Turk J Anaesthesiol Reanim: 41 (6)
Cilt: 41  Sayı: 6 - Aralık 2013
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Yüksek Riskli Cerrahide Sonucu İyileştirebilir miyiz?
Can we Improve Outcome in High Risk Surgery?
Andras Mikor, Zsolt Molnar
doi: 10.5152/TJAR.2013.1630  Sayfalar 191 - 194 (1199 kere görüntülendi)
Yüksek riskli cerrahi hastaları tüm cerrahi hastalarına kıyasla az sayıda olmalarına rağmen, tüm perioperatif mortalitenin en büyük kısmından sorumludurlar. Bu hastalarda hedefe yönelik hemodinamik destek daha düşük bir komplikasyon insidansına ve hastanede yatış süresinde azalmaya neden olabilir. Kan basıncı ve kalp hızı gibi dolaşımın standart takibi ötesinde nabız basıncı/atım hacmi varyasyonu-, atım hacmi/kalp indeksi ve santral venöz oksijen satürasyonu-güdümlü resüsitasyon gibi daha ileri parametreler ve uygulamalar yüksek riskli cerrahi hastalarda sonucu iyileştirebilir. Bu derlemenin amacı hedefe yönelik perioperatif destek bağlamında bu endekslerin yararlılığını araştıran hayvan çalışmalarının ve klinik çalışmaların sonuçlarına odaklanmaktır.
Despite the small number of high-risk surgical patients in comparison to all surgical patients, they account for the largest proportion of overall perioperative mortality. Goal directed hemodynamic support may result in a lower incidence of complications and reduced length of hospital stay in these patients. Beyond the standard monitoring of circulation, such as blood pressure and heart rate, further parameters and procedures such as pulse pressure/stroke volume variation-, stroke volume/cardiac index-, and central venous oxygen saturation-guided resuscitation may improve the outcome of high-risk surgical patients. The aim of this review is to focus on the results of animal and clinical studies investigating the usefulness of these indices in the context of goal-directed perioperative support.

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Perkütan Hepatik Hidatik Kist Drenajında Sedasyon için Deksmedetomidin ve Midazolamın Karşılaştırılması
Comparison of Dexmedetomidine and Midazolam in Sedation for Percutaneous Hepatic Hydatid Cyst Drainage
Emine Nilgün Bavullu, Esra Aksoy, Ruslan Abdullayev, Nermin Göğüş, Doğan Dede
doi: 10.5152/TJAR.2013.40  Sayfalar 195 - 199 (1539 kere görüntülendi)
Amaç: Kist hidatik hala önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Temel tedavisinin cerrahi olması ile birlikte, günümüzde ultrasonografi eşliğinde yapılan perkütan drenaj da öneli bir tedavi alternatifi haline gelmiştir. Lokal anestezi altında yapılan bu işlem sırasında, sedasyon için tercih edilecek ajanlar, hastada yeterli sedasyonu sağlamanın yanı sıra solunumu ve hemodinamiyi en az düzeyde etkileyecek özellikte olmalıdır. Çalışmamızda kısa etkili bir benzodiazepin olan midazolamı ve α2 selektif adrenerjik reseptör agonisti deksmedetomidini kullanarak, bu ajanları sedasyon derinliği ve intraoperatif komplikasyonlar açısından karşılaştırdık.

Yöntemler: Etik kurul onayı ve hasta onamı alındıktan sonra demografik verileri benzer 40 hasta, randomize iki gruba ayrıldı. İşlem öncesi her iki gruptaki hastalara, 10 mg metoklopramid, 45,5 mg feniramin iv verildikten sonra sedasyon için I. gruba midazolam (0,07 mg kg-1 iv bolus, devamında 0,01 mg kg-1 saat-1 infüzyon), II. gruba ise deksmedetomidin (1 μg kg-1 başlangıç yükleme dozu 10 dakikada, ardından 0,2 μg kg-1 saat-1 devamlı bazal infüzyon) uygulandı. Girişim başlangıcında her iki gruba da subhipnotik dozda propofol 0,5 mg kg-1 dozunda verildi. Yeterli sedasyonun oluşmadığı durumlarda iki gruba da propofol (0,5 mg kg-1) eklendi. Girişim sırasında sedasyon düzeyinin belirlenmesi için OAA/S ve BIS ölçümleri kullanıldı. İndüksiyon öncesinde, indüksiyon sonrasında ve takip eden sürede belli aralıklarda hastaların KAH, OAB, SS, SpO2 ve ETCO2 değerleri kaydedildi. İki grubun da ek propofol ihtiyacı kaydedildi.

Bulgular: Deksmedetomidin uygulanan grupta, midazolam grubu kadar etkili ve yeterli bir sedasyon oluştuğu gözlendi. Özellikle indüksiyonu takip eden 10. dakika sonunda, sedasyon derinliğini gösteren BIS değerlerinde daha belirgin azalma kaydedildi. Her iki gruba ait SS, SpO2, ETCO2 değerlerinde indüksiyon sonrasında bir farklılık izlenmezken, KAH ve OAB değerlerinde, deksmedetomidin grubunda indüksiyon sonrası klinik önem arz etmeyen azalmalar oldu. Ek propofol ihtiyacı açısından gruplar arasında bir fark olmadı.

Sonuç: Yeterli sedasyon sağlaması ve özellikle solunum depresyonu yapmaması nedeniyle lokal anestezi altında yapılan girişimsel işlemlerde, deksmedetomidinin hastanın hemodinamisinde minimal değişikliklere yol açarak uygun bir sedatif ajan olabileceğini düşünüyoruz.
Objective: Hydatid cyst still continues to be a public health problem. The basic treatment for the disease is surgery, but USG-guided percutaneous drainage has become an important treatment alternative. Agents preferred for sedation during drainage performed under local anaesthesia must also preserve respiration and haemodynamic stability while providing adequate sedation. We used midazolam, which has a short duration of action, and a selective α2 adrenergic receptor agonist, dexmedetomidine, and compared them regarding their sedative properties and intraoperative complications.

Methods: After approval by the clinical trials ethics committee, 40 patients with similar demographic data were randomized into two groups. All patients received 10 mg metochlopramide and 45.5 mg phenyramine before the procedure. Then midazolam (0.07 mg kg-1 iv bolus followed by 0.01 mg kg-1 h-1 infusion) was administered to Group 1, and dexmedetomidine (1 μg kg-1 loading dose in 10 minutes, followed by 0.2 μg kg-1 h-1 continuous infusion) was administered to Group 2 for sedation. Just before the surgical procedure, all patients received propofol in a subhypnotic dose of 0.5 mg kg-1 iv. Propofol 0.5 mg kg-1 iv was administered to patients in each group if there was no adequate sedation. OAA/S and BIS scales were used to evaluate the sedation level during the procedure. HR, MAP, RR, SpO2 and ETCO2 values were monitored before and after induction and every 5 minutes thereafter. The propofol requirement was noted for each group.

Results: Sedation in the dexmedetomidine group was as effective and adequate as that observed with the midazolam group. BIS values were significantly low in the dexmedetomidine group, especially after 10 minutes and thereafter. Respiratory rate, SpO2, and ETCO2 values were similar in both groups, whereas clinically insignificant decreases in HR and MAP were observed in the dexmedetomidine group. Propofol requirements were similar in both groups.

Conclusion: We conclude that dexmedetomidine can be an appropriate agent in surgical procedures performed under local anaesthesia, providing adequate sedation without respiratory depression.

3.
Normal ve Serebral Palsili Çocuklarda Farklı Soluk Sonu Desfluran Konsantrasyonlarının Bispektral İndeks Değerlerine Etkisi
The Effect of Different End-tidal Desflurane Concentrations on Bispectral Index Values in Normal Children and Children with Cerebral Palsy
Aysun Ankay Yılbaş, Banu Ayhan, Seda Banu Akıncı, Fatma Sarıcaoğlu, Ülkü Aypar
doi: 10.5152/TJAR.2013.33  Sayfalar 200 - 205 (1535 kere görüntülendi)
Amaç: Çalışmamızda; farklı intraoperatif soluk sonu desfluran konsantrasyonlarının serebral palsili olan ve olmayan çocukların bispektral indeks (BİS) değerlerine etkisini karşılaştırmayı amaçladık.

Yöntemler: Çalışmaya elektif ortopedik cerrahi geçirecek 2-15 yaş arası, 20 normal çocuk (Grup N) ile serebral palsili, konuşamayan, iletişim kuramayan 20 çocuk (Grup SP) dahil edildi. Midazolam premedikasyonunu takiben, anestezi indüksiyonu 200 mL st-1 hızla %1 propofol infüzyonu ile BİS değerleri 50 oluncaya dek yapıldı. Anestezi indüksiyonu öncesinde ve sonrasında, %4 ve %6 soluk sonu desfluran kararlı durum konsantrasyonlarında ve uyandıktan hemen sonra kalp atım hızı, kan basıncı ve BİS ölçümleri kaydedildi. Kolmogorov-Smirnov, t-testi, eşleştirilmiş t-testi ve ki-kare testi kullanılarak yapılan analizlerde p<0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Bulgular: Grup SP’de anestezi sonlandırıldığında göz açma ve ekstübasyon süreleri anlamlı olarak daha uzundu. Anestezi indüksiyonu öncesi, %4 soluk sonu desfluran kararlı durum konsantrasyonunda ve uyandıktan hemen sonra ölçülen BİS değerleri SP’li hastalarda anlamlı olarak daha düşüktü. Soluk sonu desfluran kararlı durum konsantrasyonu %6 iken SP’li çocuklarda BİS değerlerinin daha düşük olduğu görüldü ancak bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.

Sonuç: Elde edilen verilere dayanarak; SP’li çocuklarda BİS monitörizasyonu ile daha düşük konsantrasyonlarda anestetik ajan kullanımının yan etkileri ve çoklu ilaç kullanımına bağlı ilaç etkileşimlerini azaltmak ve uyanmayı hızlandırmak açısından yararlı olabileceği sonucuna varıldı.
Objective: In this study, we aimed to compare the effets of different intraoperative end-tidal desflurane concentrations on bispectral index (BIS) values in normal children and children with cerebral palsy.

Methods: Twenty normal children (Group N) and 20 children with noncommunicative/ nonverbal cerebral palsy (Group CP), between 2 and 15 years of age, undergoing elective orthopaedic surgery were included in the study. Following premedication with midazolam, anaesthesia was induced by infusing 1% propofol at a rate of 200 mL hr-1 until BIS reached 50. Heart rate, blood pressure and BIS values were recorded before and after induction of anaesthesia, at steady-state end-tidal concentrations of 4% and 6% desflurane, and after emergence from the anaesthetic. p<0.05 was considered significant in the statistical analyses, including Kolmogorov- Smirnov, t-test, paired samples t-test and chi-square test.

Results: The time to extubation and eye opening after discontinuation of anaesthesia was longer in Group CP. BIS values before the induction of anaesthesia, at a steady-state end-tidal desflurane concentration of 4% and after emergence from the anaesthetic were statistically significantly lower in Group CP. At a steady-state end-tidal desflurane concentration of 6%, BIS values were slightly lower in Group CP but this difference was not statistically significant.

Conclusion: Based on the data obtained, we concluded that BIS monitoring in children with cerebral palsy can be useful in terms of decreasing adverse effects and drug interactions due to multiple drug usage by reducing anaesthetic agent usage and improving emergence from the anaesthetic.

4.
Remifentanil ve Deksmedetomidin İnfüzyonunun Hemodinamik Parametreler ve Tiroid Hormonları Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparison of the Effects of Remifentanyl and Dexmedetomidine Infusions on Haemodynamic Parameters and Thyroid Hormones
Bengü Özütürk, Ayşın Ersoy, Aysel Altan, Levent Mehmet Uygur
doi: 10.5152/TJAR.2013.39  Sayfalar 206 - 210 (1397 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda; remifentanil ile deksmedetomidinin hemodinamik parametrelere, inhalasyon ajanı tüketimine ve postoperatif geç dönemdeki tiroid hormon düzeyleri üzerine etkileri karşılaştırıldı.
YÖNTEMLER: Çalışma, genel anestezi altında elektif laparoskopik kolesistektomi ameliyatı planlanan, ASA I-II grubundan, yaşları 20-75 arasında değişen, ötiroid toplam 45 olgu üzerinde yapıldı.
Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı.
İndüksiyonda;
• Grup R’ deki hastalara 1.0 mcg/kg dozunda remifentanil 2 dakikalık yavaş bolus,
• Grup D’ deki hastalara indüksiyondan 10 dakika önce 1.0 mcg/kg dozunda deksmedetomidin 10 dakikada infüzyon şeklinde,
• Grup K’ daki hastalara 1.0 mcg/kg dozunda fentanil bolus olarak uygulandı.
Ardından tüm hastalarda 2.0 mg/kg propofol ve 0.2 mg/kg sis-atrakuryum ile indüksiyona devam edildi.
Anestezi idamesi sırasında operasyonun tahmini bitiş süresine 15 dakika kalana kadar
• Grup R’ deki hastalara 0.05 mcg/kg/dakika dozunda remifentanil,
• Grup D’ deki hastalara 0.5 mcg/kg/saat dozunda deksmedetomidin infüzyonu uygulandı.
Her hastanın; kalp atım hızı, ortalama arter basıncı ve end-tidal sevofluran konsantrasyonları operasyon süresince kaydedildi.
• Preoperatif dönemde,
• Postoperatif 24. saatte,
• Postoperatif 5. gün venöz kan örneği alındı ve fT3, fT4, TSH seviyelerindeki değişime bakıldı.
BULGULAR: Ortalama arter basıncı değerleri ve sevofluran tüketimi Grup R ve Grup D’ de kontrol grubuna göre düşük seyretti. Gruplar arası karşılaştırmada; kontrol grubunda postoperatif 24. saatteki fT3 değerlerindeki azalma diğer iki gruba göre daha belirgindi ve fark istatistiksel olarak anlamlıydı.
SONUÇ: Her iki ajanın da düşük dozlardaki infüzyonlarında bile cerrahi stresin yol açtığı hemodinamik cevabı baskıladığı, inhalasyon ajan tüketimini azalttığı ve endokrin cevabın göstergelerinden biri olan tiroid hormonlarını, özellikle de fT3 değişimini daha az etkilediği kanaatindeyiz.
OBJECTIVE: In this study, we compared the effects of remifentanyl and dexmedetomidine on haemodynamic parameters, inhalation agent consumption and thyroid hormone levels at the late postoperative period.
METHODS: 45 euthroid patients, who were ASA I-II, between 20-75 years of age, randomly assigned in to three groups:
During induction,
• Group R received 1.0 mcg kg-1 remifentanyl as slow bolus in two minutes,
• Group D received 1.0 mcg kg-1 dexmedetomidine in 10 minutes as infusion
• Group C received 1.0 mcg kg-1 fentanyl as bolus.
Afterwards, all patients received 2.0 mg kg-1 propofol and 0.2 mg kg-1 cis-atracurium for induction.
During operation and up to 15 minutes before the end of the operation for anaesthesia maintenance;
• Group R received 0.05 mcg kg-1 min-1 remifentanyl,
• Group D received 0.5 mcg kg-1 h-1 deksmedetomidine infusions.
During the operation, heart rate, average arterial pressure and end-tidal sevoflurane concentrations were recorded for every patient.
Venous blood samples were taken after the operation, at postoperative 24th hour and postoperative 5th day and the variations in fT3, fT4, TSH levels were analyzed.
RESULTS: Mean arterial pressure values and sevoflurane consumption were lower in Group R and Group D in comparison with the control group. In comparison between groups, the decrease in fT3 values for control groups at postoperative 24th hour was more significant than the other two groups.

CONCLUSION: We suggest that, both agents suppress the hemodynamic response, decrease the consumption of inhalation agents and affect less the changes in thyroid hormones which can be considered as one of the indicators of endocrine response.

5.
Desfluran Anestezisi Uygulanan Kalp Hastalarında Bispektral İndeks ve Nöromüsküler Blok Monitörizasyonunun Anestezi Derinliği ve Derlenme Üzerine Etkileri
The Effects of Bispectral Index and Neuromuscular Block Monitoring on Depth of Anaesthesia and Recovery in the Cardiac Patients Under Desflurane Anaesthesia
Ayşe Payas, Kenan Kaygusuz, Cevdet Düger, Ahmet Cemil İsbir, İclal Özdemir Kol, Sinan Gürsoy, Caner Mimaroğlu
doi: 10.5152/TJAR.2013.48  Sayfalar 211 - 215 (1375 kere görüntülendi)
Amaç: Bu çalışmada kardiyovasküler işlev bozukluğu olan ancak kalp cerrahisi geçirmemiş elektif açık kolesistektomi ameliyatı planlanan, desfluran genel anestezisi uygulanan hastalarda, bispektral indeks ve nöromüsküler blok monitörizasyonunun anestezi derinliği ve derlenme üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.

Yöntemler: Hastaların ve etik kurulun onayı alındıktan sonra, 30-65 yaş arası, ASA II-III, açık kolesistektomi girişimi geçirecek 100 hasta 2 gruba ayrıldı. Tüm hastaların indüksiyonu standart olarak uygulandı ve anestezi idameleri %4-6 desfluran ile yapıldı. Grup I’de, anestezist BIS’i bilmeksizin, desfluranın end tidal volatil ajan konsantrasyonu (ETVAK) hemodinamik değişikliklere göre titre edildi. Grup II’de desfluran ETVAK’ı BIS 50-60 arasında tutacak şekilde titre edildi. Hemodinamik veriler, BIS değerleri, end tidal volatil ajan konsantrasyonu (ETVAK) verileri indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası, cerrahi insizyon sonrası 1. dk, 5. dk ve her 15 dk aralıklarla kaydedildi. Hastalara TOF monitörizasyonu uygulandı. Girişim sonunda ekstübasyon zamanı ve Aldrete skoru ≥9 olana kadar geçen süre kaydedildi. Ek olarak nöromüsküler ajan dozları ve narkotik ajan dozları kaydedildi.

Bulgular: Grup I BIS değerleri indüksiyon öncesi ve indüksiyon sonrası hariç tüm zamanlarda daha düşük bulundu (p<0,05). Tüm zamanlardaki ETVAK değerleri Grup II’de daha düşüktü (p<0,05).

Sonuç: Desfluran anestezisi uygulanan kalp hastalarında BİS monitörizasyonuna göre ayarlanan volatil ajan dozunun standart tekniğe göre ayarlanan volatil ajan dozundan daha düşük olduğu, ancak bunun ekstübasyon zamanı, derlenme ve TOF monitörizasyonuna bağlı nöromüsküler bloker ajan ihtiyacını etkilemediğini düşünmekteyiz.
Objective: In this study we aimed to investigate the effects of bispectral index (BIS) and neuromuscular block monitoring on anaesthesia depth and recovery on cardiac patients, whom were scheduled to undergo open cholecystectomy operation under desflurane anaesthesia.

Methods: After the approval of the Ethics Committee and consent of the patients, cases were divided into two groups. All patients received standard induction drugs, and 4-6% desflurane was used for maintenance of anaesthesia. In Group I, the anaesthesiologist was blind to BIS, and end-tidal volatile agent concentration (ETVAC) of desflurane was titrated according to the patients’ haemodynamic changes. In Group II, ETVAC of desflurane was titrated to maintain BIS at 50-60. The haemodynamic data, BIS values, end-tidal volatile agent concentration (ETVAC) and train of four (TOF) values were recorded at pre-induction, post-induction, post-intubation, 1st and 5th minutes after surgical incision and then every 15 min. At the end of the operation, extubation time and time to reach aldrete recovery score ≥9 were recorded in each groups. Additionally, neuromuscular agent and narcotic agent doses were recorded.

Results: The BIS values were lower for Group I in all times, except preand post-induction times (p<0.05). ETVAC values of all times were lower for Group II (p<0.05).

Conclusion: The requirement of volatile agent which was given according to BIS monitoring was lower than in the standard technique, but it is considered not to affect the early extubation, recovery and neuromuscular agent requirement dependent on TOF monitoring.

6.
Erken Uyarı Skorlama Sistemi ile Hemşirelik Rehberi Uygulamalarının Ameliyat Sonrası Bakım Ünitesinde Değerlendirilmesi
Post-Surgical Operation Care by Application of an Early Warning Scoring System and Nursing Guidance
Berrin Pazar, Ayla Yava
doi: 10.5152/TJAR.2013.37  Sayfalar 216 - 222 (1897 kere görüntülendi)
Amaç: Anestezi sonrası bakım ünitesinde Erken Uyarı Skor Sistemine (EUSS) göre takip edilen ve bu çalışma için geliştirilen hemşirelik rehberi uygulamasının etkisinin belirlenmesidir.

Yönemler: Randomize-kontrollü klinik çalışma olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Ocak-Nisan 2011 tarihleri arasında bir eğitim ve araştırma hastanesinin Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı ameliyathanelerinde torakal ve abdominal bölge ameliyatı geçiren 123 yetişkin hasta oluşturmuştur. Hastalar preoperatif dönemde randomize edilmiş, EUSS ve hemşirelik rehberine göre takip edilen hastalar çalışma grubunu (ÇG=63), EUSS’ne göre skoru hesaplanıp anestezi sonrası bakım ünitesi rutin takibine müdahale edilmeyen hastalar kontrol grubunu (KG=60) oluşturmuştur.

Bulgular: Anestezi sonrası bakım ünitesi döneminde ÇG hastalarının %34,92’sinde, KG hastaların ise %30,00’unda komplikasyon geliştiği saptanmıştır. Komplikasyon gelişen ÇG hastalarının %95,45’ine, KG hastalarının ise %22,22’sine ilk 10 dk. da müdahale edildiği ve komplikasyon gelişen KG hastalarının %61,12’sine müdahale edilmediği tespit edilmiştir. Çalışma ve kontrol gruplarında yer alan hastaların, komplikasyonlara müdahale süresi açısından aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).

Sonuç: EUSS’nin ve hemşirelik rehberinin kullanılması hastalardaki komplikasyon gelişiminin erken saptanmasını ve hastalara daha erken müdahale edilmesini sağlamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, EUSS ve hemşirelik rehberinin anestezi sonrası bakım ünitesinde kullanılması önerilmiştir.
Objective: To determine the effect of a nursing guideline application developed for this study and followed according to the Early Warning Scoring System (EWSS) in a post-anaesthesia recovery unit.

Methods: This study was carried out as a randomized-controlled experimental study. The study sample comprised 123 adult patients having thoracic and abdominal surgery in a training and research hospital’s Anaesthesiology and Reanimation Department. Patients were randomized during the pre-operative period and followed up according to EWSS and a nursing guideline study group (SG=63). Patients whose recovery unit routine follow-up was calculated in terms of EWSS score but not intervened formed the control group (CG=60).

Results: It was determined in the recovery period that complications developed in 34.92% of SG patients and 30.00% of CG patients. 95.45% of SG patients developing complication and 22.22% of CG patients developing complications were treated in the first 10 minutes, and it was determined that 61.12% of CG patients developing complications were not treated. The difference between the patients within the study and control groups in terms of treatment duration against complications was found to be statistically meaningful (p<0.05).

Conclusion: Using EWSS and a nursing guideline enables determining complication development in patients earlier and leads to treating the patients sooner. On the basis of these results, it was recommended to use EWSS and nursing guidelines in the post-anaesthesia recovery unit.

OLGU SUNUMU
7.
Ventricular Asist Device Çıkarılması Sırasında Kalp Debisi ve Transözofageal Ekokardiyografi Monitörizasyonu
Monitoring Cardiac Output and Transesophageal Echocardiography During Removal of a Ventricular Assist Device
Aslı Demir, Ümit Karadeniz, Bahar Aydınlı, Murat Taş, Özcan Erdemli
doi: 10.5152/TJAR.2013.42  Sayfalar 223 - 225 (1602 kere görüntülendi)
Ventriküler asist device (VAD) kalp işlevleri zayıf hastalarda, kalp ve kan akımına destek sağlayan bir mekanik pompadır. Bu cihaz, donör bekleyemeyecek kadar hasta olan ya da ileri yaş veya diğer sağlık problemleri nedeniyle transplantasyona uygun olmayan hastalarda hayat kurtarıcı bir tedavidir. Aynı zamanda VAD, akut viral miyokardit hastalarında da hayat kurtarıcı bir yaklaşımdır. Akut hastalık dönemini takiben kalp işlevleri iyileşirse VAD dikkatlice çıkarılır. Bu dönemde kalp işlevlerinin devamlı izlenmesi oldukça önemlidir. Biz bu yazıda VAD cihazının çıkarılması girişiminde kalp debisi ve transözofageal ekokardiyografi monitörizasyonu yapılan bir olguyu sunduk.
A ventricular assist device (VAD) is a mechanical pump used to support heart function and blood flow in people who have weakened hearts. For selected patients who are too ill to wait for a heart transplant or are not eligible for a heart transplant because of age or other medical problems, ventricular assist devices offer life-saving therapy. This device has also become a life-saving approach for patients with acute viral myocarditis. Following the acute illness phase, when heart function has improved, the VAD is carefully removed. It is very important to continuously monitor myocardial functions during this period. In this paper, we present a case that was monitored with cardiac output and transesophageal echocardiography during the VAD removal operation.

8.
Atropa Belladonna (Güzel Avrat Otu) Meyvesi ile İlişkili Antikolinerjik Toksik Sendrom: Bir Olgu Sunumu
Atropa Bellodonna Fruit (Deadly Nightshade) Related Anticholinergic Toxic Syndrome: A Case Report
Abdullah Demirhan, Ümit Yaşar Tekelioğlu, İsa Yıldız, Tanzer Korkmaz, Murat Bilgi, Akcan Akkaya, Hasan Koçoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2013.43  Sayfalar 226 - 228 (2353 kere görüntülendi)
Atropa Belladonna (güzel avrat otu) ile gelişen zehirlenmeler antikolinerjik sendroma yol açabilmektedir. Bitkinin yüksek miktarda alınması letarji, koma ve hatta ölümle sonuçlanabilen cidd klinik tabloya neden olabilir. Bu olgu sunumunda ülkemizde güzel avrat otu olarak bilinen bitkinin meyvesinin bol miktarda yenmesi sonucu gelişen ciddi antikolinerjik sendromu literatür eşliğinde paylaşmayı amaçladık.
Atropa Belladonna related poisoning may lead to anticholinergic syndrome. Ingestion of high amounts of the plant may cause lethargy, coma, and even a serious clinical picture that could lead to death. In this case report, we aim to share a case of anticholinergic syndrome that developed after ingestion of the fruit called “Deadly Nightshade” in our country.

9.
Tianeptin Bağımlılığında Kültürel Etkileşimin Rolü ve Farklı Uygulama Yöntemleri
Role of Cultural Interaction in Tianeptine Abuse and Different Application Methods
Ahmet Şen, Gökhan İlhan, Yakup Tomak, Başar Erdivanlı, Tahir Ersöz, Murat Şaban Ergene
doi: 10.5152/TJAR.2013.25  Sayfalar 229 - 231 (1584 kere görüntülendi)
Tianeptin, güçlü antidepresan ve anksiyolitik özelliklere sahip selektif serotonin geri alım artırıcıdır. Benzer ilaçlara göre sedatif, antikolinerjik ve kardiyovasküler yan etkilerinin azlığı nedenile kolay tolere edilebilir. Fakat fiziksel bağımlılık çabuk gelişir ve kesilme semptomları sıklıkla gözlenir. Gürcistan ve Ermenistan’da tianeptin bağımlıları tarafından damar içine enjekte edilerek kullanılır. İlaç bağımlılığı psikolojik, sosyal ve kültürel faktörlere bağlıdır ve sıklıkla ergenlik döneminde ortaya çıkar. Türkiye’de yapılan sosyodemografik çalışmalar bağımlılığın bölgelere ve kullanılan maddeye göre değiştiğini göstermektedir. Bu yazıda doğu Karadeniz bölgesinde yerel halk ile Gürcü göçmenlerin, tianeptin bağımlılıkları ve kullanma yöntemleri arasındaki farklar incelenmiş, intravenöz enjeksiyona bağlı gözlenen komplikasyonlar tartışılmıştır.
Tianeptine is a selective serotonin reuptake enhancer, possessing strong antidepressant and anxiolytic properties. Its relative lack of sedative, anticholinergic and cardiovascular side effectsmakes it a highly tolerable substance of abuse. However, physical dependence quickly develops and withdrawal symptoms are common. Abusers in Georgia and Armenia use tianeptine by intravenous injection. Drug abusing behaviour usually starts during puberty, since it stems from psychologic, social and cultural circumstances. Sociodemographic studies show that drug abusing behaviour in Turkey varies according to region and substance. This paper investigates differences between Georgian foreigners and the local population in the eastern Black Sea region in terms of tianeptine abuse and discusses complications resulting from intravenous injection of tiapentine.

10.
Maksillofasiyal Kırık Cerrahisinde Submental Orotrakeal Entübasyon: İki Olgu
Submental Orotracheal Intubation in Maxillofacial Fracture Surgery: Report of Two Cases
Ümit Yaşar Tekelioğlu, Furkan Erol Karabekmez, Abdullah Demirhan, Akcan Akkaya, Hakan Bayır, Hasan Koçoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2013.50  Sayfalar 232 - 234 (1636 kere görüntülendi)
Araç içi trafik kazası nedeniyle orta yüz bölge travmasına maruz kalan, maksillofasyal travmalı 18 ve 28 yaşındaki iki olgu, plastik cerrahi ekibi tarafından ameliyata alındı. Bu çalışmamızda, panfasyal kırık nedeniyle, orotrakeal ve nazotrakeal entübasyonun mümkün olmadığı hastalarda gerçekleştirdiğimiz, submental entübasyon işlemini ve tecrübelerimizi sunmayı amaçladık
Two maxillofacial trauma cases due to motor vehicle accident, with patients aged 18 and 28 years, were operated upon by a team of plastic surgeons. In this report we aimed to present the submental intubation procedure and our experience from these cases, in which orotracheal or nasotracheal intubation was impossible due to panfacial fracture.

11.
KONU DİZİNİ
SUBJECT INDEX

Sayfalar 235 - 237 (981 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

12.
YAZAR DİZİNİ
AUTHOR INDEX

Sayfalar 238 - 239 (1361 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin

13.
HAKEM LİSTESİ
REVIEWER LIST

Sayfa 240 (1065 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF | İngilizce Tam Metin