Turk J Anaesthesiol Reanim: 42 (3)
Cilt: 42  Sayı: 3 - Haziran 2014
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Eritrosit Transfüzyonunda Doku Oksijenlenmesini Etkileyen Faktörler
Factors Affecting Tissue Oxygenation in Erythrocyte Transfusions
Güçlü Aykut, Koray Yürük, Can İnce
doi: 10.5152/TJAR.2014.112014  Sayfalar 111 - 116
Eritrosit transfüzyonları anemi durumlarında kanın oksijen taşıma kapasitesini arttırmak için baş vurulan girişimlerdir. Ancak, kanın depolanması sırasında meydana gelen değişiklikler ve hazırlanması ile ilgili özellikler nedeniyle, transfüzyonu yapılan eritrositlerin doku oksijenlenmesine etkileri farklı olabilir. Ayrıca, transfüzyon yapılan hastalara ait özellikler de oksijenlenme ve mikro dolaşımda farklı yanıtların oluşmasına neden olabilir. Bu derlemede, banka kanı ve hastalara ait özelliklerin mikro dolaşım ve doku oksijenlenmesi üzerine etkilerini inceleyen çalışmalar özetlenmiştir.
Red blood cell transfusions are used to increase the oxygen-carrying capacity of blood in anemic states. But, because of the changes during storage of blood components and the specifics of preparation, erythrocytes may have controversial effects on tissue oxygenation and microcirculation. Also, the patient situation may play a role in the differing responses in oxygenation and microcirculation. In this review, the studies concerning the effects of banked blood and patient characteristics on microcirculation and tissue oxygenation are summarized.

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Supratentoryal Kitlelerde Cerrahi Sırasında BIS Kullanımının Anestetik Ajan Tüketimi, Hemodinami Ve Derlenme Süresine Etkileri
The Effect of the BIS Usage on The Anaesthetic Agent Consumption, Hemodynamics and Recovery Time in The Supratentorial Mass Surgery
İclal Karaca, Fatma Eren Akçıl, Özlem Korkmaz Dilmen, Güniz Meyancı Köksal, Yusuf Tunalı
doi: 10.5152/TJAR.2014.24892  Sayfalar 117 - 122
AMAÇ: Bu çalışmada standart hemodinamik esaslı anestezi yaklaşımı ile BIS monitörizasyonu eklenmiş anestezi uygulamasını, anestetik ajan tüketimi, hemodinamik parametreler, derlenme süreleri ve maliyet açısından karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışma, supratentoryal kitle nedeniyle ameliyat olacak, ASA I ve II grubu, 20-60 yaş arası 82 olguda yapıldı. Olgular rastlantısal olarak iki eşit gruba ayrıldı. Anestezi derinliği, Grup Standart Kontrol’de hemodinamik parametrelere göre değerlendirilirken, Grup BIS’te BIS monitörizasyonu kullanıldı. Anestezi uygulaması, BIS grubunda BIS değeri 40-60 arasında olacak şekilde, kontrol grubunda bazal değerlerin ±%20’sini aşan hemodinamik değişikliklere müdahale edilerek sağlandı. Hemodinamik parametreler, uyanma- derlenme durumu ve kullanılan ilaç miktarları kaydedildi.
BULGULAR: İki grup arasında, uyanma döneminde göz açma, spontan solunum gelme süreleri açısından fark yoktu. İlaç kullanım miktarları arasında da fark saptanmadı. Derlenme döneminde izlenen 20. dk “Modifiye Alderete” skoru BIS grubunda Kontrol grubundan yüksek saptandı (p<0,05). Başlangıç kalp atım hızı ve SPO2 değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir fark (p<0,05) saptansa da, klinik olarak önemli hiçbir farklılık yoktu.
SONUÇ: Anestezi derinliğini değerlendirmede hemodinamik parametrelere göre BIS kullanımı çok büyük bir avantaj getirmemekle birlikte, uyanık kraniyotomi gibi seçilmiş cerrahi girişimlerde ve öyküsünde ameliyat sırasında farkında olma yaşayan, hemodinamik riski yüksek olan hasta gruplarında BIS kullanımı daha yararlı olabilir.
OBJECTIVE: In this study,we aimed to compare BIS monitorisation with conventional anaesthesia approach based on haemodynamic changes in terms of anaesthetic agent consumption,haemodynamic recordings,recovery time and coast.
METHODS: This study was performed in 82 patients who were operated for supratentorial mass,between the ages of 20 to 60 and in the groups of ASA I or II. Cases were randomly divided in two groups in equal numbers. Group Standard Control was the group in which haemodynamic parameters were used to determine depth of anaesthesia and the Group BIS was group, in which BIS monitorisation was applied.In BIS group the BIS values was kept between 40 to 60, in control group haemodynamic changes within the range of+/-20% of initial values were interfered for appropriate anesthetic practice. Haemodynamic parameters,awakening conditions and drug usage were recorded.
RESULTS: The difference between two groups in terms of eye opening moment and time of initial spontaneous breath was not statistically significant.The ‘Aldrete’ Score at postoperative 20th minute for Group BIS was significantly higher than the score calculated for the control group(p<0.05). Rocuronium consumption(mg.kg-1.hr-1.) was significantly lower in Group BIS than the control group(p<0.05).Although statistically significant difference(p<0.05) was found between two groups in terms of initial heart rate and SpO2 values among the recorded haemodynamic changes,there was no clinically significant difference in this regard.
CONCLUSION: Although using BIS monitorisation for evaluation of depth of anesthesia do not bring too much benefit versus haemodynamic parameters; it may be beneficial for selected surgeries like awake craniotomy, for patients who has the story of awareness and in the haemodynamically unstable patients.

3.
Flurbiprofenin LMA- Proseal Uygulaması Sonrası Postoperatif Boğaz Ağrısı ve Ses Kısıklığı Üzerine Etkisi: Randomize Klinik Çalışma
The Effect of Flurbiprofen on Postoperative Sore Throat and Hoarseness After LMA-ProSeal Insertion: A Randomised, Clinical Trial
Neslihan Uztüre, Ferdi Menda, Sevgi Bilgen, Özgül Keskin, Sibel Temur, Özge Köner
doi: 10.5152/TJAR.2014.35693  Sayfalar 123 - 127
AMAÇ: Proseal laringeal maske ile ilişkili postoperatif boğaz ağrısı,ses kısıklığı ve disfaji semptomlarını flurbiprofen pastilin azalttığı varsayımını gösterebilmek.
YÖNTEMLER: LMA ile genel anestezi uygulanacak 80 ASA I-II hasta çalışmaya alındı.Prospektif, randomize, plasebo kontrollü, klinik ve tek merkezli (üniversite hastanesi) bir çalışma idi. Anestezi indüksiyonundan 45 dakika önce Grup F’ye 8.75 mg flurbiprofen içeren pastil (Strefen®), grup P’ye plasebo pastil verildi. LMA çıkarıldıktan 30 dakika sonra ve sonrasında 4, 12 ve 24.saatlerde postoperatif boğaz ağrısı, ses kısıklığı ve disfaji 4 puanlık bir skala ile değerlendirildi.Veriler Student’s t test, Fisher’s exact ve Mann–Whitney U-testleri ile değerlendirildi. p <0.05 anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: 8.75 mg flurbiprofen pastil erken dönem (30. dakika)postoperatif boğaz ağrısı ve disfaji şiddetini azaltmaktadır.Grup F’de 4.saat disfaji şiddeti ve 12.saat ses kısıklığı da anlamlı şekilde azalmıştır.Boğaz ağrısı, disfaji ve ses kısıklığı insidansında gruplar arasında fark yoktur.
SONUÇ: Preoperatif flurbiprofen pastil erken dönem postoperatif boğaz ağrısı ve disfaji şiddetini azaltmaktadır.
OBJECTIVE: We hypothesized that flurbiprofen lozenges reduce the proseal laringeal mask airway (LMA) related symptoms of POST (Post Operative Sore Throat), hoarseness and dysphagia compared to placebo lozenges.
METHODS: Eighty ASA I-II patients undergoing general anesthesia with LMA were included into this study. It was a prospective, randomized, placebo controlled clinical and single center (university hospital) study. Group F received 8.75 mg flurbiprofen lozenge (Strefen®) and Group P received placebo lozenge 45 minutes before the induction of anesthesia. Postoperative sore throat, hoarseness and dysphagia were evaluated 30 minutes after the LMA removal in the recovery room and then at 4, 12 and 24 hours after surgery with in a 4- point scale. Data were analyzed by Student’s t test, Fisher’s exact and Mann–Whitney U-tests. A p value of <0.05 was considered statistically significant.
RESULTS: 8.75 mg flurbiprofen lozenges reduced the severity of early (30 mins) POST and dysphagia. Severity of dysphagia at 4 hrs and hoarseness at 12 hrs were also significantly reduced in Group-F. There were no significant differences betweeen the groups regarding incidence of sore throat, dysphagia, and hoarseness throughout the study period.
CONCLUSION: Preoperative flurbiprofen lozenges reduces severity of early postoperative sore throat and dysphagia.

4.
Sezaryen Ameliyatlarında Uygulanan Anestezi Teknikleri: Son On Yılın Retrospektif Analizi
Anaesthesia Techniques for Caesarean Operations: Retrospective Analysis of Last Decade
Mehmet Aksoy, Ayşe Nur Aksoy, Ayşenur Dostbil, Mine Gürsaç Çelik, Ali Ahıskalıoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2014.80774  Sayfalar 128 - 132
AMAÇ: Sezaryen ameliyatlarında anestezi yöntemi; hastanın klinik bulguları, anestezistin tecrübesi ve hastanın isteğine göre seçilir. Bu çalışmanın amacı, son 10 yılda (2003-2012) kliniğimizde yapılan sezaryen ameliyatlarındaki anestezi uygulamalarının değerlendirilmesidir.
YÖNTEMLER: Bu çalışmada, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ameliyathanesi’nde 2003-2012 yıllarında gerçekleştirilen sezaryen ameliyatlarının hastane bilgisayar sistemindeki kayıtları incelendi. Ameliyatlarda uygulanan anestezi yöntemlerinin yıllara göre dağılımı analiz edildi.
BULGULAR: Kliniğimizde 2003-2012 yılları arasında, toplam 9049 sezaryen ameliyatı gerçekleştirildi. Hastaların %45’inde genel anestezi, %54’ünde bölgesel anestezi uygulandığı bulundu. Bölgesel anestezi uygulama oranı 2003 yılında %34 iken 2012 yılında bu oranın %69’a yükseldiği tespit edildi. En sık kullanılan bölgesel anestezi yöntemleri, 2003 yılında spinal anestezi (%34), 2012 yılında spinal anestezi (%41) ve kombine spinal-epidural anestezi (%27) olduğu bulundu.
SONUÇ: Kliniğimizdeki sezaryen ameliyatlarında 2003-2012 yıllarında en yaygın kullanılan anestezi yöntemi bölgesel anestezidir. Kliniğimizde en yaygın kullanılan bölgesel anestezi yöntemi spinal anestezidir. Son 2 yılda kombine spinal-epidural anestezi tekniğinin kullanımında önemli bir artış vardır.
OBJECTIVE: The technique of anaesthesia in cesarean sections is selected according to the patient's clinical presentations, experience of the anesthesist and the patient’s request. The purpose of this study was to evaluate the anaesthesia methods which was employed in our clinic in last decade (2003-2012).
METHODS: In this study; the records that are stored in the hospital computer system of cesarean operations performed between the years of 2003-2012 at Anaesthesia University Medical Faculty were researched. Annual distribution of methods of anaesthesia in operations were analysed.
RESULTS: In our clinic, during the years of 2003-2012, a total number of 9049 cesarean operations have been performed. Application of general anaesthesia was 45% and it was 54% for regional anaesthesia. While regional anaesthesia application rate was 34% in 2003, this ratio increased to 69% in 2012. The most commonly used method of regional anaesthesia was spinal anaesthesia (34%) in 2003, it was spinal anesthesia (41%) and combined spinal-epidural anaesthesia (27%) in 2012.
CONCLUSION: As a result; the most commonly used anaesthesia technique for cesarean operations was spinal anaesthesia in our clinic in years of 2003-2012. The most widely used regional anaesthetic method in our clinic was spinal anaesthesia. A significant increase has been in the use of combined spinal-epidural anaesthetic technique in the last two years.

5.
Kalça Protezi Ameliyatlarında Uygulanan Anestezi Yöntemlerinin Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi
Retrospective Evaluation of Anesthesia Techniques for Hip Replacement Operations
Murat Koç, Özlem Saçan, Mehmet Gamlı, Vildan Taşpınar, Aysun Postacı, Emel Fikir, Bayazit Dikmen
doi: 10.5152/TJAR.2014.07108  Sayfalar 133 - 139
AMAÇ: Bu retrospektif çalışmada hastanemiz Ortopedi Kliniğinde yatan ve kalça protezi ameliyatı geçiren hastaların demografik özellikleri, yandaş hastalıkları, preoperatif laboratuvar değerleri, intraoperatif bulguları, postoperatif dönemde yoğun bakım ünitesine alınıp alınmamalarının, postoperatif morbidite ve mortalite oranlarına etkileri değerlendirildi. Yine bu çalışmada kalça protezi ameliyatlarında uygulanan cerrahi ve anestezi yöntemlerini, intraoperatif dönemde oluşan hemodinamik değişiklikleri, anestezi sonrası bakım ünitesinde kalış süreleri, ameliyat sırasındaki komplikasyonları belirlemeye çalıştık.
YÖNTEMLER: Ocak 2008 - Aralık 2010 tarihleri arasında kalça protezi cerrahisi uygulanan hastaların retrospektif olarak takip formlarından demografik bulguları, ek hastalıkları, ameliyat öncesi laboratuvar değerleri, intraoperatif bulgular, postoperatif dönemde yoğun bakım ünitesine alınıp alınmamaları kayıt edildi.
BULGULAR: Total 500 hastanın 167’si (%33,4) genel anestezi, 170’i (%34) kombine spinal epidural anestezi, 111’i (%22,2) spinal anestezi, 32’si(%6,4) lomber pleksus blokajı ve siyatik sinir blokajı kombinasyonu, 20’sinin (%4) de epidural anestezi yöntemi ile ameliyat edildiği tespit edildi. Taburculuk süresi rejyonel anestezi grubunda ortalama 5 gün iken genel anestezi uygulanan hastalarda 7 gün olarak belirlendi.
SONUÇ: Parsiyel kalça protezi uygulanan hastaların ASA fiziksel durum skorlarının yüksek olduğu, yandaş hastalıkların daha sık görüldüğü, total kalça protezi uygulananlarda yoğun bakım ihtiyacının daha az olduğu, parsiyel kalça protezi uygulananlarda taburculuk süresinin kısa olduğu, 7 ve 30 gün içerisinde mortalitenin parsiyel kalça protezi uygulananlarda sık olduğu belirlendi.
OBJECTIVE: In this retrospective study we evaluated the demographic characteristics of patients that underwent hip replacement surgery in our orthopaedics clinic. Associated diseases, preoperative labaratory findings, intraoperative findings, and the effect of admission or refusal to intensive care unit on postoperative mortality and morbidity were recorded. Furthermore we tried to identify surgical and anaesthetic methods applied, intraoperative hemodynamic changes, length of stay in post anaesthesia care unit and postoperative complications.
METHODS: Demographic characteristics, co-morbidities, preoperative labaratory findings, intraoperative findings, admission or refusal to intensive care unit of patients, who underwent hip replacement surgery between January 2008- December 2010 were enrolled.
RESULTS: Out of total 500 patients, 33.4% (n=164) were operated under general anesthesia, 34% (n=170) under combined spinal-epidural anesthesia, %22.2 (n=111) under spinal anesthesia, %6.4 (n=32) under combined lomber plexus block and sciatic nevre block and %4 (n=20) under epidural anesthesia. Mean hospital stay was 5 days in general anesthesia group and 7 days in regional anesthesia group.
CONCLUSION: ASA scores and incidance of co-morbidities were higher in partial hip replacement group. Admission to intensive care unit was lesser in total hip replacement group. Hospital stay was shorter in partial hip replacement group. Mortality rates in 7th and 30th day were higher in partial hip replacement group.

6.
Anestezi Uygulaması Öncesi Kullanılan Aydınlatılmış Onam Formlarının Okunabilirliklerinin Değerlendirilmesi: Karşılaştırmalı Bir Çalışma
Evaluating the Readibility of Informed Consent Forms Available Before Anaesthesia: A Comparative Study
Nilay Boztaş, Şule Özbilgin, Elvan Öçmen, Gözde Altuntaş, Sevda Özkardeşler, Volkan Hancı, Ali Günerli
doi: 10.5152/TJAR.2014.94547  Sayfalar 140 - 144
AMAÇ: Anestezi uygulaması öncesi kullanılan aydınlatılmış onam formları; hastaya yapılacak olan cerrahi işlem ya da herhangi bir girişim öncesi hastayı bilgilendirmek amacıyla hazırlanan formlardır. Bu formlar hastaların konu hakkında yeterli derecede bilgilenmesini sağlamalıdır. Okunabilirlik; okuyucu tarafından metinlerin kolay ya da güç anlaşılır olmasıdır ve çeşitli formüller aracılığıyla değerlendirilmektedir. Çalışmamızın amacı, ülkemizde bulunan üniversitelerin, sağlık bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinin ve devlet hastanelerinin anesteziyoloji bölümlerinde kullanılan aydınlatılmış onam formlarının okunabilirlik düzeylerinin, okunabilirlik formülleri aracılığı ile değerlendirilmesidir.
YÖNTEMLER: Etik kurul onamının alınmasının ardından ülkemizde bulunan üniversiteler (n: 15), sağlık bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri (n: 15) ve devlet hastanelerinin (n: 15) anesteziyoloji bölümlerinde kullanılan anestezi onam formlarının okunabilirlik düzeyleri analiz edildi. Her bir onam formu elektronik ortamda “Microsoft Word” programı ile görüntülenerek kelimeler otomatik olarak sayıldı. Onam formlarının ilk sayfasında bulunan ilk 100 kelime alınarak Gunning Fog, Flesch-Kincaid ve Ateşman Okunabilirlik Formülleri ile değerlendirildi. Ayrıca bu ilk 100 kelime içinde bulunan tıbbi terim oranları da yüzde(%) olarak belirlendi.
BULGULAR: Toplam 45 kuruma ait anestezi onam formu çeşitli okunabilirlik formülleri ile değerlendirildi. Gunning fog indeksine göre eğitim araştırma ve devlet hastanelerine ait onam formlarının okunabilirlik düzeyleri düşük bulundu. Flesch-kincaid formülüne göre tüm kurumların okunabilirlik düzeyleri çok düşük olarak bulundu. Ateşman formülüne göre üniversitelere ait onam formlarının okunabilirlik düzeyi çok düşük, diğer kurumların ise düşük olarak bulundu.
SONUÇ: Bu çalışmada ülkemizde kullanılan anestezi onam formlarının okunabilirlik oranlarının oldukça düşük olduğu saptanmıştır. Anestezi onam formları hazırlanırken ülkemizin eğitim düzeyi de göz önünde tutulmalıdır. Hekimleri tıbbi ve hukuki anlamda bağlayan bu konuda dikkatli olunması gerektiği kanaatindeyiz.
OBJECTIVE: Informed Consent Forms which are used prior to administering anaesthesia are the forms to inform patients before any proposed surgical procedure or treatment. They should provide patients with sufficient information about the operation and treatment. Readability is whether it is easy or hard for a reader to read and understood an available text, and it is evaluated through various formulas. The aim of this study was to evaluate the readability levels of different informed consent formulas commonly used in the anesthesiology departments of different hospitals of our country by using different readability formulas.
METHODS: After obtaining the ethics committee approval, readability levels of different consent forms used in anesthesiology departments of the university hospitals (n = 15), Ministry of Health (MOH) education and research hospitals (n = 15), and public hospitals (n = 15) were analyzed.
Each consent form was displayed electronically with "Microsoft Word" program and the number of words contained was counted automatically. The first 100 words on the first page of the forms were evaluated with the Gunning Fog, Flesch-Kincaid Readability and Ateşman readability formulations. The rate of medical terms detected within these 100 words was determined in percentages (%).

RESULTS: Different consent forms obtained from 45 anesthesia departments were assessed by various readability formulas. According to the Gunning fog index, the readability level of the consent forms obtained from MOH education and research and public hospitals was considerably low. The Flesch-Kincaid index measured very low levels of readability in all the institutions. The Ateşman index displayed very low readability levels for the consent forms used in universitiy hospitals, while low levels in other institutions as well.
CONCLUSION: In this study, we concluded that the readability of the anaesthesia informed consent forms are significantly low. The level of education in our country should be considered in the preparation of anesthesia consent forms. We believe, physicians should pay more attention to this medical and legal issue.


OLGU SUNUMU
7.
Erken Gebelik Döneminde Elektrokonvulsif Tedavide Anestezi Yönetimi
Anaesthetic Management in Electroconvulsive Therapy During Early Pregnancy
Ülkü Özgül, Mehmet Ali Erdoğan, Mukadder Şanlı, Feray Erdil, Zekine Begeç, Mahmut Durmuş
doi: 10.5152/TJAR.2014.73645  Sayfalar 145 - 147
Gebelik sırasında şizofreni, bipolar bozukluk gibi majör psikiyatrik durumların yönetimi zordur. Gebelikte ortaya çıkan katatoni, intihar davranışı ve ağır psikoz gibi ilaç tedavisine dirençli, yaşamı tehdit eden ciddi bulgular anne ve bebek sağlığını etkilemektedir. Bu durumlarda elektrokonvulsif tedavi (EKT) farmakolojik tedaviye alternatif bir yöntem olarak düşünülebilir. Bu olguda, major depresyon nedeniyle EKT uygulanan 13 haftalık gebenin anestezi yönetimini sunmayı amaçladık.
The management of major psychiatric conditions during pregnancy is exceptionally difficult. Pharmacoresistant, life-threatening and severe symptoms such as catatonia and suicidal behavior, affecting the health and safe of both mother and child. In such cases, electroconvulsive therapy (ECT) may be considered as an alternativeto pharmacolgic treatment. In this report, we presented anesthetic management for a patient with 13 week pregnant who underwent ECT due to major depression.

8.
Plasenta Akreta Nedeniyle Sezaryen ve Histerektomi Yapılan Gebede Kombine Spinal Epidural Anestezi Uygulaması
Combined Spinal Epidural Anesthesia for Cesarean Section and Hysterectomy in a Parturient with Placenta Accreta
Tülay Özkan Seyhan, Mukadder Orhan Sungur, İpek Edipoğlu, Ercan Baştu
doi: 10.5152/TJAR.2014.59389  Sayfalar 148 - 150
Sezaryen ameliyatlarında plasenta akretanın varlığı anestezi ve cerrahi girişimi karmaşık hale getirmektedir. Bu olgu sunumunda plasenta akreta ön tanısı olan ve ilaç alerjileri bulunan gebede, sezaryen ve kanama nedeniyle gerçekleştirilen histerektomi operasyonunun kombine spinal epidural anestezi ile yönetilmesi tartışılmıştır.
Placenta accreta complicates the anesthetic and surgical approach in cesarean section. In this case report, management of cesarean hysterectomy using combined spinal epidural anesthesia in a parturient with placenta accreta and multidrug allergy diagnosis is discussed.

9.
C/S Sonrası Spinal Anesteziye Bağlı Gelişen Altıncı Kraniyal Sinir Paralizisi
Unilateral Sixth Cranial Nerve Palsy Following C/S as a Complication of Spinal Anaesthesia
Barış Adaklı, Enver Özgencil, Gülen Nevin Özünlü, Refiye Selin Aybar, Asuman Uysalel
doi: 10.5152/TJAR.2014.52724  Sayfalar 151 - 153
Kraniyal sinir paralizisi (KSP), genellikle diyagnostik ve anestezi sağlamak amacıyla kullanılan lomber ponksiyonun nadir görülen bir komplikasyonudur. Altıncı kraniyal sinir (abducens) en sık etkilenen kraniyal sinirdir.Bu olgu sunumunda, beklenmeyen dural ponksiyon sonrası gelişen, epidural kan yaması (EKY) ile hızlı bir şekilde düzelme gösteren, tek taraflı altıncı kraniyal sinir paralizili hastamızı sunmayı amaçladık.
Cranial nerve palsy (CNP) is a rare complication following lumbar puncture which is a common procedure most often used for diagnostic and anaesthetic purposes. The sixth cranial (abducens) nerve is the most commonly affected cranial nerve. We report a case of unilateral sixth nerve palsy after spinal anaesthesia that improved immediately after an epidural blood patch (EBP).

10.
Griscelli Sendromlu Çocukta Femur Kırığı Sonrası Gelişen Akut Faz Reaksiyonu
Acute Phase Reaction after Femur Fracture in a Child with Griscelli Syndrome
İrfan Güngör, Akif Muhtar Öztürk, Kadir Kaya, Hülya Çelebi, Bahadır Kösem
doi: 10.5152/TJAR.2014.08769  Sayfalar 154 - 157
Griscelli sendromu (GS) deri ve saçlarda kısmi albinizm ile karakterize, otozomal resesif geçişli, nadir bir hastalıktır. Bu çocuklarda erken tanı ve tedavi önemli olup, gecikmiş vakalarda yaşam şansı azalır. Bu yazıda, anestezi altında femur kırığı nedeniyle kapalı redüksiyon ve pelvipedal alçı uygulanan, GS tanısıyla takip edilen 11 yaşında bir erkek çocuk sunularak sendromun önemine dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.
Griscelli syndrome (GS) is an autosomal recessive disorder, which is characterized with partial albinism of skin and hair shaft. Prompt and early diagnosis is a crucial step for follow up and management of Griscelli syndrome (GS), otherwise life expectancy of the patients would be dramatically decreased. This case report aims to present clinical course of a femoral fracture treated with closed reduction and pelvic-pedal cast, and progression of acute phase reaction during the follow up period of case.

EDITÖRE MEKTUP
11.
Zor Laringeal Maske Yönetimi
Difficult Laryngeal Mask Management
Aslı Demir, Eymen Gazel, Onur Açıkgöz, Ümit Karadeniz
doi: 10.5152/TJAR.2014.05945  Sayfalar 158 - 159
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

12.
Mallampati ‘Sıfır’ Havayolu: Çok Kolay mı, Değil mi?
Mallampati 'Zero' Airway: Extremely Easy or Not?
Nesil Coşkunfırat, Neval Boztuğ Uz
doi: 10.5152/TJAR.2014.71602  Sayfalar 160 - 161
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin