Turk J Anaesthesiol Reanim: 45 (4)
Cilt: 45  Sayı: 4 - Ağustos 2017
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editörden
Editorial

Sayfa I (77 kere görüntülendi)

FORUM
2.
WHO Needs High FIO2?
Ozan Akça, Lorenzo Ball, F. Javier Belda, Peter Biro, Andrea Cortegiani, Arieh Eden, Carlos Ferrando, Luciano Gattinoni, Zeev Goldik, Cesare Gregoretti, Thomas Hachenberg, Göran Hedenstierna, Harriet W. Hopf, Thomas K. Hunt, Paolo Pelosi, Motaz Qadan, Daniel I. Sessler, Marina Soro, Mert Şentürk
doi: 10.5152/TJAR.2017.250701  Sayfalar 181 - 192 (500 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

KLINIK ARAŞTIRMA
3.
Yoğun Bakım Girişinde Serum D Vitamini Düzeyi ve Mortalite
Serum Vitamin D Level at ICU Admission and Mortality
Hakan Korkut Atalan, Bülent Güçyetmez
doi: 10.5152/TJAR.2017.60234  Sayfalar 193 - 196 (184 kere görüntülendi)
Amaç: Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini kemik ve kalsiyum metabolizmasının düzenlenmesinde majör bir rol oynar ve immün ve kardiovasküler sistem üzerinde etkilere sahiptir. D vitamini eksikliği genel populasyonun yanı sıra kritik hastalarda da sık görülür ve morbidite ve mortaliteyi arttırdığı bildirilmiştir. Bizim amacımız yoğun bakım girişindeki D vitamini düzeyi ile mortalite ilişkisini araştırmaktı.
Yöntemler: Ocak 2014 ile Ocak 2015 arasında yoğun bakıma alınmış toplam 491 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. 18 yaşın altında, elektif cerrahi hastaları ve serum D vitamini düzeyleri ve hastane çıkış statüleri bilinmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların yaş, cinsiyet, APACHE II skoru, yetersiz organ sayısı, yoğun bakım girişindeki D vitamini düzeyi ve mortalite kaydedildi.
Bulgular: 166 (%77,1) hastanın yoğun bakım girişindeki serum D vitamini düzeyi düşüktü (<25 ng dL-1). Ölen hastalarda APACHE II skoru ve yetersiz organ sayısı yaşayan hastalardan anlamlı yüksekti (p<0,001; p<0,001). Yoğun bakım girişindeki D vitamin düzeyi ile APACHE II skoru arasında negatif korelasyon tespit edildi (r2=0,04 p=0,006). Multivariate analizde, APACHE II skorunun 24'e eşit ve üstünde olması ve organ yetersizliği sayısının 2'ye eşit ve üstünde olması mortalite ihtimalini sırasıyla 9,8 kat (4,2-17,6) ve 8,9 kat (3,9-14,1) arttırmaktaydı (p<0,001 p<0,001).
Sonuç: D vitamin eksikliği yoğun bakım hastalarında sıklıkla görülmektedir. D vitamini düzeyi mortalite için bağımsız belirleyici bir faktör olmamasına rağmen yoğun bakım girişindeki kötü klinik durum ile ilişkili olabilir. APACHE II skoru ve organ yetersizliği ise artmış mortalite için hala önemli parametrelerdir.
Objective: Vitamin D is a fat-soluble vitamin that plays a major role in the regulation of bone and calcium metabolism and has effects on the immune and cardiovascular systems. Vitamin D deficiency is commonly seen in the general population as well as in critically ill patients and is reported to be associated with increased mortality and morbidity. Our aim was to determine the relationship between vitamin D level at ICU admission and mortality.
Methods: A total of 491 patients admitted to the ICU between January 2014 and January 2015 were evaluated retrospectively. The patients who were under 18 years old, had elective surgery, or whose serum vitamin D levels and outcomes were unknown were excluded. The patient's age, gender, APACHE II score, number of organ dysfunction, serum vitamin D level at ICU admission and outcomes were recorded.
Results: Vitamin D level was low (<25 ng dL-1) in 166 (77.1%) of the patients. In non-survivor patients, APACHE II score and the number of organ dysfunction were significantly higher than the survivor patients (p<0.001 and p<0.001). There was a negative correlation between vitamin D level and APACHE II score (r2=0.04, p=0.006). In multivariate analyses, the likelihood of mortality was increased 9.8-fold (range 4.2–17.6) and 8.9-fold (range 3.9–14.1) with an APACHE II score ≥24 and the number of organ dysfunction ≥2, respectively (p<0.001 and p<0.001).
Conclusion: Vitamin D deficiency is commonly seen in intensive care patients. Although it is not an independently decisive factor for mortality, it might be related with poor clinical status at ICU admission. The APACHE II score and number of organ dysfunction are still important parameters for increased mortality.

DENEYSEL ARAŞTIRMA
4.
Gündüz Uygulanan İzofluran Anestezisi Beyinde ve Periferik Bir Organ Olan Karaciğerde Sirkadiyen Saat Genlerini Baskılar
Day-Time Isoflurane Administration Suppresses Circadian Gene Expressions in Both the Brain and a Peripheral Organ, Liver
Necati Gökmen, İbrahim Barış, Elvan Öçmen, Osman Yılmaz, Ali Günerli, İbrahim Halil Kavaklı
doi: 10.5152/TJAR.2017.68466  Sayfalar 197 - 202 (133 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada aydınlık-karanlık siklusunda tutulan ratlarda ışık ve izofluran uygulanma zamanının beyin ve karaciğer dokularında sirkadiyen saat gen ekspresyonuna etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Yöntemler: Yetmiş iki adet 15 günlük rat dört gruba ayrıldı. Tüm hayvanlar 6 saat boyunca %1,5 izofluran veya 6 L dk-1 O2 uygulandı (Zeitgeber Time (ZT) 0-ZT06 (gündüz) veya ZT12-ZT18 (gece) saatleri arasında). Altı saat anestezi sonrası ratlar dört saatlik aralarla sakrifiye edildi. Karaciğer ve beyin dokularından total RNA izole edildi. Kalitatif RT-PCR kullanılarak saat gen ekspresyonu yapıldı.
Bulgular: Beyin ve karaciğer dokusundaki Bmal1, Clock, Per2 ve Cry2 gen ekspresyonu gündüz anestezisi sonrası belirgin olarak baskılandı. Fakat gece anestezisi gen ekspresyonunda sadece geçici bir baskılanmaya neden oldu.
Sonuç: İzofluranın sirkadiyen ritim üzerindeki etkisi zamana bağlıdır ve gece uygulanan izofluran anestezisi sirkadiyen saat gen ekspresyonunu minimal etkilemektedir. Ayrıca izofluran uygulanan ratlar normal gece/gündüz siklusunda tutulduğunda muhtemelen ışığın etkisi ile izoflurana bağlı faz kayması gözlenmemektedir.
Objective: The aim of this study is to investigate the effects of light and administration time of isoflurane on circadian gene expression in the brains and liver tissues of rats kept in light-dark cycle.
Methods: Seventy two 15-days-old rats pups were divided into four groups. All animals were exposed to 1.5% concentration of isoflurane or to 6 L min-1 O2 for six hours between Zeitgeber Time (ZT) 0-ZT06 (day-time administration) or ZT12-ZT18 (night-time administration). Rats were sacrificed after six hours of anaesthesia with four-hour time intervals. Total RNA was isolated from brains and liver tissues. Circadian gene expression was examined using quantitative real-time Reverse transcription polymerase chain reaction (RT-PCR).
Results: BMAL1, CLOCK, PER2 and CRY2 gene expression levels were markedly suppressed after day-time anaesthesia in the both brain and liver, but night-time administration caused only temporary suppression of gene expression.
Conclusion: The effect of isoflurane on the circadian clock is time-dependent, and administered isoflurane anaesthesia at night had minimal effect on clock gene expression. Additionally, when the treated animals were kept in a regular light-dark cycle, isoflurane- induced phase shift was not observed, possibly because of the light.

KLINIK ARAŞTIRMA
5.
Radikal Sistektomi Operasyonlarında Kombine Genel/Epidural Anestezi ile Genel Anestezinin Serum Sitokin Düzeylerine Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparing the Effects of Combined General/Epidural Anaesthesia and General Anaesthesia on Serum Cytokine Levels in Radical Cystectomy
Meltem Savran Karadeniz, Orkhan Mammadov, Hayriye Şentürk Çiftci, Sebahat Akgül Usta, Kamil Pembeci
doi: 10.5152/TJAR.2017.13285  Sayfalar 203 - 209 (160 kere görüntülendi)
Amaç: Majör onkolojik girişimlerde cerrahi stres genel anestezi (GA) ile birlikte immün sistemi baskılayarak kanser hücrelerinin büyümesine ve mikro metastazların gelişimine yol açmaktadır. Epidural analjezi duysal blok oluşturarak operasyon boyunca hastaların inhalasyon ajanı ve opioid ihtiyaçlarını azaltır; postoperatif dönemde ise ağrı kontrolü sağlayarak nöroendokrin stres yanıtı baskılar. Bu çalışmanın amacı radikal sistektomi operasyonu geçiren hastalarda kombine genel/epidural anestezi (GEA) + hasta kontrollü epidural analjezi (HKEA) ile GA + hasta kontrollü IV analjezi (HKIVA)’nin serum tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-α), interlökin-1beta (IL-1β), interferon- gama (IFN-ϒ) düzeyleri üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktır.
Yöntemler: Radikal sistektomi operasyonu geçiren 65 hasta bu prospektif çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize 2 gruba ayrıldı. Grup GEA’ya kombine GEA+ postoperatif HKEA (%0,1 bupivakain+ 1 μg mL-1 fentanil solüsyonu), Grup GA’ya GA+ postoperatif HKIVA (0,3 mg mL-1 morfin solüsyonu ) uygulandı. Tüm hastaların sitokin yanıtlarını değerlendirmek üzere preoperatif, postoperatif 1. ve 24. saatlerde kan örnekleri toplandı.
Bulgular: Serum TNF-α, IL1-β, IFN-γ düzeyleri preoperatif, postoperatif 1. ve 24. saatlerde grup GA ve grup GEA’da benzer bulundu. Grup GEA’da hastaların intraoperatif remifentanil tüketimleri istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük ve hastanede kalış süreleri kısaydı (p<0,05).
Sonuç: Serum sitokin seviyeleri açısından iki anestezi yönetimi arasında fark gözlenmedi. Fakat intraoperatif narkotik analjezik tüketimlerinin düşük olması, kısa hastane kalış süreleri açısından kombine GEA + HKEA majör cerrahilerde üstünlük sağladığını düşünmekteyiz.
Objective: Surgical stress combined with general anaesthesia (GA) suppresses the immune system and leads to cancer cell growth and premature metastasis in major oncological interventions. Epidural analgesia decreases the need for inhalation agents and opioids during surgery by suppressing sympathetic and neuroendocrine responses in the postoperative period. This study aimed to compare the effects of combined general/epidural anaesthesia (GEA)+patient-controlled epidural analgesia (PCEA) and GA+IV patient-controlled analgesia (PCA) on serum tumour necrosis factor-alpha TNF-α), interleukin-1 beta (IL-1β) and interferon-gamma (IFN-γ) levels in patients undergoing radical cystectomy.
Methods: Sixty-five patients were enrolled in this prospective study. Patients were randomly enrolled to the GEA group, i.e., combined GEA+ PCEA (0.1% bupivacaine+1 μg mL−1 fentanyl), and the GA group, namely combined GA+IV PCA (0.03 mg mL−1 morphine). To evaluate the cytokine response, blood samples were collected at preoperative, postoperative 1st and 24th hours.
Results: There was no statistically significant difference in serum TNF-α, IL-1β and IFN-γ levels between groups GA and GEA at preoperative and postoperative 1st hour and 24th hour. Total remifentanil consumption was significantly lower and length of hospital stay was significantly shorter in the GEA group than in the GA group (p<0.05).
Conclusion: There is no difference between two anaesthesia methods in terms of serum cytokine levels; however, combined GEA+PCEA technique appeared to be superior to GA+IV PCA because of lower intraoperative narcotic analgesic consumption and shorter hospital stay.

6.
Sıvı Yanıtının Tahmin Edilmesinde Atım Hacmi Değişimi (SVV) ile Karşılaştırıldığında Nabız Basıncı Değişiminin (PPV) Geçerliliği
Validity of Pulse Pressure Variation (PPV) Compared with Stroke Volume Variation (SVV) in Predicting Fluid Responsiveness
Abhisekh Rathore, Shalendra Singh, Ritesh Lamsal, Priya Taank, Debashish Paul
doi: 10.5152/TJAR.2017.04568  Sayfalar 210 - 217 (173 kere görüntülendi)
Amaç: Günümüzde anestezi pratiğinde, büyük ameliyatlarda ve ağır hastalarda sıvı durumunun değerlendirilmesi için kullanılan statik izlem yöntemlerinin yerini, daha doğru sonuçlar veren dinamik izlemler almıştır. Nabız basıncı değişimi (PPV) ve sistolik basınç değişimi (SPV) sıvı yanıtını değerlendirmek amacıyla yaygın bir şekilde kullanılan dinamik indekslerdir.
Yöntemler: Bu prospektif gözlemsel çalışmada, major cerrahi geçirecek 50 hastada anestezi indüksiyonundan ve 500 mL izotonik verildikten sonra PPV ve SPV monitörize edildi. Bolus sıvı uygulamasını takiben, %15’ten fazla kardiyak debisi artışı olan hastalar yanıt verenler olarak, %15’ten daha az artışı olanlar ise yanıt vermeyenler olarak sınıflandırıldılar.
Bulgular: Yanıt verenler ve vermeyenler arasında kalp atım hızı (HR), ortalama arter basıncı (MAP), PPV, SVV, santral venöz basınç (CVP) ve kardiyak indeks (CI) açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Bolus sıvı uygulaması öncesinde, atım hacmi yanıt verenlerde anlamlı derecede daha düşüktü (p=0,030). Bolus sıvı uygulaması sonrasında, MAP yanıt verenlerde anlamlı ölçüde daha yüksek bulundu, ancak HR, CVP, CI, PPV ve SVV açısından anlamlı fark gözlenmedi. Bolus sıvı uygulaması öncesinde ve sonrasında, hem yanıt veren hem de yanıt vermeyen hastalarda, PPV değeri ile SVV değeri arasında güçlü bir ilişki saptandı.
Sonuç: PPV ve SVV sıvı yüklenmesine verilen kardiyak yanıtı tahmin etmede yararlıdır. Hem yanıt veren hem de vermeyen hastalarda PPV, SVV ile kıyaslandığında, sıvı yanıtı ile daha fazla ilişkilidir.
Objective: Static monitors for assessing the fluid status during major surgeries and in critically ill patients have been gradually replaced by more accurate dynamic monitors in modern-day anaesthesia practice. Pulse pressure variation (PPV) and systolic pressure variation (SPV) are the two commonly used dynamic indices for assessing fluid responsiveness.
Methods: In this prospective observational study, 50 patients undergoing major surgeries were monitored for PPV and SPV: after the induction of anaesthesia and after the administration of 500 mL of isotonic crystalloid bolus. Following the fluid bolus, patients with a cardiac output increase of more than 15% were classified as responders and those with an increase of less than 15% were classified as non-responders.
Results: There were no significant differences in the heart rate (HR), mean arterial pressure (MAP), PPV, SVV, central venous pressure (CVP) and cardiac index (CI) between responders and non-responders. Before fluid bolus, the stroke volume was significantly lower in responders (p=0.030). After fluid bolus, MAP was significantly higher in responders but there were no significant changes in HR, CVP, CI, PPV and SVV. In both responders and non-responders, PPV strongly correlated with SVV before and after fluid bolus.
Conclusion: Both PPV and SVV are useful to predict cardiac response to fluid loading. In both responders and non-responders, PPV has a greater association with fluid responsiveness than SVV.

7.
Artroskopik Diz Cerrahisi Sonrasında Ağrının Giderilmesi: Ultrason Eşliğinde Femoral Sinir Bloğu mu, Addüktör Kanal Bloğu mu?
Relieving Pain After Arthroscopic Knee Surgery: Ultrasound-Guided Femoral Nerve Block or Adductor Canal Block?
Poupak Rahimzade, Hamid Reza Faiz, Farnad Imani, Geoffrey Grant Hobika, Armaghan Abbasi, Nader D. Nader
doi: 10.5152/TJAR.2017.00868  Sayfalar 218 - 224 (189 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmanın amacı artroskopik diz cerrahisi sonrasında kullanılan femoral sinir bloğu (FSB) ve addüktör kanal bloğunun (AKB) analjezik etkilerini karşılaştırmaktır.
Yöntemler: Bu prospektif randomize klinik çalışmaya artroskopik diz ameliyatı geçiren 92 hasta dahil edildi. Ağrıyı dindirmek amacıyla cerrahiden hemen sonra ultrason eşliğinde FSB veya AKB uygulandı. Bloğun hemen ardından ve 3., 6., 12. ve 24. saatlerde vizüel analog skalası (VAS) ve modifiye sedasyon-ajitasyon skalası (SAS) skorları kaydedildi ve analiz edildi. Aynı zamanda Likert tipi hasta anketi kullanılarak memnuniyet düzeyi de değerlendirildi.
Bulgular: VAS skorları her iki sinir bloğundan hemen sonra 5,6±1,2’den 4,1±0,8’ye düştü ve 3 saat içerisinde FSB grubunda 2,0±0,6’ya ve AKB grubunda 3.4±1.0 değerine kadar düştü (p=0,014). AKB grubu ile kıyaslandığında, ağrı kontrolünün kalitesinden memnuniyet duyma oranı FSB grubunda daha yüksekti. Ek olarak, AKB grubundaki hastalarda ilave analjezi ihtiyacının, FSB grubundaki hastalara göre daha yüksek olduğu görüldü.
Sonuç: Çalışmanın sonucuna göre, artroskopik diz cerrahisi sonrasında FSB daha yoğun analjezi ve AKB ile kıyaslandığında bu hastalarda daha az analjezik gereksinimi görülmüştür. Ayrıca daha yüksek memnuniyet skorları, FSB uygulanan hastalarda daha iyi analjezi sağlandığını göstermiştir.
Objective: To compare the analgesic effects of femoral nerve block (FNB) and adductor canal block (ACB) after arthroscopic knee surgery.
Methods: This was a prospective randomised clinical trial that enrolled 92 patients undergoing arthroscopic knee surgery. Ultrasound- guided FNB or ACB was performed immediately after surgery for pain relief. Visual analogue scale (VAS) scores and modified sedation-agitation scale (SAS) were recorded and analysed immediately following block and at 3, 6, 12 and 24 hours. The satisfaction level was also evaluated using a Likert-based patient questionnaire.
Results: VAS scores decreased to 4.1±0.8 from 5.6±1.2 immediately after any nerve block, and within 3 hours, they continued to decrease to 2.0±0.6 in the FNB group and 3.4±1.0 in the ACB group (P=0.014). More patients in the FNB group were satisfied with the quality of the pain control compared to the ACB group. Additionally, patients in the ACB group required more supplemental analgesia compared to the FNB group.
Conclusion: This study demonstrated that patients with FNB had denser analgesia after arthroscopic knee surgery and had less analgesic requirement compared with ACB. Greater satisfaction scores also reflected superior analgesia in patients receiving FNB.

8.
Pre-operatif Havayolu Değerlendirmesi ve Dokümantasyonu İçin FRONT Formülü ile İlgili Klinik Deneyimler: Çok Merkezli Bir Çalışma
Clinical Experiences with the FRONT Formula for Pre-Operative Airway Assessment and Documentation: a Multi-Centre Study
Calin Mitre, Ileana Mitre, Zoltán Gyöngyösi, Béla Fülesdi, Claudiu Zdrehus, Caius Breazu, Peter Biro
doi: 10.5152/TJAR.2017.97992  Sayfalar 225 - 230 (181 kere görüntülendi)
Amaç: Zor havayolunun tahmini genel anestezi öncesindeki en önemli zorluklardan birisidir. Bu çalışmanın amacı son zamanlarda geliştirilen bir skorlama sistemi olan FRONT skorun klinik yararlılığını değerlendirmektir.
Yöntemler: Bu çok merkezli, inter-observer (gözlemciler arası), prospektif ve çift-kör çalışmaya iki üniversite hastanesindeki 976 hasta dahil edildi. Hastaların pre-operatif değerlendirmeleri havayolu yönetiminde beklenen zorluğu değerlendiren ve skorlayan anestezi uzmanlarından oluşan bir ekip (A) tarafından gerçekleştirildi. Bu A ekibinden bağımsız bir şekilde çalışan intraoperatif hava yolunu değerlendiren diğer ekipte (B) gerçek havayolu enstrümantasyonunu yaptı ve gerçek bulguları puanladılar. Her iki takım da FRONT skorlama sistemini kullandılar ve kör değerlendirme yapmak için birbirinden bağımsız çalıştılar. Pre- and intra-operatif FRONT skorlarının istatiksel analizi çevrimdışı kör olarak yapıldı.
Bulgular: Çalışma sonuçlarımıza göre, pre-operatif karma FRONT skoru ile indüksiyon aşamasında gözlemlenen skor arasında kayda değer ve umut verici bir ilişki vardır (Spearman=0,43). Skor ögeleri arasında en iyi korelasyon F ve R ögeleri (sırasıyla kappa=0,44 ve 0,36) için ve en kötü korelasyon O ve T ögeleri (sırasıyla kappa=0,25 ve 0,24) için gözlenmiştir.
Sonuç: Havayolu durumunun tahmini ve dokümantasyonu için kullanılan FRONT formülü havayolu yönetimi zorluklarını değerlendirmek ve tanımlamak için basit ve etkili bir yöntemdir. Sistemin duyarlılığını ve özgüllüğünü değerlendirmek için başka prospektif çalışmalara gereksinim vardır.
Objective: The prediction of difficult airway is one of the most important challenges before general anaesthesia. This study aimed to assess the clinical usefulness of the FRONT score, a recently developed scoring system to predict and document airway difficulties.
Methods: This multi-centre, inter-observer, prospective and double- blinded study included 976 patients from two university centres. The pre-operative evaluation of the patients was performed by a pre-operative team of anaesthesiologists (team A) who evaluated and scored the expected difficulty of airway management. An intra-operative team of evaluators (team B) working independently of team A, performed the actual instrumentation of the airway and scored the actual findings. Both teams used the FRONT scoring system and worked independently of each other to ensure blinded assessments. The statistical analysis of the preand intra-operative FRONT scores was performed in an off-line blinded manner.
Results: Our results show a fair and promising association between pre-operative composite FRONT score and that observed at the induction phase (Spearman=0.43). Among the score components, the best correlation was observed for the F and R components (kappa=0.44 and 0.36, respectively), and the worse correlation was observed for the O and T components (kappa=0.25 and 0.24, respectively).
Conclusion: The FRONT formula for the prediction and documentation of the airway status is a simple and effective method for assessing and defining airway management difficulties. Further prospective studies are required to assess the sensitivity and specificity of the system.

OLGU SUNUMU
9.
Peribulber Blok Komplikasyonu: Beyinsapı Anestezisi
Complication of Peribulbar Block: Brainstem Anaesthesia
Leyla Kazancıoğlu, Şule Batçık, Hızır Kazdal, Ahmet Şen, Berrak Şekeryapan Gediz, Başar Erdivanlı
doi: 10.5152/TJAR.2017.95881  Sayfalar 231 - 233 (151 kere görüntülendi)
Peribulber blok ile kas konusu dışına lokal anestezik madde verilerek gözde anestezi ve akinezi sağlanmaktadır. Katarakt cerrahisi planlanan bir hastada peribulber alana 6 mL %2 lidokain hidroklorid enjekte edildi. Enjeksiyondan sonra konfüzyon, tansiyon düşüklüğü, kontrolateral pupil dilatasyonu, bilinç kaybı ile birlikte solunum arresti gelişti. Endotrakeal entübasyon yapılarak 30 dakika boyunca mekanik ventilasyon uygulanan hasta, bilincinin açılması üzerine ekstübe edildi. Hasta bilinci açık, oryante, koopere, spontan soluyarak gözlem amacıyla anestezi yoğun bakım ünitesine transfer edildi. Peribulber bloğa bağlı beyin sapı anestezisi oldukça nadir görülmesine karşın bu işlem, monitorizasyon altında ve resüsitasyon araçlarının bulundurularak uygulanmalıdır.
Peribulbar block is used to obtain anaesthesia and akinesia of the eye by injecting a local anaesthetic around the musclecone. A patient scheduled for cataract surgery received peribulbar block with 6 mL of 2% lidocaine hydrochloride. Following the injection, confusion, hypotension and dilatation of the contralateral pupil rapidly progressed to loss of consciousness and respiratory arrest. The patient was intubated and mechanically ventilated for 30 min. The patient regained her consciousness, was extubated and transferred to the intensive care unit for further follow-up. Although brainstem anaesthesia because of peribulbar block is very rare, this procedure should be performed with complete monitorisation and resuscitation equipment.

10.
Anestezik Destek Gerektiren Gebeliğe Özgü Karaciğer Hastalığı: Şiddetli Hiperemezis Gravidarumlu Bir Olgu
Unique Liver Disease of Pregnancy Requiring Anaesthesia Support: A Case with Severe Hyperemesis Gravidarum
Berrin Günaydın, Aykut Özek, Naciye Türk Özterlemez, Ayça Taş Tuna
doi: 10.5152/TJAR.2017.65768  Sayfalar 234 - 236 (162 kere görüntülendi)
Hiperemezis gravidarum (HG), gebelik sırasında sıkça görülen karaciğer hastalıklarından biridir. Hafif olgular zaman içerisinde kendiliğinden düzelebilir ancak şiddetli olgularda semptomların hafiflemesi için genellikle destekleyici medikal tedavi gerekir. Ayrıca, devam eden bulantı-kusma, dehidratasyon ve tedaviye dirençli kilo kaybı olan ciddi olgularda ayırıcı tanı gerekebilir. Herhangi bir gastrointestinal patolojiyi ekarte etmek için, ilk başarısız sedasyonsuz uyanık endoskopi girişiminden sonra bu olgu anestezi kliniğine sevk edildi. Bu nedenle, bu yazıda şiddetli HG'li gebede endoskopi için uygulanan anestezik yaklaşımı sunuldu.
Hyperemesis gravidarum (HG) is one of the common unique liver diseases that occurs during pregnancy. Mild cases can be spontaneously resolved in time but severe cases usually require supportive medical treatment to relieve symptoms. Moreover, differential diagnosis may be required in severe cases that manifest with persistent nausea–vomiting, dehydration and weight loss refractory to treatment. Thus, to rule out any gastrointestinal pathology, this case was referred to the outpatient anaesthesia clinic after the first unsuccessful awake endoscopy attempt without sedation. Therefore, anaesthetic support for endoscopy of a pregnant woman with severe HG was presented in this case report.

EDITÖRE MEKTUP
11.
Sürekli Hemodiafiltrasyon Süresince Kan Pürifikasyon Cihazından Gelen Alarmların Analizi
Analysis of the Alarms From a Blood Purification Machine During Continuous Haemodiafiltration
Takeshi Yano, Hiroyuki Fukumoto, Masahiko Taniguchi, Isao Tsuneyoshi
doi: 10.5152/TJAR.2016.92260  Sayfalar 237 - 238 (114 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

12.
İntraabdominal ve Trokar Bölgesine Lokal Anestezik İnfiltrasyonunun Laparskopik Kolesistektomi Sonrası Postoperatif Ağnaljeziye Etkisinin Karşılaştırılması Üzerine Yorumlar
Comment on: Comparison of Intraabdominal and Trocar Site Local Anaesthetic Infiltration Efficacy on Postoperative Analgesia After Laparoscopic Cholecystectomy
Raghuraman M S
doi: 10.5152/TJAR.2017.43078  Sayfalar 239 - 240 (137 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

13.
Re: Comment on: Comparison of Intraabdominal and Trocar Site Local Anaesthetic Infiltration on Postoperative Analgesia After Laparoscopic Cholecystectomy
Gülsüm Altuntaş, Ömer Taylan Akkaya, Derya Özkan, Mehmet Murat Sayın, Şener Balas, Elif Özlü
doi: 10.5152/TJAR.2017.180401  Sayfalar 240 - 241 (164 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

14.
Pasif Sigara İçiciliği Anesteziden Derlenmeyi de Etkiler
Passive Smoking Also Affects Recovery from Anaesthesia
Ömer Lütfi Erhan, Abdurrahman İleri, Oğuz Kağan Bulut, Ayşe Belin Özer
doi: 10.5152/TJAR.2017.46656  Sayfalar 242 - 243 (341 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

15.
Re: Passive Smoking Also Affects Recovery from Anaesthesia
Ömür Öztürk, Gülbin Yalçın Sezen, Handan Ankaralı, Onur Özlü, Yavuz Demiraran, Hakan Ateş, Burhan Dost
doi: 10.5152/TJAR.010801  Sayfa 243 (109 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

ÖZGÜN GÖRÜNTÜ
16.
Akut İnterstisyel Pnömonisi Olan 45 Yaşında Bir Kadın (Hamman–Rich Sendromu) Hasta
A 45-Year-Old Woman with Acute Interstitial Pneumonia (Hamman–Rich Syndrome)
Jason Chertoff, Hassan Alnuaimat
doi: 10.5152/TJAR.2017.98105  Sayfa 244 (166 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin