Turk J Anaesthesiol Reanim: 44 (5)
Cilt: 44  Sayı: 5 - Ekim 2016
Özetleri Gizle | << Geri
1.
What is the Goal of Fluid Management “Optimization”?
Giorgio Della Rocca, Luigi Vetrugno
doi: 10.5152/TJAR.2016.005  Sayfalar 224 - 226
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

2.
Fluid Therapy in Thoracic Surgery: A Zero-Balance Target is Always Best!
Marc Licker, Frédéric Triponez, Christoph Ellenberger, Wolfram Karenovics
doi: 10.5152/TJAR.2016.006  Sayfalar 227 - 229
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

3.
Less Fluids and a More Physiological Approach
Marc Licker, Frédéric Triponez, Christoph Ellenberger, Wolfram Karenovics
doi: 10.5152/TJAR.2016.007  Sayfalar 230 - 232
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

4.
Fluid Therapy Today: Where are We?
Giorgio Della Rocca, Luigi Vetrugno
doi: 10.5152/TJAR.2016.009  Sayfalar 233 - 235
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

KLINIK ARAŞTIRMA
5.
Yoğun Bakımda Elektrik ve Manyetik Alan Maruziyetinin Değerlendirilmesi
Analyzing Exposures to Electromagnetic Fields in an Intensive Care Unit
Necati Gökmen, Sabri Erdem, Kadir Atilla Toker, Elvan Öçmen, Başak Ilgım Gökmen, Ahmet Özkurt
doi: 10.5152/TJAR.2016.98470  Sayfalar 236 - 240
Amaç: Bu çalışmada bir hastanede elektrik ve manyetik alanlar açısından en tehlikeli bölge olan yoğun bakımda bu alanların ölçümü amaçlanmıştır. Bu çalışma Türkiye’ deki yoğun bakımlardaki elektromanyetik alanların ölçümü açısından yeni bir çalışmadır.
Yöntemler: Yüksek frekanslı elektromanyetik alanın absolü ve sınır değerlerini ölçebilen bir radyasyon metre ile (SM-3006) yoğun bakım ünitesinde ölçüm yapıldı. Ölçüm noktası olarak bir insanın en fazla elektromagnetik alana maruz kalabileceği düşünülen yer seçildi. Manyetik alanın ölçümlerinde V/m’ ler kullanılarak 5929 değerlendirme yapıldı.
Bulgular: Ölçümlerde elektromanyetik alan frekansının 47 MHz ile 2.5 GHz arasında değiştiği ve ölçüm noktasında 17 frekans aralığı olduğu bulunmuştur. Yapılan ölçüm sonuçlarına göre güvenlik limitleri aşılmamıştı. Ayrıca mobil telekominikasyonun en çok manyetik alan oluşturan neden olduğu saptanmıştır.
Sonuç: Yoğun bakımlarda manyetik alan ölçümlerini farklı frekanslardan da yapan daha ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır.
Objective: In this study we conducted a numerical analysis of exposure to electric and magnetic fields (EMFs) in a hospital’s intensive care unit that is the one of the most crucial one in terms of hazardous areas among all service units. This study is new for measuring electromagnetic fields in an intensive care unit as well as other healthcare services in Turkey.
Methods: We measure the electromagnetic field in the intensive care unit with SRM-3006 (selective radiation meter) which is used for measurement of the absolute and the limit values of high frequency electromagnetic field. The measurement point has been chosen to represent the highest levels of exposure to which a person might be subjected. We obtain dataset, which involves 5929 observations with 96 extreme values, through measuring the magnetic field in terms of V/m.
Results: The measurements show the frequency varies from 47 MHz to 2.5 GHz as 17 frequency ranges at the measurement point as well. According to findings, the reference safety limit of maximum was not exceeded. However, it is also found that mobile telecommunication is the most critical one for causing magnetic fields.
Conclusion: Further studies need to be performed with different frequency antennas to assess the electromagnetic fields in intensive care units.

6.
Tiroidektomi sırasında baş pozisyonunun serebral oksijenizasyon ve kan akım hızı üzerine etkisi
Effects of head position on cerebral oxygenation and blood flow velocity during thyroidectomy
Ayten Saracoglu, Demet Altun, Aysen Yavru, Nihat Aksakal, Ismail Cem Sormaz, Emre Camci
doi: 10.5152/TJAR.2016.77598  Sayfalar 241 - 246
Amaç: Boyun ekstansiyonu intra ve ekstra kranial arterlerde kan akışını belirlemede yardımcı olabilir ama tartışmalı bir konudur.
Biz tiroid ameliyatı sırasında baş pozisyonuna bağlı olarak oluşan beyin kan akımı değişikliklerini karotis Doppler incelemesi ve rejyonel oksijen saturasyonundaki değişiklik ile göstermeyi amaçladık.
Yöntemler: Hastalara tiroidektomi için son pozisyon hali olan 30 °semi Fowler pozisyonunda baş ve boyun ekstansiyonda olacak şekilde pozisyon verildi. Common karotis arterdeki tepe sistolik hız, ortalama hız, arteryel çap ve kan akım hacmindeki değişiklikler hesaplandı. Her iki taraf bölgesel beyin oksijen saturasyon değerleri sürekli olarak kaydedildi.
Bulgular: Ameliyatın sonunda common karotis arterdeki tepe sistolik hız, ortalama hız ve kan akım hacmi başlangıçtaki bazal değerlere göre anlamlı derecede azalmış olarak saptandı (p<0.001).
Heriki sol ve sağ serebral oksimetri değerlerinde indüksiyon sonrasında anlamlı olarak artış gözlendi ve artmış serebral oksimetri değerleri operasyon sonunda kalıcı olarak devam etti (p<0.001).
Indüksiyon sonrası ve ameliyat sonunda common karotis arterde tepe sistolik hız, ortalama hız, arteryel çap ve kan akım hacminde gözlenen değişiklikler yaş, vücut kitle indeksi, ameliyat süresi ve anestezi süresiyle ilişkili bulunmadı.
Sonuç: Tiroidektomi için verilen baş ve boyun ekstansiyonu karotis kan akımı ve beyin oksijenizasyonunu kademeli olarak olumsuz olarak etkilemekte ve özellikle ameliyat sonunda belirgin hale gelmektedir.
Sonuç olarak, serebral perfüzyon basıncını korumak ve serebral kan akımının devamlılığını sağlamak önemlidir.
Objective: Determining the blood flow through intra and extra-cranial arteries during neck extension may be helpful but is a controversial issue.
We aimed to elucidate the changes in cerebral blood flow related to head positioning during thyroid surgery by carotid Doppler examination and regional oxygen saturation variations.
Methods: Patients were positioned with a final position of thyroidectomy consisting a 30° semi Fowler with the extension of neck and head. Values of peak systolic velocity, average velocity, arterial diameter and blood flow volume of the common carotid artery were calculated. Bilateral regional cerebral oxygen saturation were monitored continuously.
Results: At the end of the operation, peak systolic velocity, average velocity and blood flowvolume of the common carotid artery decreased significantly compared to the baseline measurement (p<0.001).
Both left and right cerebral oximetry measurements showed a significant increase after induction and the increased oxymetric values persisted at the end of the operation (p<0.001). Age, body mass index, surgical duration and anaesthesia duration were found not to be correlated with the changes occurred in the values of peak systolic velocity, average velocity, arterial diameter, blood flow volume of the common carotid artery, left and right regional cerebral oxygen saturation after induction and at the end of surgery.
Conclusion: The head and neck extension given for thyroidectomy negatively affect carotid blood flow and cerebral oxygenation gradually and become pronounced especially at the end of surgery.
In conclusion, it is important to maintain the cerebral perfusion pressure and cerebral blood flow.

DIĞER
7.
Genel Anestezide Serebral Oksimetre
Cerebral Oximetry in General Anaesthesia
Tamás Végh
doi: 10.5152/TJAR.2016.26092016  Sayfalar 247 - 249
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

KLINIK ARAŞTIRMA
8.
Nevşehir İl Merkezinde Yaşayan Halkın Organ Bağışı ve Nakli Konusundaki Bilgi ve Tutumları
Knowledge Levels and Attitudes of People Living in the City Centre of Nevşehir on Organ Donation and Transplantation
Mehmet Akif Yazar, Mehmet Barış Açıkgöz
doi: 10.5152/TJAR.2016.87094  Sayfalar 250 - 257
Amaç: Tanımlayıcı türdeki bu araştırmada Nevşehir halkının organ bağışı konusundaki bilgi ve tutumlarını saptamak amaçlanmıştır.
Yöntemler: Araştırma verileri Şubat-Mayıs 2016 tarihleri arasında Nevşehir’de ikamet eden 414 kişi üzerinde gerçekleştirilen anket formu aracılığıyla elde edildi. Araştırmanın birincil sonlanım noktası olarak katılımcıların organ bağışı ve nakli hakkındaki tutumları, ikincil sonlanım noktası olarak bilgi düzeyleri belirlendi.
Bulgular: Araştırmaya 20-65 yaş arası toplam 414 kişi katıldı. Katılımcıların %8.9’u “organ bağışında bulunmak için neler gereklidir?” sorusuna, %31.4’ü “beyin ölümü ne demektir?” sorusuna doğru olarak yanıt verebildi. Katılımcıların %53.1’i organ bağışı hakkındaki güvenilir bilgiyi organ bağışı biriminden elde etmek istediklerini belirtti. Yüksek eğitim düzeyi ile OB isteği arasında yakın bir ilişki olduğu gözlendi (p<0.05). Katılımcıların %94.7’si organ bağışında bulunmak istemediklerini; organ bağışında bulunmak istemeyenlerin %22.9’u dini inançları nedeniyle, %19.6’sı ailelerinin izin vermeyeceğini düşündükleri için bağışta bulunmak istemediklerini ifade ettiler. İhtiyaç halinde başka bir vericinin organını kabul edenlerin kendi yakınlarının organlarını bağışlama konusunda daha istekli oldukları görüldü (p<0.05).
Sonuç: Nevşehir halkının organ bağışı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadığı, bu konuda çeşitli kaygılar yaşadıkları, daha çok hekimlerin bilgisi dahilinde organ bağışı birimlerinden fikir almak istedikleri görülmüştür. Bağış oranlarında artışı sağlamada, eğitim programlarında örneklendirme ve içselleştirme yöntemleri kullanılabilir.
Objective: The purpose of this destrictive study was to determine the knowledge levels and attitudes of the people in Nevşehir on organ donation (OD).
Methods: The data of the study were collected with the questionnaire applied to 414 people residing in Nevşehir between February and May 2016.The primary and secondary endpoints of the present study were to determine attitudes and knowledge levels of participants about OD and transplantation,respectively.
Results: Four hundred and fourteen people between the ages 20 and 65 participated to the study.Eight point nine percent of the participants answered correctly to the question “What is necessary for donating organ?”;and 31.4% of them answered correctly to the question “What is the brain death?”.Fifty-three point one percent of the participants stated that they wanted to receive the reliable information on OD from OD Units.There was a close relationship between the high education level of participants to willing organ donation(p<0.05).Ninety-four point seven percent of participants stated that they did not want to donate organs,22.9% of them explained their decision with their religious belief and 19.6% of them stated that their families do not allow it.It was observed that people who accept organs from other people are more willing to donate the organs of their relatives(p<0.05).
Conclusion: It has been determined that the people living in Nevşehir do not have sufficient knowledge on OD,they had various concerns on the issue,and they wanted to receive information from OD Units.It can be used the exemplification and internalization in educational schedule to increase the OD.

9.
Uzmanlık Eğitimindeki Doktorlarda Tükenmişlik Sendromu
Burnout Syndrome During Residency
Namigar Turgut, Serap Karacalar, Cengiz Polat, Özlem Kıran, Fethi Gültop, Seray Türkmen Kalyon, Betül Sinoğlu, Mehmet Zincirci, Ender Kaya
doi: 10.5152/TJAR.2016.28000  Sayfalar 258 - 264
Amaç: Tükenmişlik sendromu; ilk olarak gönüllü sağlık çalışanları arasında görülen duygusal tükenmişlik, depersonalizasyon, bireysel beceride azalma ile karakterize üç boyutlu bir durumu tanımlamak için ortaya atılmıştır. Çalışmada hekimlerin asistanlık yıllarına göre tükenmişlik düzeylerini belirlemek ve tükenmişliğin, sosyo-demografik özellikler, eğitim, uyku alışkanlıkları, sigara ve alkol tüketimi gibi değişkenlerle ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: Etik Kurul onayı ile araştırmanın evrenini hastanemizde görev yapan 1.,2.,3.,4 ve 5. Yıl (n=127) asistanları oluşturmaktadır. Değerlendirme anketinde asistanların sosyo-demografik durumu, mesleki bilgileri içeren bilgi formu ile “Maslach Tükenmişlik Envanteri” kullanılmıştır. 22 maddeden oluşan ölçekte her madde 5’li dereceleme (1=Hiçbir Zaman, 2=Çok Nadir, 3=Bazen, 4=Çoğu Zaman, 5=Her zaman) ile cevaplandırılmaktadır.
İstatistiksel analiz için Student’s t, Mann Whitney U, One-way ANOVA, Kruskal Wallis, Tukey HSD test, Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı.

Bulgular: Çalışma %44,1’i (n=56) erkek, %55,9’u (n=71) kadın 127 asistan ile yapılmıştır (Coranbach Alfa(α)=0,873,). 1.yıl asistanların %57’si sigara, %54’ü alkol kullanmaktadır. %2’si nöbet izni kullanırken, %61‘i uyku düzensizliğinden şikayetçidir. %60‘ı mesleği isteyerek seçtiklerini bildirmişlerdir. Stresle baş etmede %61’inin arkadaşlarla konuşmayı,%32’sinin alışverişe çıkmayı seçtiği gözlenmiştir. Asistanlık yıllarına göre Maslach Tükenmişlik ölçeği “Duygusal Tükenme” ve“Duyarsızlaşma” alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. “Kişisel Başarı” alt boyutunda ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.
Sonuç: Tükenmişlik sendromu ile başedebilmek için strateji belirleme, planlama ve uygulama daha çok çalışma koşullarını belirleyenlerin kararlarına bağlı olduğundan bireysel kontrol teknikleri ile sorunun aşılamayacağı ortadadır. Bu nedenle; işin modifikasyonu, işin yeniden yapılanmasına yönelik önlemler, iş ortamının doğru değerlendirilmesi ve sorunların ilk ortaya çıkış anında ele alınmasını sağlayacak kalıcı bir mekanizmanın oluşturulması sağlanmalıdır.
Objective: The aim of this study is identified the degree of Burnout Syndrome(BOS)and find out its correlation with years of recidency and sociodemograpfic chareacteristics.
Methods: After approval from the Hospital Ethics Committee and obtaining informed consent, First, second, third, fourth and fifth year of recidency staff (n=127) working in our hospital were involved in this study. The standardized Maslach Burnout Inventory (MBI) was used in this study.
Results: Fifty five male (%44.1) and seventy one female (%55.9) residents were enroled in this study. (Coranbach Alfa(α)=0,873). %57 of the first year residents smokes cigaret and %54 of the muse alcohol. %2 of them gets one day off after hospital night shift, %61of them suffers from disturbed sleep. %60 of them had been stated that they willingly selected their profession.%61 of them prefer stalking to friends and %32 of them prefers shopping for over coming stress. There was statistical differences acording to years of recidency in MBI, Emotional Burnout (EB) and desensitisation scale (DS) points. There was no statistical differences between any groups in Personal Success. EB scale points of these cond year of residency group was statisticaly higher than fourth year of residency group. DS points of second year of residency group was also statisticaly higher than the third and fourth year of residency group.
Conclusion: For this reason in order to prevent the development of BOS it is important to identify the problem immediately. The whole working environment and job definition also should be restructed. Permanent solution should also be provided properly.

10.
Yoğun Bakım Hastalarında İki Farklı Enteral Beslenme Protokolünün Karşılaştırılması
Comparison of Two Different Enteral Nutrition Protocol in Critically Ill Patients
Sibel Büyükçoban, Mert Akan, Uğur Koca, Merih Yıldız Eğlen, Meltem Çiçeklioğlu, Ömür Mavioğlu
doi: 10.5152/TJAR.2016.92499  Sayfalar 265 - 269
Amaç: Bu araştırmada yoğun bakım ünitesi (YBÜ) hastalarında gastrik residüel volüm (GRV) eşiği ve izlem aralığı farklı olan iki enteral beslenme protokolü gastrointestinal (GİS) intolerans açısından karşılaştırılmıştır.
Yöntemler: Prospektif olarak planlanan çalışma Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde mekanik ventilasyon desteği altındaki enteral beslenme alması planlanan 60 hastada gerçekleştirilmiştir. Ardışık olarak 2 gruba ayrılan hastalardan birinci grubun enteral beslenmesi, GRV eşiği 100 mL, izlem aralığı 4 saat, ikinci grubun ise GRV eşiği 200 mL, izlem aralığı 8 saat olacak şekilde uygulanmıştır. Gruplar arası farkın anlamlılığını test etmek için student-t, Kikare ve Fisher’s exact testleri kullanıldı.
Bulgular: Çalışmamızda Grup 1’deki olguların %3,3’ünün kustuğu, %6,6’sının diyare olduğu, Grup 2’deki olguların ise %16,6’sının kustuğu, %10’unun diyare olduğu görüldü. Toplam intolerans (kusma ve/veya diyare) açısından Grup 2’deki intolerans sıklığının (%33,3) Grup 1’den (%10) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p=0,02).
Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre GRV eşik değeri 200 mL, izlem aralığı 8 saat olan (Grup 2) protokole göre daha düşük oranda gastrointestinal intolerans saptanan GRV eşik değeri 100 mL, izlem aralığı 4 saat olan olan protokol tercih edilebilir.
Objective: In this study, two enteral nutrition protocols with different gastric residual volumes (GRVs) and different monitoring intervals were compared with respect to gastrointestinal intolerance findings in intensive care unit (ICU) patients.
Methods: The study was carried out prospectively in 60 patients in the anaesthesiology and reanimation ICU under mechanical ventilation support, who were scheduled to take enteral feeding. Patients were sequentially divided into two groups: Group 1, GRV threshold of 100 mL, and monitoring interval of 4 hours, and Group 2, GRV threshold of 200 mL, monitoring interval of 8 hours. To test the significant difference between the groups, Student’s t test, chi-square text and Fisher exact test were used.
Results: In Group 1, 3.3% vomiting, 6.6% diarrhoea was observed; in Group 2, 16.6% vomiting, 10% diarrhoea. In terms of total intolerance (vomiting and/or diarrhoea) of the two groups, the incidence was significantly higher in Group 2 (33.3%) than in Group 1 (10%) (p=0.02).
Conclusion: According to the results of the study, a lower gastrointestinal intolerance rate was detected in the GRV threshold 100 mL, monitoring interval for 4 hours protocol (Group 1) than in GRV threshold 200 mL, monitoring interval for 8 hours protocol (Group 2); Group 1 may be preferred renovation.

OLGU SUNUMU
11.
Şiddetli Epidermolizis Büllozalı Olguda Acil Zor Havayolu Yönetimi
Emergency Difficult Airway Management in a Patient with Severe Epidermolysis Bullosa
Ahmet Selim Özkan, Gülay Erdoğan Kayhan, Sedat Akbaş, Osman Kaçmaz, Mahmut Durmuş
doi: 10.5152/TJAR.2016.49260  Sayfalar 270 - 272
Epidermolizis bülloza (EB), cilt ve mukozalarda minimal travma ile gelişen vezikülobüllöz lezyonlarla karakterize nadir bir hastalıktır. EB’li olgularda vücudun geneline yayılabilen lezyonlar, kanama, skar dokusu, kontraktürler ve ödem zor havayolu ve zor damar yolu erişimine neden olabilir. Bu nedenle EB’li hastaların anestezi yönetimi deneyimli anestezistler için bile önemli bir sorundur. Bu olgu sunumunda, solunum yetmezliği nedeniyle genel anestezi altında acil trakeostomi planlanan şiddetli EB tanılı olgudaki zor havayolu yönetimi sunulmuştur.
Epidermolysis bullosa (EB) is a rare disease characterised by vesiculobullous lesions with minimal trauma to the skin and mucous membranes. Bleeding, scar tissue, contractures, oedema and lesions that can spread throughout the body can cause a difficult airway and vascular access in patients with EB. Therefore, anaesthetic management in patients with EB is a major problem even for experienced anaesthesiologists. Herein, we report a case of difficult airway management in a patient diagnosed with severe EB who presented for emergency tracheostomy because of respiratory failure under general anaesthesia.

EDITÖRE MEKTUP
12.
Comparison and Evaluation of the Effects of Administration of Postoperative Non-Invasive Mechanical Ventilation Methods-in for a Penny, in for a Pound?
Alastair J. Glossop, Antonio M. Esquinas
doi: 10.5152/TJAR.2016.26504  Sayfalar 273 - 274
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

DIĞER
13.
Ultrasonographic Identification of the Thyrocervical Trunk and Vertebral Artery in Adults to Decrease Complications
Kenji Kayashima, Ryo Yamasaki
doi: 10.5152/TJAR.2016.02679  Sayfa 275
Figure 1. Neck vessels. A 28-year-old female volunteer lay flat and supine with her neck maximally extended and head turned approximately 15° to the left. An ultrasound apparatus containing a L12-2 MHz probe (L441, Noblus®;, Hitachi Aloka Medical Ltd., Tokyo, Japan) with Color Doppler flow imaging in short-axis view was moved caudally at a 70°–80° angle along the right internal jugular vein (IJV) from the midway of the neck. The subclavian artery (SCA) was 32 mm above the clavicle. The thyrocervical trunk (TCT) arose from the upper edge of the SCA approximately 10 mm deep from the skin in the lateral behind the right IJV. The TCT ran toward the upper right in the video display. Below the lateral TCT arising position, the vertebral artery (VA) arose from the lower edge of the SCA at approximately 15 mm from the skin.
Figure 2. The vertebrae, vertebral vein and artery. On moving the probe cephalad, the vertebral artery (VA) ran parallel along the skin and between the C4 and C6 vertebrae in longitudinal view.