Turk J Anaesthesiol Reanim: 44 (4)
Cilt: 44  Sayı: 4 - Ağustos 2016
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Optimum PEEP During Anesthesia and in Intensive Care is a Compromise but is Better than Nothing
Göran Hedenstierna
doi: 10.5152/TJAR.2016.001  Sayfalar 161 - 162
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

2.
General Anesthesia Closes the Lungs: Keep Them Resting
Paolo Pelosi, Lorenzo Ball, Marcelo Gama De Abreu, Patricia R. M. Rocco
doi: 10.5152/TJAR.2016.002  Sayfalar 163 - 164
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

3.
Better Physiology does not Necessarily Translate Into Improved Clinical Outcome
Paolo Pelosi, Lorenzo Ball, Marcelo Gama De Abreu, Patricia R. M. Rocco
doi: 10.5152/TJAR.2016.003  Sayfalar 165 - 166
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

4.
Open is Better Than Closed
Göran Hedenstierna
doi: 10.5152/TJAR.2016.004  Sayfalar 167 - 168
Makale Özeti | İngilizce Tam Metin

KLINIK ARAŞTIRMA
5.
Farklı Supraklaviküler Blok Tekniklerinde İğne Ucunun Brakiyal Pleksus Üzerindeki Lokalizasyonu: Anatomik Bir Çalışma
Location of Needle Tips on Plexus Brachialis in Different Supraclavicular Block Techniques: A Cadaver Study
Senem Akpınar, Halil İbrahim Açar, Ayhan Cömert, Bülent Şam, Alaittin Elhan
doi: 10.5152/TJAR.2016.81084  Sayfalar 169 - 176
GİRİŞ ve AMAÇ: Kadavralar üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı, iğne ucunun brakiyal pleksus üzerinde ulaştığı yerleri belirleyerek, farklı supraklaviküler blok tekniklerinin (Vongvises, Dalens, Plumb-bob, inter-SCM) etkinliğinin değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, bir adet tespit edilmiş ve dokuz adet taze erişkin kadavrası üzerinde uygulandı. Diseksiyon tamamlandıktan sonra cilt tekrar eski konumuna getirilerek kadavraya çalışılan tekniğe uygun pozisyon verildi ve yazarlar tarafından orjinal makalelerde tanımlandığı şekilde iğne yönlendirilerek brakiyal pleksus'a ulaşıldı. İğnelerin uçlarının brakiyal pleksus üzerinde ulaştığı yerler incelendi. Ayrıca iğne uçları ile trunkusların orta noktaları arasındaki mesafeler kaydedildi.
BULGULAR: İğne ucunun trunkus medius’a olan uzaklığını belirlemek amacıyla yapılan ölçümlerin sonuçları değerlendirildiğinde, hem sağ hem de sol tarafta Dalens tekniği ile inter-SCM tekniği arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda her iki tarafta da iğne ucu ile trunkus medius arasındaki mesafenin inter-SCM tekniği’nde en kısa olduğu tespit edildi. Inter-SCM ve Plumb-bob teknikleri’nde iğne ucunun trunkuslar üzerindeki dağılımı daha homojendi. Dalens’in blok tekniği’nde olguların %95’inde iğne ucunun trunkus superior üzerinde veya yukarısında olduğu gözlendi. Vongvises ve ark.’nın tekniği’ndeki cilde giriş yerinin yaklaşık 1 cm altından girilerek, iğnenin masa düzlemine dik olacak şekilde antero-posterior yönde ilerletilmesiyle, brakiyal pleksus'un başarılı bir şekilde bloke edilebileceği belirlendi.
INTRODUCTION: The present study was performed on cadavers to evaluate the efficacy of the different supraclavicular block techniques (Vongvises, Dalens, plumb-bob and inter-SCM) by investigating the location of the needle tip on the brachial plexus and to determine the most suitable block techniques according to the site of the surgery.
METHODS: The study was performed on one embalmed and nine fresh cadavers. After the dissection, the skin of the cadavers was restored in its original position. Then, they are positioned, and the needle was inserted according to the technique described by the authors in the original articles. The distances between the needle tip and the three trunks were measured, and the location of the needle tip on the brachial plexus was determined.
RESULTS: A significant difference in the proximity of the needle tip to the middle of the middle truncus was noted only in the inter-SCM technique compared with the Dalens technique at both sides (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our study, the distance between the needle tip and truncus medius was the shortest in the plumb-bob technique at both sides. Both in the plumb-bob and inter-SCM techniques, the distribution of the needle tip over the trunci of the plexus brachialis was homogenous. In Dalens technique, the needle tip reached the truncus superior or between the truncus superior and n. suprascapularis in 95% of the cases. Further, we concluded that moving the insertion point approximately 1 cm caudal and maintaining the anteroposterior needle direction in the Vongvises technique would result in a successful brachial plexus block.

6.
Türkiye’deki Anesteziyoloji Uzmanlık Eğitimi Öğrencilerinin Meslekte Mobbinge Maruziyeti
Mobbing Exposure of Anaesthesiology Residents in Turkey
Gülnihal Aykut, Esra Mercanoğlu Efe, Selcan Bayraktar, Sinem Şentürk, İrem Başeğmez, Özlem Özkumit, Elmas Kabak, Belgin Yavaşçaoğlu, Hülya Bilgin
doi: 10.5152/TJAR.2016.79446  Sayfalar 177 - 189
Amaç: Son yıllarda mesleki tükenmişlik gibi psikolojik problemler artış gösterdiğinden çalışmamızda Türkiye’deki Anesteziyoloji ve Reanimasyon kliniklerinde eğitim alan uzmanlık öğrencilerinin psikolojik taciz (mobbing) maruziyetini, buna neden olan faktörleri ve alınabilecek önlemleri değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Etik kurul onayı sonrası, anket formları ilgili bölümlerin sekreterliğine kargo yoluyla iletildi. Bölümümüz sekreterliğine geri gelen doldurulmuş anket formları sekreterlerimiz tarafından kör olarak randomize şekilde toplandı. Yüz bir anket formu doldurulmuştu. Anketlerden elde edilen veriler SPSS 21,0 paket programında istatistiksel olarak analiz edildi.
Bulgular: Uzmanlık eğitimi süresince en az bir kez mobbinge maruz kaldığını belirten katılımcıların oranı %69,3 idi. İlginç olarak %5,9 oranında katılımcı fiziksel mobbinge maruz kaldığını belirtmişti. Mobbing kadın cinsiyette daha fazlaydı ve yeni başlangıçlı psikosomatik hastalıklar ile ilişkiliydi. Bunlardan en ciddileri %2 özkıyım girişimi, %16 madde bağımlılığı, %18 depresyon, %8 panik atak, %15 şiddet eğilimiydi. Mobbing grubunda belirgin olarak mesleki memnuniyetsizlik oranı yüksekti.
Sonuç: Mobbingin sık uygulandığı meslek gruplarında psikolojik hastalıklar ve özkıyım oranları da artmaktadır. İş yerinde mobbinge maruz kalan uzmanlık öğrencilerinin doğru kararlar verebilmeleri için mutlaka dikkate alınmaları ve sorunlarının ayrıntılı, tarafsız değerlendirilmesi gerekmektedir. Anesteziyoloji veya tıp alanındaki dernekler de mobbing komisyonları kurmalıdır. Böylelikle uzmanlık öğrencilerinin bu tür problemleri çözülebilir ve sağlıklı kariyer imkanı elde edebilirler.
Objective: In recent years, psychological problems that are caused by working conditions like burn-out syndrome are more commonly observed. In our study, we aimed to evaluate mobbing exposure, factors causing mobbing and precautions for mobbing in residency students who are educated in anaesthesiology and reanimation clinics in Turkey.
Methods: After obtaining consent from the ethics committee, we sent our questionnaires to the secretariats of the departments by postal mail. Completed questionnaires were collected in our department’s secretariat blindly and randomly mixed. One hundred and one participants were returned the questionnaires. Data was statistically analysed in SPSS 21.0 software programme.
Results: During residency programme, 63% participants stated have experienced mobbing one or more time. Interestingly, 5.9% participants complained of physical mobbing. Mobbing exposure was more common in females. The most serious new onset psychosomatic symptoms stated during residency were committing suicide (2%), addiction (16%), severe depression (18%), panic attack (8%), more accidents (7%) and tendency of violence (15%). In mobbing group there was statistically significant dissatisfaction rate.
Conclusion: In professions where mobbing is common, incidences of psychiatric diseases and suicide are increased. Residents who are targets of mobbing should be noticed carefully to ensure good judgement and problems should be inspected objectively in a detailed manner. Anesthesiology socities and other medical professional socities should establish mobbing committees. Thus, mobbing problems can be resolved and healthy career oppurtunities can be presented to residents.

7.
Ratlarda Gece-Gündüz Desfluran Uygulamasının Melatonin Düzeyi Üzerine Etkisi
Effect of Day and Night Desflurane Anaesthesia on Melatonin Levels in Rats
Figen Datlı Özer, Elvan Öçmen, Pınar Akan, Hale Aksu Erdost, Sezen Korkut, Ali Necati Gökmen
doi: 10.5152/TJAR.2016.88609  Sayfalar 190 - 194
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı ratlarda gece-gündüz desfluran uygulamasının melatonin düzeyi üzerine etkisinin araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: YÖNTEMLER: Çalışmaya 15 günlük 24 adet rat alındı ve rastgele 4 gruba ayrıldı. Ratlara bahar döneminde 19: 00-01: 00 (gece grubu) ve 07: 00-13: 00 (gündüz grubu) saatleri arasında 6 L dk-1 akım hızında %100 oksijen içinde %5,7 desfluran uygulandı. Kontrol gruplarına ise aynı zaman süresince 6 L dk-1 akım hızında oksijen uygulandı. Altı saatlik sürenin sonunda kan örnekleri alındıktan sonra ratlar sakrifiye edildi. Alınan kanlar santrifüj edildi ve elde edilen plazmalarda melatonin düzeyleri radioimmünoassay yöntemi ile ölçüldü.
BULGULAR: Tüm gruplar karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark saptandı (p=0,007). Gündüz kontrol ve gece kontrol grupları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark olduğu görüldü (p=0,042). Ayrıca gündüz kontrol ve gece desfluran grupları arasında anlamlı fark saptandı (p=0,024). Diğer gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: On beş günlük ratlarda yaptığımız bu çalışma ile altı saatlik %5,7 konsantrasyondaki desfluranın gece veya gündüz uygulanmasının melatonin düzeyini etkilemediğini saptadık.
INTRODUCTION: The aim of this study is to investigate the effect of day and night administration of desflurane anaesthesia on melatonin levels in rats.
METHODS: Twenty-four 15-day-old rats were included in the study and were divided into four groups. The rats were anaesthetised between 19: 00–01: 00 (night group) and 07: 00–13: 00 (day group) with 5.7% desflurane concentration in 6 L min−1 100% oxygen. 6 L min−1 oxygen was administered to the control groups. At the end of 6 h of anaesthesia, blood samples were taken, and rats were sacrificed. Blood samples were centrifuged and melatonin levels from plasma samples were measured with radioimmunoassay.
RESULTS: There was a statistically significant difference between the groups (p=0.007). Between group day control and group night control there was a statistically significant difference (p=0.042). Further, there was a significant difference between group day control and night desflurane (p=0.024). We could not find any difference between other groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study showed that 6 hours of 5.7% desflurane anaesthesia during day and night hours did not significantly change melatonin levels.

8.
Perkütan Mitraklip İmplantasyonu Yapılan Hastalarda Anestezi Deneyimlerimiz
Our Anaesthetic Experiences in Patients Undergoing Percutaneous Mitraclip Implantation
Ezgi Erkılıç, Elvin Kesimci, Cihan Döğer, Tülin Gümüş, Süleyman Ellik, Orhan Kanbak
doi: 10.5152/TJAR.2016.16779  Sayfalar 195 - 200
GİRİŞ ve AMAÇ: Perkütan mitraklip implantasyonu mitral yetersizliği olan, cerrahi riski yüksek hastalar için geliştirilen yeni bir tekniktir. İşlem sıklıkla kateterizasyon laboratuarında floroskopi ve transözafageal ekokardiyografi (TÖE) eşliğinde gerçekleştirilir. Biz de bu çalışmada, genel anestezi altında gerçekleştirilen mitraklip implantasyon hastalarındaki anestezi deneyimimizi paylaşmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Temmuz 2012-Mart 2015 tarihleri arasında semptomatik, ciddi mitral yetersizliği, genel anestezi altında mitraklip implantasyonu uygulanan 84 hasta (54 erkek, 30 kadın, ortalama yaş: 68,5±10,2) retrospektif olarak anestezi uygulamalarımız açısından değerlendirildi.
BULGULAR: Genel anestezi altında mitraklip işlemi uygulanan 84 hastanın %84,5’inde anestezi indüksiyonu için sodyum tiyopental, %75’inde midazolam tercih edildi. Anestezi idamesinde hastaların %57sinde sevofluran, geri kalanında desfluran kullanıldığı tespit edildi. Hastalarda uygulanan işlemin toplam süresi 140,9±48,2 dk olup anestezi süresi 165,7±50,6 dk idi. Yetmiş yedi hasta entübe şekilde yoğun bakım ünitesine transfer edilip ortanca üç saat sonra ekstübe edildiler. Yoğun bakımda ve hastanede kalış süreleri sırasıyla ortalama iki ve dört gündü. Bir hasta işlem yapılan yerde, altı hasta da işlem sonrası kaybedildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Perkütan mitraklip implantasyonu gerek işlemin kendisi, gerek uygulandığı popülasyonun özelliği nedeniyle anestezistler için oldukça fazla zorluğa sahiptir. Anestezi yönetiminin temel amacı hemodinamik stabilitenin sağlanmasıdır. Hastaların preoperatif hazırlıkları ve anestezi uygulamaları kalp cerrahisi geçirecek hastalardaki ile aynı olmalıdır. Mitraklip implantasyonu ile ilgili deneyimin artması ile işlem başarısının arttığı, intraoperatif hemodinamik stabilitenin daha iyi korunduğu, inotrop ve vazopressör ihtiyacı ile hastanede yatış süresinin azaldığı bildirilmektedir.
INTRODUCTION: Percutaneous mitraclip implantation system, is a new technique developed for patients with high surgical risks. It is generally performed in a catheterisation laboratory with the guidance of fluoroscopy and transesophageal echocardiography. In this study, we aimed to share our experiences on anaesthetic in patients undergoing mitraclip implantation under general anaesthesia.
METHODS: Eighty four patients with severe, symptomatic mitral insufficiency, who had undergone MitraClip implantation under general anaesthesia between July 2012 and March 2015 (54 male, 30 female; mean age: 68.5±10.2 years) were retrospectively investigated in terms of anaesthetic management.
RESULTS: Of the 84 patients undergoing percutaneous mitraclip implantation under general anaesthesia, 84.5% had sodium thiopental and 75% had midazolam for anaesthesia induction. For the maintenance of anaesthesia, 57% of the patients were reported to have sevoflurane, whereas the rest had desflurane. The mean duration of the procedure and anaesthesia was 140.9±48.2 mins and 165.7±50.6 min, respectively. Seventy seven patients were transported to the intensive care unit and intubated after the procedure. The median extubation time was 3 h. Length of stay in the intensive care unit was 2 days, whereas it was 4 days for hospital stay. One patient died during the procedure and six patients died after the procedure.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Percutaneous mitraclip implantation procedure is quite difficult for anaesthesiologists because of the procedure itself and the population on which the procedure is performed. The primary aim of anaesthesia management is to provide haemodynamic stability. The preoperative preparation and anaesthesia methods should be the same as for patients undergoing cardiac surgery. It is reported that as the experience regarding this subject increases, success of the procedure increases, with better protected haemodynamic stability, less inotropic and vasopressor requirement and shorter length of hospital stay.

9.
Lokal Anestezikler ve Toksisitesi Hakkında Araştırma Görevlilerinin Bilgi Düzeyleri
Knowledge of the Research Assistants Regarding Local Anaesthetics and Toxicity
Derya Karasu, Canan Yılmaz, Şeyda Efsun Özgünay, Mürüvvet Dayıoğlu, Çağdaş Baytar, Gülşen Korfalı
doi: 10.5152/TJAR.2016.53138  Sayfalar 201 - 205
GİRİŞ ve AMAÇ: Lokal anestezikler uygun yoğunlukta verildiklerinde, uygulama yerinden başlayarak sinir iletimini geçici olarak bloke ederler. Toksisitesinde; kardiyovasküler sistem depresyonu, solunum arresti, koma, konvülsiyonlar, bilinç kaybı, kas seğirmesi, görme bozukluğu, baş dönmesi, sersemlik ve dilde uyuşma görülebilir. Toksisite tedavisinde ise hava yolu kontrolü sağlanması, konvülsiyon gibi oluşabilecek semptomların tedavisi ve %20 lipid solüsyonu kullanılmaktadır.
Bu çalışmanın amacı yaygın olarak kullanılan lokal anestezikler ve toksisitesi hakkında araştırma görevlilerinin bilgilerini incelemek ve lokal anestezikler hakkında farkındalığı arttırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastanemizde farklı branşlarda çalışmakta olan 115 araştırma görevlisine 20 sorudan oluşan anket formu verildi.
BULGULAR: 102 (%88,6) katılımcı anketi tamamladı. Katılımcıların yaş ortalaması 28,73 idi. En çok %15,8 oranında Acil Tıp Kliniği ankete katıldı. Katılımcıların %40,6’sı 2-5 yıldır araştırma görevlisi idi. Katılımcıların %44,4’ü lokal anestezikleri hergün kullanmakta iken %70,3’ü bu konu ile ilgili hiçbir eğitim almamıştı. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği araştırma görevlileri diğer kliniklerden anlamlı olarak yüksek oranda (%76,9) lokal anestezikler ile ilgili eğitim almıştı. Lokal anestezik toksisitesinde erken dönem bulgular ile ilgili soruya anafilaksi (%12,7), aritmi (%12,7) ve geç klinik bulgular ile ilgili soruya hepatotoksisite (%10,8) cevabı en çok verildi. Katılımcıların %87,9’u daha önce lokal anestezik toksisitesi hiç görmemişti. Lokal anestezik toksisitesinde %20 lipid kullanımını katılımcıların %67,4’ü duymamıştı. %20 lipid kullanımını duyan katılımcılar (%52,2) ise uzmanlarından duymuşlardı. Hastanemizde %20 lipid solüsyonu olmasına rağmen %8,4 katılımcı bunu biliyordu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Özellikle lokal anestezik toksisitesi hakkında ek eğitim programı ile bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
INTRODUCTION: Cardiovascular system depression, respiratory arrest, coma, convulsions, loss of consciousness, muscle twitching, blurred vision, vertigo, dizziness and numbness of the tongue can be seen in local anaesthetic toxicity. Treatment includes 20% lipid solutions, airway control, symptomatic treatment for arrhythmia and convulsions. The aim of this study is to present the knowledge of research assistants, who used local anaesthetics in daily practice, regarding these medications and toxicity treatment and to raise awareness.
METHODS: The questionnaire comprising 20 questions was administered to 115 research assistants who worked at different specialities in our hospital.
RESULTS: One hundred and two (88.6%) research assistants answered the questionnaire. Participants’ mean age was 28.93 years. Most of them were from the Emergency Department (15.7%). A total of 40.6% of participants worked for 2–5 years at their departments. Local anaesthetics were used in daily practice for 44.4% of them, but 70.3% of them had not been educated about local anaesthetics. Research assistants from anaesthesiology and reanimation participated at a significantly higher rate than other departments (76.9%), in terms of training programs regarding local anaesthetics. While the most popular answers about early toxicity symptoms were anaphylaxis (12.7%) and arrthymia (12.7%), late toxicity was hepatotoxicity (10.8%). However, 87.9% of participants had never encountered local anaesthetic toxicity. The great majority of participants had never heard of lipid therapy (67.4%), and those who were aware had heard it from their trainers (52.2%). Although lipid solution was available in our hospital, only 8.4% of participants knew this.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We believe that additional training programs regarding local anaesthetics and toxicity are needed.

10.
Sigara Kullanımının Nöromuskuler Bloğun Geri Döndürülmesi Üzerine Etkisi
Effect of Smoking on Reversing Neuromuscular Block
Ömür Öztürk, Gülbin Yalçın Sezen, Handan Ankaralı, Onur Özlü, Yavuz Demiraran, Hakan Ateş, Burhan Dost
doi: 10.5152/TJAR.2016.97720  Sayfalar 206 - 211
GİRİŞ ve AMAÇ: Rokuronyum orta etki başlama süresine sahip, aminosteroid yapıda non depolarizan steroid kas gevşeticidir ve ideal kas gevşetici bulma çabaları sonucunda klinik amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Postoperatif kürarizasyon (PORC) non-depolarizan kas gevşeticilerin etkisinin uzaması sonucu ortaya çıkar. Bu önemli sorun günümüzde hala yaygındır ve hasta güvenliğini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Literatür taramamızda sigara içiminin nöromuskuler bloğun etkisini ortadan kaldırmak ve PORC’dan kaçınmak için daha sık kıllanılan sugammadex üzerine etkisini araştıran bir çalışma bulunmamıştır. Bu çalışmanın amacı sigara kullanımının rokuronyum bromürü antagonize etmek için kullanılan sugammadexin etkinliği üzerine etkisini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Prospektif randomize çalışmaya ASA 1-2; son 10 yıldır sigara içen veya hiç içmeyen elektif cerrahi hazırlığı yapılan hastalar dahil edildi. Hastalara rutin vital bulgu monitorizasyonu ve nöromuskuler monitörizasyon uygulandı. Anestezi indüksiyonunda 2 mg kg-1 propofol, 1 mcg kg-1 fentanyl IV verildi. Kornea refleksi kaybolduktan sonra 0,6 mg kg-1 rokuronyum bromur IV uygulandı. Dörtlü uyarı (TOF) 2 düzeyine ulaşıldığında hastalar entübe edildi. İdame %50 O2, %50 hava ve %2 sevoflurane ile sağlandı. TOF 2 olduğunda 0,5 mg kg-1 rokuronyum bromür uygulandı. Operasyon sonunda 2 mg kg-1 sugammadeks uygulandı. TOF değerinin 0,7-0,8-0,9 olma süreleri kaydedildi.
BULGULAR: Sigara içenlerde entübasyon süresi 132,8±46,4 sn, içmeyenlerde 127,6±32,7 sn bulundu. Sugammadeks uygulandıktan sonar sigara içenlerde TOF 0,7 153,3±54,7 sn ile içmeyenlerde 125±67,2 sn bulundu. TOF 0,8’e ulaşma süresi sigara içenlerde 178,4±58,8 ile içmeyenlerde 146,6±72,6 sn bulundu. TOF 0,9’a ulaşma süresi sigara içenlerde 200,8±55,8 sn iken sigara içmeyenlerde 170,4±77,8 sn bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İstatistiksel olarak anlamlı olmasada TOF süreleri sigara içenlerde daha uzun bulundu. Sigara kullanımının sugammadeks kullanımı üzerine etkisinin araştırılması için daha geniş örneklem gruplarında yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Rocuronium is a non-depolarising, intermediate-acting, monoquaternary amino steroid and was brought into clinical use as a potentially ideal muscle relaxant. Post-operative residual curarisation (PORC) results from the prolonged effects of non-depolarising neuromuscular blocking agents. This is a common problem and seriously affects patient safety. No recent study has investigated the effects of sugammadex on smokers, which is often used to restore neuromuscular block and avoid PORC. This study compares the severity of the effects of sugammadex used for antagonising rocuronium bromide and antagonism durations in smokers and non-smokers.
METHODS: This randomised, prospective study included 40 patients scheduled for elective surgery and belonging to classes I and II based the American Society of Anesthesiologists classification, who were either smokers for at least 10 years or non-smokers. Patients underwent routine and neuromuscular monitoring. At induction, 2 mg kg−1 propofol and 1 mcg kg−1 intravenous fentanyl were applied. After the loss of eyelash reflex, 0.6 mg kg−1 intravenous rocuronium was administered. Patients were intubated at train of four (TOF) 2. Anaesthesia was continued with 50% O2+50% air and 2% sevoflurane. Rocuronium, 0.15 mg kg−1, was administered at TOF 2 during the operation. At the end of the operation, 2 mg kg−1 sugammadex was administered. The times until TOF 0.7, 0.8 and 0.9 were recorded.
RESULTS: Intubation time was 132.8±46.4 s for smokers and 127.6±32.7 s for non-smokers. After sugammadex administration, the time to TOF 0.7 was 153.3±54.7 s in smokers and 125±67.2 s in non smokers. The times were 178.4±58.8 and 146.6±72.6 s for TOF 0.8 and 200.8±55.8 s and 170.4±77.8 s for TOF 0.9 in smokers and non-smokers, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although not statistically significant, the time to reach each TOF was longer for smokers. Larger populations and different perspectives are needed to find if sugammadex use is affected by smoking, which has negative effects on the body.

DERLEME
11.
Bilimsel Araştırma Nedir, Nasıl Yapılır?
What is Scientific Research and How Can it be Done?
Ceyda Özhan Çaparlar, Aslı Dönmez
doi: 10.5152/TJAR.2016.34711  Sayfalar 212 - 218
Bilimsel araştırmalar sistematik olarak planlaması gereken araştırmalardır. Bu derlemede bilimsel araştırmaların sınıflandırılması, tanımlanması, planlanma aşaması, randomizasyon ve bias anlatılmıştır.
Scientific researches are studies that should be systematically planned before performing them. In this review, classification and description of scientific studies, planning stage randomisation and bias are explained.

OLGU SUNUMU
12.
Hiponatremini Eşlik Ettiği Lityum Zehirlenmesi
Lithium Intoxication Accompanied by Hyponatremia
Özlem Korkmaz Dilmen, İsmail Hacı, Alim Ekinci, Mois Bahar
doi: 10.5152/TJAR.2016.74317  Sayfalar 219 - 221
Lityum bipolar affektif bozuklukların tedavisinde sıklıkla kullanılır. Dar bir terapötik indeksi olan ilaç akut yada kronik zehirlenmeye neden olabilir. Zehirlenme semptomları ilaç önerilen terapötik konsantrasyonda olsa bile ortaya çıkabilmektedir. Biz lityum zehirlenmesinin doktorlar açısından çok önemli bir konu olduğunu düşünmekteyiz. Bu bildiride hiponatremiyle seyreden iki kronik lityum zehirlenmesi olgusunu patofizyolojik açıdan değerlendirmeyi amaçladık.
Lithium is frequently used in the management of bipolar affective disorders. It has a narrow therapeutic index and can cause acute or chronic intoxication. Toxic symptoms may be present even when concentrations are within the recommended therapeutic range. We believe that lithium intoxication is a very important issue for a physician. In this report, we aimed to evaluate the pathophysiological view of two chronic lithium intoxication cases accompanied by hyponatremia.

EDITÖRE MEKTUP
13.
Zor Entübasyon Beklenen Hipotonik Olgularda Laringeal Maske Airway Anestezisi
Laryngeal Mask Airway Anaesthesia in Hypotonic Cases with Expected Difficult Intubation
Onur Palabıyık
doi: 10.5152/TJAR.2016.55822  Sayfalar 222 - 223
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin