Turk J Anaesthesiol Reanim: 42 (4)
Cilt: 42  Sayı: 4 - Ağustos 2014
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Koroner Baypas Ameliyatları Sonrası Erken Dönemde Yoğun Bakıma Yeniden Yatış
Readmission To Intensive Care Unit After Coronary Bypass Operations in the Short Term
Funda Gümüş, Adil Polat, Abdülkadir Yektaş, Vedat Erentuğ, Ayşin Alagöl
doi: 10.5152/TJAR.2014.99815  Sayfalar 162 - 169
AMAÇ: Koroner baypas (KABG) ameliyatları sonrasında yeniden yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatış belli bir oranda görülür ve seyri kötüdür. Bu çalışmada tek merkezde KABG uygulanmış hastalarda yeniden YBܒne yatış risk faktörleri analiz edilmiştir.
YÖNTEMLER: Tek bir merkezde koroner baypas ameliyatına alınan 679 hastanın prospektif olarak toplanan verileri, yeniden YBܒne yatış risk faktörlerinin değerlendirilmesi için retrospektif olarak lojistik regresyon analizi ile incelendi. Yeniden YBܒne yatış ihtiyacı olan hastalar (Grup R) ile diğerleri (Grup N) karşılaştırıldı.
BULGULAR: Otuz altı hasta (%5,3) yeniden YBܒne yatırıldı. Postoperatif hastane mortalitesi, pulmoner ve nörolojik morbidite sırasıyla 43 (%6,3), 135 (%19,9 ve 46 (%6,8) hastada görüldü. Grupların karşılaştırmasında mortalite ve morbiditenin Grup R’de Grup N’ye göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü (mortalite %16,7’ye karşı %5,9, p=0,029; pulmoner morbidite %66,7’ye karşı %17,3, p=0,0001; nörolojik morbidite %38,9’a karşı %5,0, p=0,0001). Yeniden YBܒne yatış ile anlamlı ilişkisi olan faktörler ameliyat öncesi sol ventrikül işlev bozukluğu olması (Odds oranı (OR)=4,1; %95 güvenlik aralığı (CI)=1,4-12,5; p=0,013), ileri NYHA sınıfı (OR=5,3; %95 CI=1,3-21,7; p=0,022), pulmoner komplikasyonlar (OR=7,3; %95 CI=2,1-25,5; p=0,002) ve nörolojik komplikasyonlar (OR=4,6; %95 CI=1,3-16,7; p=0,021) idi.
SONUÇ: KABG sonrası yeniden YBܒne yatırılan hastalarda daha yüksek oranda mortalite, pulmoner ve nörolojik komplikasyonlar görülmektedir. Sol ventrikül işlev bozukluğu, ileri NYHA sınıfı ve postoperatif pulmoner ve nörolojik komplikasyon görülmesi yeniden YBܒne yatış için anlamlı risk faktörleridir.
OBJECTIVE: Intensive care unit (ICU) readmissions after coronary bypass (CABG) operations occur in a significant number of patients, and the prognosis is poor. We analyzed the risk factors for ICU readmissions after CABG operations in a single institution.
METHODS: We retrospectively analyzed the prospectively collected data of 679 coronary bypass patients operated in a single institution in order to evaluate the risk factors for readmittance to the ICU with logistic regression analysis. The outcome results of patients readmitted to the ICU (Group R) and others (Group N) were compared.
RESULTS: Thirty-six (5.3%) patients were readmitted to the ICU. Postoperative in-hospital mortality and pulmonary and neurologic morbidity occurred in 43 (6.3%), 135 (19.9%), and 46 (6.8%) patients, respectively. The comparison of groups showed that mortality and morbidity were significantly higher in Group R compared to Group N (mortality 16.7% vs. 5.9, p=0.029; pulmonary morbidity 66.7% vs. 17.3%, p=0.0001; neurologic morbidity 38.9% vs. 5.0%, p=0.0001). Features associated with readmission included presence of left ventricular dysfunction preoperatively[odds ratio (OR)=4.1; 95% confidence interval (CI)=1.4-12.5; p=0.013], advanced NYHA Class (OR=5.3; 95% CI=1.3-21.7; p=0.022), pulmonary complications (OR=7.3; 95% CI=2.1-25.5; p=0.002), and neurologic complications (OR=4.6; 95% CI=1.3-16.7; p=0.021).
CONCLUSION: Patients readmitted to the ICU postoperatively have higher rates of mortality and pulmonary and neurologic morbidity after coronary bypass operations. Left ventricular dysfunction, advanced NYHA class, and postoperative pulmonary and neurologic complications are significant risk factors for readmission to the ICU.

2.
‘Weaning’ Modeli Olarak Basınç Destekli (PSV) ve Volüm Destekli (VSV) Ventilasyon Modellerinin Karşılaştırması
The Comparison of Pressure (PSV) and Volume Support Ventilation (VSV) as a ‘Weaning’ Mode
Nurcan Kızılcık Sancar, Perihan Ergin Özcan, Evren Şentürk, Çiğdem Selek, Nahit Çakar
doi: 10.5152/TJAR.2014.61687  Sayfalar 170 - 175
AMAÇ: Çalışmamızın amacı; “weaning” yöntemi olarak basınç hedefli destekli ventilasyon (PSV) ile volüm hedefli destekli ventilasyon (VSV) modellerinden, birinin diğerine üstünlüğünün olup olmadığını tespit etmektir.
YÖNTEMLER: Çalışmamıza 60 hasta alınmıştır. Hastalar rastgele iki eşit gruba ayrılmıştır. PaCO2: 35-45 mmHg, pH>7,32, 6-8 mL kg-1 soluk hacmi (TV), satürasyon>%92, PaO2 >60 mmHg olacak şekilde, birinci gruba; FiO2 ve hava yolu basıncı ayarlanmış, PSV uygulanmış, ikinci gruba; FiO2, TV ve üst basınç seviyesi ayarlanmış, VSV uygulanmıştır. Hastalara her sabah T-parçası ile spontan solunum denemesi yapılmıştır. Spontan solunum denemesi sorunsuz olan hastalar ekstübe edilmişlerdir. Başarısız olan hastalarda mekanik ventilasyona yeniden başlanmıştır. Destekli ventilasyon süresi (DVS), mekanik ventilasyon süresi (MVS), toplam T-parçası süresi (TTS), toplam weaning süresi (TWS), sedasyon ihtiyacı (Sİ) kaydedilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede “T-Test, Ki-kare” testleri kullanılmıştır.
BULGULAR: Çalışmamızda ortalama DVS; PSV grubunda 82,60 saat, VSV grubunda 56,03 saat (p=0,041), ortalama TWS PSV grubunda 95,30 saat, VSV grubunda 61,53 saat (p=0,035), ortalama TTS PSV grubunda 7,67 saat, VSV grubunda 3,83 saat (p=0,007), bulunmuştur. ‘Weaning’ süreci boyunca PSV grubunda 19, VSV grubunda 9 hastada Sİ olmuştur (p=0,01). Değerlendirilen diğer parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir.
SONUÇ: Sonuç olarak ‘weaning’ sürecinde kullanılan VSV’nin PSV’ye daha üstün olduğuna ilişkin ön bulgular elde edilmiştir.
OBJECTIVE: The purpose of our study is to compare two different ventilation modes-pressure support ventilation (PSV) and volume support ventilation (VSV)-as the means of weaning.
METHODS: Sixty patients were enrolled in our study. Patients were randomized in to two groups. For the PSV group, FiO2 and airway pressure values were adjusted in order to sustain PaCO2: 35-45 mm Hg, pH>7.32, 6-8 mL kg-1 TV (tidal volume), and saturation >92%. For the VSV group, FiO2, TV, respiration frequency (f), and peak pressure were adjusted to obtain PaCO2: 35-45 mm Hg, pH>7.32, 6-8 mL kg-1 TV, saturation >92%, and PO2>60 mm Hg. Every morning, spontaneous breathing was tried in those patients. The patients were extubated after 2 hours of T-piece breathing. The patients who failed spontaneous respiration with the T-piece were returned to mechanical ventilation. Assisted respiration time (ART), mechanical respiration time (MRT), total T-piece time (TTT), total weaning time (TWT), and sedation need (SN) values were recorded. “T-test” and “Chi-square” methods were used for statistical analysis.
RESULTS: In our study, the mean ART was 82.60 hours for the PSV group and 56.03 hours for the VSV group (p<0.041). TWT was 93.30 hours for the PSV group and 56.03 hours for the VSV group (p<0.035). The mean TTT was 7.67 hours for the PSV group and 3.83 hours for the VSV group (p<0.007). Nineteen patients in the PSV group and 9 patients in the VSV group required sedation during the weaning process (p<0.01).
CONCLUSION: In the weaning period, VSV seems to be more advantageous than PSV.

3.
Obstetrik Hastalarda Bölgesel Anestezi Tercihini Etkileyen Faktörler: Anket Çalışması
Factors Influencing the Preference of Regional Anaesthesia in the Obstetric Population: A Survey Study
Pelin Karaaslan, Coşkun Aydın, Tarık Aksu
doi: 10.5152/TJAR.2014.48303  Sayfalar 176 - 181
AMAÇ: Obstetrik hastalarda herhangi bir kontrendikasyonu yoksa, bölgesel anestezi ilk tercih edilmesi gereken ve en güvenilir yöntemdir. Bu anket çalışmamızda obstetrik hastalarda bölgesel anesteziyi reddetme nedenlerini, iyi bir bilgilendirme sonrasındaki görüş değişikliklerini ve ameliyat sonrasındaki memnuniyet düzeylerini ölçmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Etik kurul onayıyla preoperatif değerlendirme sırasında anestezi polikliniğine gelen gebelerden iki aşamalı bir anket formu doldurmaları istendi. Anketin ilk bölümünde anestezi tercihleri ve bölgesel anesteziyi reddetme nedenleri sorgulandıktan sonra hastalara standart bir bilgilendirme broşürü okutuldu. Bilgilendirme sonrası anketin ikinci aşamasına geçilerek seçim değişiklikleri ve nedenleri sorgulandı. Girişim sonrasında tüm hastaların anestezi seçimleriyle ilgili memnuniyetleri ve komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Doğum öncesi anestezi polikliniğinde değerlendirilen 150 ASA I veya II gebe verilen anket formunu doldurdu. Altmış dört gebe (%42,7) herhangi bir ön bilgilendirme yapmadan bölgesel anesteziyi tercih etti. Yetmiş iki gebe (%48) bölgesel anesteziyi reddetti. Bu gebelerin 16’sı (%11,1) daha önceki bölgesel anestezi deneyimlerinde yaşadıkları komplikasyonları neden olarak gösterdiler. Tüm gebeler standart bilgilendirilmeye tabi tutulduktan sonra 48 (%66,6) gebe bölgesel anesteziyi kabul etti ve bu hastaların tamamının ameliyat sonrası memnuniyet değerlendirmesi ‘çok iyi’ şeklindeydi.
SONUÇ: Bu anket çalışması; etkin ve doğru bir bilgilendirmeyle hastaların yöntem seçimlerini değiştirebileceklerini göstermiştir. Sonuçta hastaların ameliyat öncesi anestezistler tarafından bilgilendirmesinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.
OBJECTIVE: Most patients in Turkey still prefer general anaesthesia (GA) and are somehow afraid of regional blocks. Receiving adequate information is likely to increase patients’ awareness about regional anaesthesia (RA). We aimed to determine the current preferences of parturients, the reasons for refusal of RA techniques, and how detailed information about the type of anaesthesia affect a patient’s preference for anaesthesia among obstetric cases.
METHODS: One hundred fifty patients, scheduled for elective caesarean section (C/S), were surveyed before and after the C/S. The survey included three parts: the first part involved demographic features, anaesthesia preferences, prior opinions and experiences related to RA, and assessment of preoperative fears and reasons, and the second part involved persuasion of patients after reading the information sheet about RA. The final part was composed of postoperative satisfaction and complications related to the RA or GA depending on the patients’ preferences. Complications were recorded on the anaesthesia chart.
RESULTS: Of all patients, 42.7% (n=64) approved and 48% (n=72) refused RA at the first preoperative anaesthesia visit. The remaining patients (n=14) had no idea of which anaesthesia type to choose. After being informed about RA in detail, 48 (66.6%) of the patients who previously refused RA and all patients who had no idea approved the procedure, and all of them were satisfied with the anaesthesia following the procedure.
CONCLUSION: Our study revealed exactly that particularly obstetric anaesthetists should inform their patients about the advantages and disadvantages of all alternative types of anaesthesia. Effective and correct information is the major point.

4.
Normal ve Zor Havayolu Simülasyonlarında C-MAC D-Blade, Konvansiyonel C-MAC ve Macintosh Laringoskopların Karşılaştırılması
Comparison of the C-MAC D-Blade, Conventional C-MAC, and Macintosh Laryngoscopes in Simulated Easy and Difficult Airways
Alper Kılıcaslan, Ahmet Topal, Atilla Erol, Sema Tuncer Uzun
doi: 10.5152/TJAR.2014.59672  Sayfalar 182 - 189
AMAÇ: Yakın bir zamanda zor havayolu yönetiminin mevcut potansiyelini daha da geliştirmek için CMAC sistemine, blade’i daha fazla açılandırılmış “CMAC D-blade” eklendi. Bu çalışmanın amacı, normal ve zor havayolu simülasyonlarında yeni CMAC D-blade in laringoskopik görüntü ve entübasyon parametrelerini konvansiyonel CMAC video laringoskop ve Macintosh direkt laringoskop (ML) ile karşılaştırarak araştırmaktı.
YÖNTEMLER: Bu randomize kontrollü çalışma 26 deneyimli anestezi uygulayıcısı tarafından gerçekleştirildi. Endotrakeal entübasyon işlemleri Laerdal SimMan® mankeninde: (1) normal havayolu, (2) servikal omurga immobilizasyonu, (3) dil ödemi senaryolarında gerçekleştirildiler. Entübasyon süreleri, başarı oranları, entübasyon deneme sayıları, laringoskopi görüntüleri, diş kompresyonunu şiddeti kaydedildi.
BULGULAR: Tüm senaryolarda videolaringoskoplar Macintosh laringoskoptan daha iyi görüntü sağladılar ve daha az diş kompresyonuna neden oldular. Servikal omurga immobilizasyonu senaryosunda D-blade diğer laringoskoplara göre daha az diş kompresyonuna neden oldu (p<0,001). Entübasyon başarısı açısından videolaringoskoplar arasında fark yoktu (p>0,05). CMAC ile en kısa entübasyon süreleri elde edildi. ML ile başarısızlık oranı %19 idi. Dil ödemi senaryosunda, CMAC ile daha başarılı ve daha hızlı entübasyon sağlandı (p<0,001). Videolaringoskoplar arasında laringoskopik görüntü skorları ve diş basısı açısından fark yoktu (p>0,05). Başarısız entübasyon oranı ML ile %46 ve D-blade ile %7 idi.
SONUÇ: CMAC D-blade servikal omurga immobilizasyonu senaryosunda konvansiyonel CMAC ve ML’a göre daha az diş kompresyonuna neden olmuştur. Konvansiyonel CMAC ile dil ödemi senaryosunda D-blade ve ML’a göre daha iyi entübasyon şartları sağlanmıştır. Bu iki videolaringoskop farklı zor havayolu şartlarında birbirlerini tamamlayabilirler.
OBJECTIVE: Recently, to further enhance the potential in the management of difficult airways, the highly angulated D-Blade was added to the C-MAC system. The purpose of this study was to investigate the laryngoscopic view and intubation parameters using the new C-MAC D-Blade in comparison to the conventional C-MAC video laryngoscope and Macintosh direct laryngoscope in simulated easy and difficult airways.
METHODS: We recruited 26 experienced anaesthesia providers into a randomized trial. Each performed tracheal intubation of a Laerdal SimMan® manikin with each laryngoscope in the following laryngoscopy scenarios: (1) normal airway, (2) cervical spine immobilization, and (3) tongue edema. The intubation times, success rates, number of intubation attempts, laryngoscopic views, and severity of dental compression were recorded.
RESULTS: In all scenarios, video laryngoscopes provided better laryngeal exposure than the ML and appeared to produce less dental pressure. In the cervical spine immobilization scenario, D-Blade caused less dental pressure and showed better Cormack-Lehane (CL) classes than the other devices (p<0.001). There were no differences between video laryngoscopes in success of tracheal intubation (p>0.05). The CMAC provided the most rapid intubation. The rate of failure was 19% with ML. In the tongue edema scenario, the CMAC provided the most rapid and successful intubation (p<0.001). There were no differences between video laryngoscopes in laryngoscopic views according to CL classification and dental pressure (p>0.05). The rate of failure was 46% with the ML and 7% with the D-Blade.
CONCLUSION: The CMAC D-Blade caused less dental pressure than the conventional C-MAC and ML in the cervical immobilization scenario. The conventional CMAC performed better than the D-Blade and ML in the tongue edema scenario. These two video laryngoscopes may complement each other in various difficult airway situations.

5.
Spinal Anestezi ve Perioperatif Anksiyete
Spinal Anaesthesia and Perioperative Anxiety
Tarkan Mıngır, Zekeriya Ervatan, Namigar Turgut
doi: 10.5152/TJAR.2014.99705  Sayfalar 190 - 195
AMAÇ: Anksiyete; otonomik sinir sisteminin hiperaktivitesine bağlı somatik belirtilere eşlik eden, korku hissi ile belirli patolojik bir durumdur. Bu çalışmada spinal anestezi altında elektif cerrahi geçirecek olan hastalarda perioperatif anksiyete durumunu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve Amerikan Anesteziyologlar Birliği’nin fiziksel durum sınıflaması (ASA) skorunun perioperatif anksiyete üstündeki etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Etik kurul izni ile ASA skoru I-III arasında olan 100 olgu çalışmaya alındı. Elektif cerrahi için hazırlanan hastaların demografik verileri, ASA skorları kaydedilerek spinal anestezi uygulandıktan sonra, Süreksiz Durumluluk Kaygı Envanteri (State Trait Anxiety Inventory-STAI) ile anksiyete düzeyleri ölçüldü.
BULGULAR: Çalışmaya katılan olgulardaki ortalama anksiyete puanı, spinal anestezi altında cerrahi girişim yapılan hastalarda orta düzey bir anksiyetenin varlığını göstermektedir (44,58±6,19). Anksiyete puanları ile olguların yaşları arasında ileri yaşla birlikte pozitif yönde artan ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,01). Cinsiyete göre olguların anksiyete skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup kadınların anksiyete puanları erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Eğitim durumlarına göre anksiyete puanları arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. ASA skorlarına göre anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yapılan değerlendirmede, ASA skoru 1 olan olguların anksiyete puanı ASA skoru 2 gruptan anlamlı olarak yüksek bulunmuş, ASA skoru 2 ve 3 olan olgular arasında anksiyete puanı yönünden anlamlı bir fark bulunmamıştır.
SONUÇ: İleri yaş, kadın cinsiyet, düşük ASA skoru ile daha fazla ilişkili olmakla birlikte spinal anestezi altında elektif cerrahi geçiren hastalarda orta düzey bir anksiyete mevcuttur.
OBJECTIVE: Anxiety is a pathological condition with a feeling of fear accompanied by somatic symptoms due to hyperactivity of the autonomic nervous system. In this study, we aimed to compare perioperative anxiety status and the effects of age, gender, educational status, and The American Society of Anesthesiologists physical status classification (ASA) score on perioperative anxiety in patients undergoing elective surgery under spinal anaesthesia.
METHODS: After IRB approval and signed informed consent, 100 healthy patients undergoing elective surgery under spinal anaesthesia were enrolled. The demographic data of patients and ASA scores were recorded. After spinal anaesthesia, State Trait Anxiety Inventory (STAI) and anxiety levels were measured.
RESULTS: The mean anxiety score in patients undergoing surgery under spinal anaesthesia indicate the presence of an intermediate level of anxiety (44.58±19.06). A statistically significant positive correlation was found between anxiety scores and age of patients with increased age (p<0.01). Statistically significant differences were found between anxiety scores of patients according to gender, and women’s anxiety scores were found to be significantly higher than in men (p<0.05). Anxiety scores did not differ significantly between educational levels. A statistically significant difference was found between anxiety scores regarding ASA scores (p<0.05). Evaluation of patients revealed that the anxiety score of patients with ASA score 1 was significantly higher than the anxiety score of patients with ASA score 2. There was no significant difference between anxiety score of patients with ASA scores 2 and 3.
CONCLUSION: There is a mid-level anxiety, associated more with advanced age, female gender, and low ASA score, in patients undergoing elective surgery under spinal anaesthesia.

6.
Türkiye’de Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlarının Ameliyathane Dışı Anestezi Uygulamalarındaki Tutum ve Davranışları: Bir Anket Çalışması
The Attitudes and Behaviors of Anaesthesiology and Reanimation Specialists in Anaesthesia Care Applications Outside the Operating Room in Turkey: A Survey Investigation
Mehmet Yıldız, Leyla İyilikçi, Seden Duru, Volkan Hancı
doi: 10.5152/TJAR.2014.48344  Sayfalar 196 - 213
AMAÇ: Türkiye genelinde çalışan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarının ameliyathane dışı anestezi uygulamalarındaki tutum ve davranışlarını ve uygulamaya yansımasını araştırmaktır
YÖNTEMLER: Otuz sekiz sorudan oluşan anket çalışmamız Etik Kurulu izni alındıktan sonra, 5 Kasım 2012 ve 7 Ocak 2013 tarihleri arasında Türkiye genelinde görev yapan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarına uygulandı. Anket verileri, basılı anket formlarının elden dağıtılıp doldurulması ve web üzerinden elektronik veri formu yoluyla veri toplanması ile elde edildi. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri, Statistical Package For Social Sciences (SPSS) programı ile yapıldı.
BULGULAR: Çalışmamızda 500 anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanından yanıt alındı. Katılımcıların %93’ü çalıştıkları kurumda ameliyathane dışında anestezi uygulaması konusunda istek geldiğini ve anestezi verildiğini bildirdi. Anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarının %56’sı, çalıştıkları kurumda Anesteziyoloji ve reanimasyon bölümü dışında sedasyon uygulayan bölüm(ler) bulunduğunu bildirdi. Gastroenteroloji bölümü, hem anesteziyoloji dışında en çok sedasyon uygulayan bölüm; hem de ameliyathane dışı anestezinin anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanları tarafından en çok uygulandığı bölümdü. Ameliyathane dışı anestezi ekibini üyeleri, kullanılan ekipmanlar, anestezi yöntemleri, monitörizasyon yöntemleri, kullanılan hipnotik, analjezik ve antagonist ajanlar katılımcıların kurumlarına göre değişmekteydi. Ameliyathane dışı anestezi uygulamalarında kullanılan ekipmanlar, anestezi yöntemleri, monitörizasyon yöntemlerinin dağılımları coğrafi bölgelere göre de farklılıklar göstermekteydi (p<0,05).
SONUÇ: Ameliyathane dışı ortamlarda anestezi uygulamalarında klavuzlarca belirlenen standartlara ve güvenlik önlemlerine uyum, komplikasyonların önlenmesinin anahtarıdır. Çalışmamızda ülkemizde ameliyathane dışı ortamlarda anestezi uygulamalarının güncel durumu analiz edilmiştir. Ülkemizde çalışan anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlarının ameliyathane dışında gerçekleştirilen anestezi uygulamaları konusundaki tutum, davranış ve uygulamaları ile ilişkili verilerin ve monitörizasyon olanaklarının kapsamlı analizi, ameliyathane dışı ortamlarda güvenli anestezi uygulamaları için alınması gereken önlemler konusunda yol gösterici olabilir.
OBJECTIVE: We aimed to investigate the attitudes and behaviors of anaesthesiologists in “non-operating room anaesthesia” applications, which can be described as anaesthesia applications performed outside the operating room, and their reflection on practice all over Turkey.
METHODS: Our study was conducted between November 5, 2012 and January 7, 2013 with the approval of the Research Ethics Board. Survey data were obtained through distributing printed questionnaires to be completed either by hand or via the web. The questionnaire consisted of 38 questions. The data obtained were analyzed with the Statistical Package for Social Sciences (SPSS) program.
RESULTS: A total of 500 anaesthesiologists replied to our survey; 93% of anaesthesia specialists reported that there was a request that the anaesthesia and anaesthesia outside the operating room was given in their institution. Among anaesthesiologists, 56% reported that there were other sections that can provide sedation other than the anaesthesiology department in their institutions. Anaesthesia care team members; equipment; anaesthetic techniques; monitoring methods; and hypnotic, analgesic, and antagonist agents had statistically significant differences according to the participants’ institutions. Equipment used in the anaesthesia practice outside the operating room, anaesthesia, and monitoring methods had statistically significant differences according to geographical distribution (p<0.05).
CONCLUSION: Outside the operating room, anaesthesia practices and security measures are compliant with the standards set by the guidelines, the key to the prevention of complications. In our study, the current status of anaesthetic procedures outside the operating room in our country have been analyzed.

OLGU SUNUMU
7.
İnfant Bir Hastada Başarısız Videolaringoskop ile Entübasyondaki Zor Hava Yolu Yönetimi
Management of Difficult Airway in a Failed Intubation with Videolaryngoscopy in an Infant Patient
Alparslan Kuş, Derya Berk, Yavuz Gürkan, Mine Solak, Kamil Toker
doi: 10.5152/TJAR.2014.65365  Sayfalar 214 - 216
Zor laringoskopi ve başarısız endotrakeal entübasyon, morbidite ve mortalitenin önemli nedenlerindendir. Zor hava yolu pediyatrik hastalarda yetişkinlere göre daha az rastlanır, fakat anatomik kusurlar, zor laringoskopi ve entübasyon riskini arttırmaktadır. Yarık damak ameliyatlarında zor hava yolu insidansı %4,7-8,4 arasında değişmektedir. Laringoskop bleydinin yerleştirilmesini zorlaştıran anatomik zorluk, mikrognati, kısa boyun gibi yüz deformiteleri ve 1 yaşından küçük olmak, zor hava yolu olasılığını arttırmaktadır. Birçok olgu sunumunda zor hava yoluna ait anestezi yönetiminde videolaringoskop faydalı bir havayolu aracı olarak bildirilmiştir. Buna rağmen videolaringoskop ile entübasyon; deneyimsiz klinisyen, uygunsuz stile, başlangıçta travmatik entübasyon girişimi, kısıtlı boyun hareketi ve kısıtlı orafaringeal ağız boşluğuna bağlı başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bu olgu sunumunda, yarık damak ameliyatı geçiren ve entübasyonu videolaringoskopi ile başarısız olan bebekteki zor hava yolu yönetimini sunmayı istedik.
The videolaryngoscope is a useful alternative airway device for anaesthesia management of difficult airways. However videolaryngoscope intubation may fail due to lack of experience, incorrect application, inappropriate stylet, prior traumatic attempts, restricted cervical movement and limited oropharyngeal airspace. Using a stylet and correctly shaped endotracheal tube is important to facilitate tracheal intubation with the videolaryngoscope, especially in paediatric patients. However, anatomical difficulty in the placement of the laryngoscope blade, association with facial deformities such as micrognathia, having a short neck, cleft palate and being younger than 1 year increase the likelihood of a difficult airway. In this report, we present our approach to difficult airway management in a failed intubation with a videolaryngoscope in an infant undergoing cleft palate surgery.

8.
Herediter Anjiyoödemli Hastaya Anestezi Yaklaşımı
Anaesthetic Management of a Patient with Hereditary Angioedema
Mediha Türktan, Ersel Güleç, Zehra Hatipoğlu, Çağatay Küçükbingöz, Mustafa Yılmaz, Yasemin Güneş
doi: 10.5152/TJAR.2014.44712  Sayfalar 217 - 219
Herediter anjiyoödem (HAÖ) C1 esteraz inhibitör eksikliğine bağlı olarak gelişen otozomal dominant geçiş gösteren nadir bir hastalıktır. Anjiyoödem klinik olarak en sık üst ekstremiteler, yüz, boyun ve larinksi tutar. Larinks ödemine bağlı asfiksi en sık ölüm sebebidir. Atakları travma, stres, enfeksiyon, hormon düzeylerinde dalgalanmalar gibi pek çok faktör tetikler. Tedavisinde C1 esteraz inhibitör konsantreleri, taze donmuş plazma (TDP), androjen steroidler, kinin yolağı inhibitörleri ve antifibrinolitikler kullanılabilir. Bu olgu sunumunda laminektomi cerrahisi yapılacak herediter anjiyoödemli bir hastaya uygulanan anestezi yaklaşımı sunulmuştur.
Hereditary angioedema (HAE) is a rare autosomal dominant disorder caused by reduced activity of the C1 esterase inhibitor. Clinically, angioedema most often involves the upper extremities, face, neck and larynx. The most common cause of death is asphyxia related to laryngeal oedema. Attacks are triggered by many factors such as trauma, stress, infections and hormonal fluctuations. C1 esterase inhibitor concentrates, fresh frozen plasma (FFP), androgen steroids, quinine pathway inhibitors and antifibrinolytics can be used as treatment. In this case report, the anaesthetic management of a patient with hereditary angioedema undergoing laminectomy surgery is reported.

9.
Postentübasyon Granülomunun Jet Ventilasyon Altında Cerrahi Eksizyonu
Surgical Excision of Postintubation Granuloma Under Jet Ventilation
Demet Altun, Eren Yılmaz, Bora Başaran, Emre Çamcı
doi: 10.5152/TJAR.2014.16362  Sayfalar 220 - 222
Endotrakeal tüp veya trakeostomi tüpü kullanımı sonrasında trakea duvarında tüp balonu seviyesinde, çevresel lezyon ve stenoz, tüp ucu seviyesinde ise granülom oluşumlu lezyon gözlenebilir. Bu hasar esas olarak entübasyon tüpü balonu tarafından, trakeada oluşturulan aşırı basınç nedeniyle gerçekleşir ve önlemek için yüksek hacimli, düşük basınçlı balon kullanılması ve trakeostomi tüpünün dikkatle takip edilmesi gerekir. Her ne kadar yüksek hacimli balonların tasarımı ile genel bir düzelme oluştuysa da, bu balonların da alabilecekleri hacmin daha üzerinde şişirilmesiyle trakea yaralanması oluşabilmektedir. Granülom sınırlı bir büyüklükteyse, lezyonun tedavisi genel anestezi altında mikrolarengeal cerrahi yöntemiyle çıkartılmasıdır. Bu ameliyatta kullanılacak jet ventilasyon entübasyona bağlı travmayı en alt düzeye indirerek ödem riskini; olası bir stenozun üzerinden ventilasyon sağlandığı için de barotravma riskini azaltmaktadır. Ayrıca jet ventilasyon cerrahi görüş alanı ve konforu arttırarak ameliyat başarısını olumlu etkilemektedir. Bu olgu sunumunda entübasyon sonrası granüloma yönelik mikrolarengeal cerrahi ile eksizyon yapılan bir hastada, tekrar entübasyon gereksinimi olmadan, jet ventilasyon tekniği ile sağlanan başarılı bir anestezi yönetimini sunmayı amaçladık.
Following the use of an endotracheal or tracheostomy tube, circumferential lesions, stenosis, or granulomatous lesions at the cuff level or tip of the tube may be observed on the tracheal wall. This injury mainly occurs due to excessive pressure of the cuff on the tracheal wall and may be prevented by a high-volume, low-pressure cuff and a carefully monitored tracheostomy tube. Although there is an overall improvement in the design of high-volume cuffs, hyperinflation of these cuffs may still contribute to tracheal injuries. If the size of the granuloma is limited, the lesion is treated by excision (microlaryngeal surgery) under general anaesthesia. Using jet ventilation during the operation minimizes the trauma caused by intubation and reduces the risk of oedema and the risk of barotrauma, as it provides ventilation over a possible stenosis. In addition to providing better visualization of the surgical field and superior surgeon comfort, jet ventilation also increases the success of the operation. In this case report, we aimed to present a successful anaesthesia technique performed by jet ventilation in a patient with a postintubation granuloma, which was excised by microlaryngeal surgery without the need for reintubation.

10.
Kalıtsal Methemoglobinemide Preoperatif Anestezi Değerlendirilmesinin Rolü
The Role of Preoperative Evaluation for Congenital Methemoglobinemia
Alparslan Kuş, Derya Berk, Tülay Hoşten, Yavuz Gürkan, Mine Solak, Kamil Toker
doi: 10.5152/TJAR.2014.82335  Sayfalar 223 - 226
Preoperatif değerlendirme, invazif veya non-invazif girişimler için uygulanacak anestezi/analjezi öncesinde, anestezi uzmanının sorumluluğunda olan klinik bir incelemedir. Anestezi uygulamaları esnasında yeterli oksijen tedavisine rağmen santral siyanoz ve düşük oksijen satürasyonu tespit edilen hastalarda kalp, akciğer veya periferik dolaşım bozukluğu gibi hastalıkların yanı sıra methemoglobinemi de akla getirilmelidir. Methemoglobinemi kanda artmış methemoglobin seviyesi ile seyreden, dokulara yeterli oksijen taşınamaması sonucu siyanoz ve hipoksi gibi klinik bulgular ile karakterize ciddi klinik bir durumdur. Preoperatif anestezi muayenesi sırasında kalıtsal methemoglobinemisi fark edilmeyen ve cerrahi öncesi lokal anestetik uygulaması ile gelişen methemoglobinemiye bağlı ortaya çıkan klinik tabloyu ve bu olguda uyguladığımız anestezi yönetimini sunmayı amaçladık.
Preoperative care includes a clinical examination before invasive or non-invasive interventions for anaesthesia/analgesia and is the responsibility of the anaesthesiologists. Methemoglobinemia should be considered, as well as cardiac, pulmonary, and peripheral circulatory disorders in patients with central cyanosis and low oxygen saturation despite treatment with sufficient oxygen during anaesthesia. Methemoglobinemia is a serious clinical condition, associated with increased blood methemoglobin levels characterized by clinical signs, such as cyanosis and hypoxia due to lack of oxygen-carrying capacity. Here, we present our anaesthesia management in a patient with unnoticed congenital methemoglobinemia during preoperative evaluation, in whom clinical signs of methemoglobinemia developed after local anaesthesia administration before the surgery.

11.
Glanzmann Trombastenili Olguda Tromboelastografi Eşliğinde Anestezi Yönetimi
Anaesthetic Management with Thromboelastography in a Patient with Glanzmann Thrombasthenia
Ahmet Topal, Alper Kilicaslan, Atilla Erol, Barış Çankaya, Şeref Otelcioğlu
doi: 10.5152/TJAR.2014.69077  Sayfalar 227 - 229
Glanzmann trombastenisi (GT) ölümcül kanamalara yol açabilen, nadir görülen otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. Anestezistler bu kanama riskinin farkında olmalı ve gerekli önlemleri almalıdırlar. Bu yazıda, tromboelastografi traseleri rehberliğinde trombosit transfüzyonu sonrası başarılı hipospadias tamiri yapılan 9 yaşındaki GT tanılı erkek olgu sunulmuştur.
Glanzmann thrombastenia (GT) is a rare disease of an autosomal recessive inheritance characterized with fatal bleeding tendency. The anaesthesiologist should be cognizant of the risk involved and be prepared with necessary measures. In this paper, we present a GT case of a 9-year-old male with hypospadias, which was successfully repaired after platelet transfusions according to the thromboelastography tracings.

12.
Obstrüktif Uyku Apne Sendromlu Adenotonsillektomide Anestezi Uygulaması
Anaesthetic Management in Obstructive Sleep Apnea Syndrome for Adenotonsillectomy
Mukadder Şanlı, Yüksel Toplu, Ülkü Özgül, Gülay Erdoğan Kayhan, Nurçin Gülhaş
doi: 10.5152/TJAR.2014.45822  Sayfalar 230 - 232
Obstrüktif uyku apne sendromlu çocukların adenotonsillektomi ameliyatları; solunum ve kalple ilgili yan etkilerden dolayı anestezi yönetimleri özelliklidir. Preoperatif dönemde çocukların solunum ve kardiyovasküler sistemleri başta olmak üzere, bütün sistemlerinin detaylı fizik muayenesi yapılmalıdır. Aktif enfeksiyonları varsa, medikal tedavi bitimine kadar cerrahi ertelenmelidir. Preoperatif dönemde zor hava yolu yönetimi yaklaşımı için gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Bu olgu sunumunda obstrüktif uyku apne sendromlu iki çocukta; farinksin çökmesini engellemek için sağ yan pozisyonda havayolu yönetimini ve kısa etkili kas gevşetici kullanılarak hızlı sıralı entübasyon yapılmasını vurgulamayı amaçladık.
The anaesthetic management of adenotonsillectomy in children with obstructive sleep apnea syndrome was characteristic due to respiratory and cardiac side effects. A detailed physical examination in the preoperative period should be performed, including children’s respiratory and cardiac systems. If they have an active infection, surgery should be postponed until the end of medical treatment. Preparation for difficult airway management should be done in the preoperative period. In this case, we presented a report of two children who had obstructive sleep apnea syndrome, with airway management performed at the right lateral position to prevent the pharyngeal collapse and rapid sequence intubation performed using a short-acting muscle relaxant.

EDITÖRE MEKTUP
13.
E-Öğrenim İçin Henüz Hakem Değerlendirmesi Yapılmamaktadır
E-Learning Materials are not yet Subject to Peer Review
Tülay Özkan Seyhan, Mukadder Orhan Sungur
doi: 10.5152/TJAR.2014.70894  Sayfa 233
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin