoskopi Sırasında Uygulanan Krikoid Basıncın Laryngeal Görüntüye Etkisi
Effect of Cricoid Pressure on Laryngeal View During Macintosh, McGrath MAC X-Blade and GlideScope Video Laryngoscopies
Zehra İpek Arslan, Mine Solak
doi: 10.5152/TJAR.2017.57778  Sayfalar 361 - 366 (215 kere görüntülendi)
Amaç: Acil entübasyon gereken tok hastalarda krikoid basınç faydalıdır. Macintosh, McGrath MAC X-blade ve Glidescope videolaringoskop ile entübasyon sırasında uygulanan krikoid basıncın laringeal görüntü üzerine etkisini karşılaştırdık.
Yöntemler: İnsan araştırmaları etik kurul onayı ve yazılı aydınlatılmış hasta onamı alındıktan sonra çalışmaya (ASA I-II, 18-65 yaşında) entübasyon gerektiren elektif cerrahi operasyona alınacak 120 hasta dahil edildi. Hastalar, üç gruba ayrıldı (Macintosh, McGrath MAC ve Glidescope).
Bulgular: Grupların demografik ve havayolu verileri benzerdi. Macintosh ve McGrath MAC X-blade gruplarında krikoid basınç ile Cormack-Lehane evreleri iyileşti veya hiç değişmedi. Ancak, Glidescope grubunda laringeal görüntü 2 hastada iyileşti (%5), 12 hastada kötüleşti (%30) ve 26 hastada hiç değişmedi (%65) (p<0,001). Macintosh ve McGrath MAC X-bade gruplarının yerleştirme ve entübasyon süreleri benzerdi. Glidescope’un yerleştirme süreleri Macintosh ile benzer ancak McGrath MAC X-blade’den uzundu (p=0,02). Glidescope ile tracheal entübasyon diğer iki havayolu aracından uzun sürdü (p<0,001 ve p=0,003). Yerleştirme sonrası ortalama arter basınçları, (indüksiyon sonrası değerlerle karşılaştırıldığında) Macintosh ve Glidescope gruplarında belirgin yükseldi (p=0,004 ve p=0,001). Kalp hızları indüksiyon sonrası değerler ile kıyaslandığında üç grupta da artmıştır (p<0,001). Manevra gereksinimi ve minor postoperatif komplikasyonlar üç grupta da benzerdi.
Sonuç: Üç havayolu aracı da normal ve zor entübasyonda yararlı olmalarına rağmen, krikoid basınç Macintosh ve McGrath MAC X-Blade’in Cormack-Lehane evrelerini iyileştirirken, Glidescope’un Cormack-Lehane evrelemesini istatistiksel olarak belirgin kötüleştirmiştir.
Objective: Cricoid pressure is useful in fasted patients requiring emergency intubation. We compared the effect of cricoid pressure on laryngeal view during Macintosh, McGrath MAC X-Blade and GlideScope video laryngoscopy.
Methods: After obtaining approval from the Human Research Ethics Committee and written informed consent from patients, we enrolled 120 patients (American Society of Anesthesiologists I-II, age 18-65 years) undergoing elective surgery that required endotracheal intubation in this prospective randomised study. Patients were divided into three groups (Macintosh, McGrath MAC X-Blade and GlideScope).
Results: Demographic and airway variables were similar in the groups. Cormack-Lehane grades were improved or unchanged on using cricoid pressure in Macintosh and McGrath MAC X-Blade groups. However, laryngeal views worsened in 12 patients (30%), remained unchanged in 26 patients (65%) and improved in 2 patients (5%) in the GlideScope group (p<0.001). Insertion and intubation times for Macintosh and McGrath MAC X-Blade video laryngoscopes were similar. Insertion times for GlideScope and Macintosh video laryngoscopes were similar, but were longer than those for the McGrath MAC X-Blade video laryngoscope (p=0.02). Tracheal intubation took longer with the GlideScope video laryngoscope than with the other devices (p<0.001 and p=0.003). Mean arterial pressures after insertion increased significantly in Macintosh and GlideScope groups (p=0.004 and p=0.001, respectively) compared with post-induction values. Heart rates increased after insertion in all three groups compared with post-induction values (p<0.001). Need for optimisation manoeuvres and postoperative minor complications were comparable in all three groups.
Conclusion: Although all three devices are useful for normal or difficult intubation, cricoid pressure improved Cormack-Lehane grades of Macintosh and McGrath MAC X-Blade video laryngoscopes but statistically significantly worsened that of the GlideScope video laryngoscope.

10.
Koroner Arter Bypass Ameliyatı Boyunca Hastalarda Sol Ventrikül Boyutlarının Transözofagial Ekokardiyografi İle Değerlendirilmesi
Assessing Left Ventricular Dimensions in Patients During Coronary Artery Bypass Surgery by Transoesophageal Echocardiography
Daniel Bolliger, Corsin Poltera, Albert T. Cheung, Pierre Couture, Isabelle Michaux, Jan Poelaert, Sergey Preisman, Karl Skarvan, Giovanna Lurati Buse, Manfred D. Seeberger
doi: 10.5152/TJAR.2017.25483  Sayfalar 367 - 373 (193 kere görüntülendi)
Amaç: İntraoperatif transözofajiyal ekokardiyografi (TOE) için sol ventrikül (SV) diyastol sonu alanı (EDA) ve çapının (EDD) normal değerleri belirlenmemiştir. Bu çalışmanın amacı, koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı geçiren hastalarda yapılan intraoperatif TOE incelemeleri için SV EDA ve EDD aralıklarını tanımlamaktır.
Yöntemler: KABG ameliyatı geçiren hastalarda SV EDA ve EDD değerlerini rapor eden çalışmalar için bir MEDLINE araştırması yapıldı. Korunmuş SV fonksiyonu olan 333 anestezi ve ventilasyon uygulanmış hastanın (çalışma popülasyonu) bireysel verileri 8 çalışmadan elde edildi. Çalışma popülasyonundaki EDA ve hesaplanmış EDD değerleri, koroner arter hastalığı (KAH) olan 500 bilinçli hastayı içeren iki çalışmada transtorasik ekokardiyografi (TTE) kullanarak elde edilen özet EDD değerleri ile karşılaştırıldı. Ayrıca, önceden belirlenmiş faktörlerin EDD üzerindeki etkisi multivaryant regresyon modeli kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Anestezi altındaki KABG hastalarında TOE kullanılarak ölçülen EDA ve EDD değerleri sırasıyla 16,7±4,7 cm2 ve 4,6±0,6 cm olarak bulundu. Anestezi uygulanan hastalarda TOE ve EDD değerleri, bilinçli hastalar üzerinde yapılan iki çalışmada TTE kullanılarak ölçülen değerlere göre %10-%13 daha düşüktü (p<0,001). Vücut yüzey alanı, yaş ve fraksiyonel alan değişimi SV EDD’yi etkileyen faktörler olarak saptanırken, cinsiyetin etkilemediği görüldü.
Sonuç: Anestezi ve ventilasyon uygulanan KABG hastalarında intraoperatif TOE ile ölçülen SV EDD değerlerinin, bilinçli KAH hastalarında TTE ile ölçülen değerlere göre %10-%13 daha düşük olduğu izlendi. Bu sonuca göre, intraoperatif klinik kararlara rehberlik etmek için, intraoperatif TOE’ye özgü bağımsız normal değerler belirlenmelidir.
Objective: Normative values for left ventricular (LV) end-diastolic area (EDA) and diameter (EDD) for intra-operative transoesophageal echocardiography (TOE) have not been established. We aimed to define the ranges of LV EDA and EDD for intra-operative TOE examinations in patients undergoing coronary artery bypass graft (CABG) surgery.
Methods: A MEDLINE search for studies reporting LV EDA and EDD in patients undergoing CABG surgery was performed. Individual-level data set from 333 anaesthetised and ventilated patients with preserved LV function (study population) was obtained from eight studies. EDA and calculated EDD in the study population were compared with summary EDD values obtained using transthoracic echocardiography (TTE) in two studies of 500 awake patients with coronary artery disease (CAD). Further, the influence of pre-specified factors on EDD was evaluated in a multivariate regression model.
Results: The EDA and EDD values measured using TOE in the anaesthetised CABG patients were 16.7±4.7 cm2 and 4.6±0.6 cm, respectively. TOE values of EDD in anaesthetised patients were 10%-13% less than those measured using TTE in two studies of awake patients (p<0.001). Body surface area, age and fractional area change, but not sex were factors that affected LV EDD.
Conclusion: The values for LV EDD measured through intra-operative TOE in anaesthetised ventilated CABG patients were 10%-13% less than the corresponding values measured using TTE in awake CAD patients. This finding indicates that independent normative values specific for intra-operative TE should be established for guiding intra-operative clinical decisions.

11.
Çocukta Dev Mediastinal Kitlede Anestezi Deneyimi
Anaesthetic Management of a Child with a Massive Mediastinal Mass
Ayşe Çiğdem Tütüncü, Pınar Kendigelen, Güner Kaya
doi: 10.5152/TJAR.2017.81557  Sayfalar 374 - 376 (203 kere görüntülendi)
Timus, tiroid, akciğer, plevra, perikard, lenfatik sistemden kaynaklanan, beningn veya malign olabilen kitlelerdir. Kitle büyüdükçe çevre dokuda oluşturdukları bası etkisi nedeniyle solunumsal ve kardiyovasküler semptomlar ortaya çıkabilmektedir. Bu olgu sunumunda anterior mediastende bası etkisi oluşturan ve büyük bir kitlesi olan 6 aylık bebeğin anestezi yönetimi sunulacaktır.
Mediastinal masses are benign or malignant tumours that originate from the thymus, thyroid, lung, lymphoid system, pleura, or pericardium. Cardiovascular and respiratory symptoms may occur because of the compression of surrounding tissues along with growing mass. In this study, we present the anaesthetic management of a 6-month-old child having a massive anterior mediastinal mass that had a compressing effect.

OLGU SUNUMU
12.
Genç Kadınlarda Anti-N-Metil-D-Aspartat Reseptör Ensefaliti
Anti-N-Methyl-D-Aspartate Receptor Encephalitis in Young Females
Kamlesh Kumari, Neeru Sahni, Vimla Kumari, Vikas Saini
doi: 10.5152/TJAR.2017.74508  Sayfalar 377 - 379 (301 kere görüntülendi)
Anti-N-metil-D-aspartat (NMDA) reseptör ensefaliti genellikle over teratomuyla ilişkili immün aracılı bir hastalıktır. Anti-NMDA reseptör otoantikorları NMDA fonksiyonunu bozarak psikoz, nöbet ve otonom fonksiyon bozukluğu gelişimine yol açarlar. Hastalığın tedavisi altta yatan tümörün rezeksiyonunu ve immünosüpresyonu kapsar. Yavaş iyileşme süreci ve öngörülemeyen klinik seyir bu hastalarda yoğun bakım yönetimini zorlaştırmaktadır. Bu çalışmada over teratoma ile ilişkili anti-NMDA reseptör ensefaliti olan iki genç kadın hastanın yönetimi sunulmaktadır.
Anti-N-methyl-D-aspartate (NMDA) receptor encephalitis is an immune-mediated disease commonly associated with ovarian teratoma. Anti-NMDA receptor autoantibodies disrupt NMDA function leading to development of psychosis, seizures and autonomic dysfunction. Treatment includes resection of the underlying tumour and immunosuppression. Slow recovery and unpredictable clinical course makes intensive care management of these patients challenging. We report the management of two young female patients with anti-NMDA receptor encephalitis associated with ovarian teratoma.

EDITÖRE MEKTUP
13.
Food choking in a patient with congenital temporomandibular joint ankylosis
Takeshi Yano, Masahiko Taniguchi, Isao Tsuneyoshi
doi: 10.5152/TJAR.2017.45143  Sayfalar 380 - 381 (167 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

ÖZGÜN GÖRÜNTÜ
14.
A 61-Year-Old Caucasian Woman with Sarcoidosis
Jason Chertoff, Ali Ataya
doi: 10.5152/TJAR.2017.44522  Sayfalar 382 - 383 (178 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

15.
HAKEM LİSTESİ
REVIEWER LIST

Sayfa 384 (186 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin