Turk J Anaesthesiol Reanim: 41 (4)
Cilt: 41  Sayı: 4 - Ağustos 2013
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Anesteziyoloji ve E-Öğrenim
E-Learning and Anaesthesiology
Zuhal Aykaç
doi: 10.5152/TJAR.2013.53  Sayfalar 106 - 110
Yeni, ucuz bilgisayar donanım ve yazılımları, bilgisayarların yayılması, internetin hızlanması, genişleyen multimedya gücü bu yeni teknolojilerin eğitim amacıyla kullanılmaları yönünde dikkat çekti. E-öğrenim tıp eğitiminde de yararı ispatlanmış yaygınlaşan bir eğitim yoludur. Bu derlemede Uzaktan Eğitim-Elektronik Öğrenimin gelişimi, avantaj ve dezavantajları, etkinlik ve verimliliğinin değerlendirilmesi, anesteziyolojide kullanım alanları, e-öğrenim’ in geleceği irdelenecektir.
In recent years, distribution of computers, their amplifying multimedia performance, as well as increased access to the Internet of high bandwidth, has led to a great interest in the application of new technologies in education. The impact of networks and the Internet on anaesthesiology is undoubtedly important, as it is for medicine as a whole. In this article evaluation, the advantages and disadvantages, effectiveness and future of e-learning in anaesthesiology will be reviewed.

DENEYSEL ARAŞTIRMA
2.
Ratlarda Gece veya Gündüz İzofluran Uygulaması Plazma Melatonin Düzeyini Etkiler
Day vs. Night Administration of Isoflurane Affects Plasma Melatonin Levels in Rats
Füsun Özkaya, Elvan Öçmen, Pınar Akan, Özlem Calan, Özgür Özel, Sibel Ergürz, Ali Günerli, Ali Necati Gökmen
doi: 10.5152/TJAR.2013.38  Sayfalar 111 - 114
AMAÇ: Pineal bezde melatonin sentezi sirkadiyen bir ritim gösterir ve karanlık faz boyunca maksimum düzeyine ulaşır. Anestezi ve cerrahi uygulamalar, melatonin salgısını ve endokrin fonksiyonunu etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı ratlarda gece-gündüz izofluran uygulamasının plazma melatonin düzeyi üzerine etkisinin araştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya 15 günlük erkek cinsiyette 26 adet rat alındı ve rastgele 4 gruba ayrıldı. Ratlara kış döneminde 19: 00-01: 00 (gece grubu) ve 07: 00-13: 00 (gündüz grubu) saatleri arasında %1,5 izofluran ile anestezi uygulandı ve kontrol gruplarına aynı zaman süresince 6 L dk-1 akım hızında oksijen uygulandı. Altı saatlik sürenin sonunda kan örnekleri alındıktan sonra ratlar sakrifiye edildi. Alınan kanlardan santrifüj edilerek elde edilen plazmalarda melatonin düzeyleri enzim ilintili immün test (ELISA) yöntemi ile ölçüldü.
BULGULAR: Grup Gc-İ (gece-izofluran) ile Grup Gc-K (gece-kontrol), Grup Gc-İ ile Grup Gn-İ (gündüz-izofluran), Grup Gc-K ile Grup Gn-K (gündüz-kontrol) karşılaştırıldığında plazma melatonin düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,132, p=0,180, p=0,065). Grup Gn-İ ile Grup Gn-K karşılaştırıldığında plazma melatonin düzeyi Grup Gn-İ’de anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p=0,009).
SONUÇ: On beş günlük ratlarda altı saatlik %1,5 konsantrasyonda uygulanan izofluranın, gündüz uygulamasında plazma melatonin düzeyini artırdığı, gece uygulamasında ise etkilemediği saptandı.
OBJECTIVE: Melatonin synthesis in the pineal gland shows a circadian rhythm and reaches its maximum level during the phase of darkness. Surgery and anaesthesia affect melatonin secretion and endocrine function. The aim of this study was to investigate the effects of isoflurane anaesthesia during night vs. day on plasma melatonin level in rats.
METHODS: Twenty–six 15-day-old male rats were included and divided into 4 groups by randomization. Isoflurane (1.5%) was administered between 07: 00 pm and 01: 00 am (night group) or 07: 00 am and 01: 00 pm (day group) in winter; 6 L min-1 of oxygen was administered to control groups during the same time periods. At the end of 6 hours the rats were sacrificed and blood samples were taken. Blood samples were centrifuged and plasma melatonin levels were measured by enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA).
RESULTS: When Group Gc-I (night-isoflurane) was compared with Group Gc-K (night-control), Group Gc-I with Group Gn-I (day-isoflurane), and Group Gc-K with Group Gn-K (day-control), no significant differences were found in plasma melatonin levels (p=0.132, p=0.180 and p=0.065, respectively). When Group Gn-I was compared with Group Gn-K, plasma melatonin levels were significantly increased in Group Gn-I (p=0.009).
CONCLUSION: It was concluded that 1.5% isoflurane administered over 6 hours in 15 day old rats increases plasma melatonin levels significantly in the daytime but does not affect them at night.

KLINIK ARAŞTIRMA
3.
Obstrüktif Uyku Apnesi Tarama Testi Olarak Kullanılan STOP-Bang Testinin Türk Popülasyonunda Geçerliliğinin Saptanması
Validation of the STOP-Bang Questionnaire: an Obstructive Sleep Apnoea Screening Tool in Turkish Population
H. Volkan Acar, Abdulaziz Kaya, Fatih Yücel, Murat Erdem, Solmaz Eruyar Günal, Fuat Özgen, Bayazit Dikmen
doi: 10.5152/TJAR.2013.46  Sayfalar 115 - 120
AMAÇ: Obstrüktif uyku apnesi (OUA) tarama testi olarak kullanılan STOP-Bang’in ve bunun kısa versiyonu olan STOP’un Türk popülasyonunda geçerlilik testlerinin gerçekleştirilmesi.
YÖNTEMLER: Obstrüktif uyku apnesi şüphesiyle Uyku Laboratuvarı’nda polisomnografi uygulanacak 110 erişkin hastada STOP-Bang soru formu doldurularak duyarlılık, özgüllük, pozitif belirleyici değer, negatif belirleyici değer ve olasılık oranları hesaplanmıştır.
BULGULAR: Çalışmada, iki cinsiyet arasında obstrüktif uyku apnesi riskinin yüksek olması yönünden anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Apne-hipopne indeksi (AHI) değeri ≤5 olan hastalar, AHI >5 olan hastalarla karşılaştırıldığında, yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05). AHI ≤5 olan hastalarda AHI değeri ortalaması 1,4 iken, AHI değeri >5 olan hastalarda AHI ortalamasının 33,8 olduğu gözlendi (p<0,05). Hem STOP hem de STOP-Bang tarama testinin, OUA’nın farklı şiddet derecelerinde (AHI >5, AHI >15 ve AHI >30) duyarlılığı yüksek olmakla birlikte (>%90) özgüllüklerinin düşük olduğu saptandı. Ayrıca OUA şiddeti arttıkça, her iki testin de pozitif belirleyicilik değerlerinin azaldığı, negatif belirleyicilik değerlerinin ise arttığı saptandı.
SONUÇ: Duyarlılığı yüksek olan STOP-Bang, OUA için yatakbaşı tarama testi olarak kullanılmaya uygun bir testtir.
OBJECTIVE: To perform validation tests of obstructive sleep apnoea screening (OSA) tests STOP-Bang and its short version STOP in a Turkish population.
METHODS: In 110 adult patients who were admitted to the Sleep Clinic for polysomnography with an initial diagnosis of obstructive sleep apnoea, the STOP-Bang questionnaire was used to calculate the sensitivity, specificity, negative predictive value, positive predictive value and likelihood ratios.
RESULTS: In the study, no significant difference was obtained between two sexes for the presence of high risk of obstructive sleep apnoea (p>0.05). When apnoea-hypopnoea index (AHI) ≤5 patients and AHI >5 patients were compared, no significant differences were found in the values of age, sex and body mass index (p>0.05). Mean AHI value was 1.4 in AHI ≤5 patients, while it was 33.8 in AHI >5 patients (p<0.05). Although both STOP and STOP-Bang screening tests have a high sensitivity (>90%) in various severities of OSA (AHI >5, AHI >15 and AHI >30), their specificities were found to be low. As the severity of OSA increases, the positive predictive values of both tests were decreased, while the negative predictive values were increased.
CONCLUSION: STOP-Bang with its high sensitivity is a suitable bedside screening test for OSA.

4.
Adduktor Spastisitede Obturator Sinir Blokajı: Periferik Nörostimülatör Tekniği ile Ultrasonografi Tekniğinin Karşılaştırılması
Obturator Nerve Block in Adductor Spasticity: Comparison of Peripheral Nerve Stimulator and Ultrasonography Techniques
Nazan Has Selmi, Şükran Şahin, Alp Gurbet, Gürkan Türker, Sibel Kul, Ali Anıl, Emine Karaman
doi: 10.5152/TJAR.2013.49  Sayfalar 121 - 125
AMAÇ: Spastisite tedavisinde sık kullanılan obturator sinir blokajı, yapılması en güç periferik sinir blokları arasındadır. Ultrasonografi (USG) son yıllarda sinir blokları için oldukça sık kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı adduktor spastisitesi olan hastalara uygulanan obturator sinir blokajında kullanılan periferik sinir stimülatörü ile USG yöntemlerinin karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: Hastalar, rastgele iki gruba ayrıldı. Grup-PNS’de bulunan hastalara periferik sinir stimülatörü (PNS) eşliğinde obturator sinir bloğu ve Grup-USG’de bulunan hastalara USG eşliğinde obturator sinir bloğu uygulandı. Hastaların yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı gibi demografik verileri kaydedildi. Ayrıca blok yapılma süresi, blok oluşturuncaya kadar yapılan ponksiyon sayısı, tekrar blok yapılma gerekliliği, spastisite değerlendirmesi (Ashworth skalası kullanılarak), komplikasyon olup olmadığı, hasta memnuniyeti, uygulayıcı memnuniyeti kaydedildi.
BULGULAR: Ponksiyon sayısı Grup PNS’de ortalama 2,0 (1,0-6,0) Grup USG’de ortalama 3,0 (1,0-5,0) olarak bulundu ve iki grup arasında istatistiksel bir fark saptanmadı. Blok yapılma süresi Grup PNS’de ortalama 10,0 dk (2,0-30,0) Grup USG’de 16 dk (4,0-35,0) olarak bulundu ve anlamlı farklılık saptandı. Hasta ve uygulayıcı memnuniyeti açısından her iki grup arasında istatistiksel fark bulunmadı.
SONUÇ: Klinik çalışmalar USG rehberliğinde rejyonal blokların diğer geleneksel tekniklere göre daha etkin ve güvenli olduğunu göstermektedir. Fakat USG ile diğer teknikleri karşılaştıran çok az sayıda randomize kontrollü çalışma olması nedeni ile daha fazla çalışmaya gerek vardır.
OBJECTIVE: Obturator nerve blockade, which is commonly used in the treatment of spasticity, is a very difficult nerve block. Ultrasonography (USG) has been widely used in recent years for nerve blocks. The aim of this study was to compare peripheral nerve stimulator (PNS) and ultrasound (US) in obturator nerve blockade in patients with adductor spasticity.
METHODS: Patients were randomly divided into two groups. Group-PNS patients had a peripheral nerve stimulator guided obturator nerve block, and Group-USG patients had US-guided obturator nerve block. Age, gender, length and weight of patients were recorded. The period of the block, the number of punctures until successful block, the necessity for a repeated block, spasticity assessment (using the Ashworth scale), complications, patient satisfaction, and practitioner satisfaction were recorded.
RESULTS: The average number of punctures in Group PNS was 2.0 (1.0 to 6.0) and in Group USG was 3.0 (1.0 to 5.0); there was no statistically significant difference between the two groups. The average time of the block was 10.0 min in Group PNS (2.0 to 30.0) and 16 min (4.0 to 35.0) in Group USG, and no significant differences were detected. The patient and the practitioner satisfactions were not statistically different between the two groups.
CONCLUSION: Clinical studies showed that USG-guided regional blocks were safer and more efficient than other conventional techniques. However, there are very few studies comparing USG and other techniques; therefore, more studies are needed.

5.
Elektif Sezaryen Ameliyatlarında İntratekal İzobarik Levobupivakain İle Hiperbarik Bupivakain Kullanımının Karşılaştırılması
The Comparison of the Intrathecal Isobaric Levobupivacaine and Hyperbaric Bupivacaine at Elective Caesarean Operation
Ayeddin Akgün, Gülçin Aran, Murat Aksun, Uğur Özgürbüz, Lale Koroğlu, Tayfun Adanır, Aynur Atay, Senem Girgin, Nagihan Karahan
doi: 10.5152/TJAR.2013.45  Sayfalar 126 - 130
AMAÇ: Çalışmamızda kombine spinal-epidural blok ile elektif sezaryen ameliyatı geçirecek olgularda, intratekal levobupivakain ve bupivakainin, motor ve duyu bloku başlama ve sonlanma süreleri, hemodinamik parametreler, komplikasyonlar, analjezi kalitesi açısından karşılaştırıldı.
YÖNTEMLER: Randomize, çift kör olan çalışmamıza; ASA I-II, 18-40 yaş arası sezaryen seksiyo uygulanacak 60 kadın dahil edildi ve olgular Levobupivakain uygulananlar Grup L (n=30) ve bupivakain uygulananlar Grup B (n=30) olarak ayrıldı. Oturur pozisyonda, L3-4 veya L4-5 aralığından, kombine spinal-epidural anestezi tekniği ile spinal anestezi uygulandı. Grup L’de 11 mg izobarik levobupivakain, Grup B’de ise 11 mg hiperbarik bupivakain yavaşça intratekal verildi. Duyu ve motor blok başlama zamanları, motor blokun bir alt dereceye inme süresi, iki segment duyusal blok gerileme zamanı, ilk analjezik ihtiyacı, bulantı-kusma, hipotansiyon, bradikardi gibi yan etkiler kaydedildi.
BULGULAR: Grup L’de T4-6 seviyesine ulaşma zamanı Grup B’ye göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha uzun, T12 seviyesine gerileme zamanı ise daha kısa bulundu (p<0,05). Grup L’de ilk analjezik ihtiyacı grup B’ye göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha erken saptandı (p<0,05). Motor blok gerileme zamanı Grup B’de Grup L’ye göre istatiksel olarak anlamlı şekilde daha uzun bulundu (p<0,05).
SONUÇ: Sezaryen ameliyatlarında erken motor ve duyu bloku avantaj, uzamış motor blok ise servise gönderilmeyi ve emzirmeyi geciktireceğinden dezavantajdır. Motor ve duysal bloğun erken başlaması nedeniyle bupivakain levobupivakaine daha üstün görünmektedir. Ancak motor blok bupivakainde daha uzun ve kalple ilgili yan etkiler levobupivakainde daha azdır. Bu ikilem nedeniyle, sezaryen vakalarının spinal anestezisinde lokal anestezik seçiminde, daha kapsamlı, randomize kontrollü çalışmaların yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: The aim of this study is to compare the effects of intrathecal levobupivacaine and bupivacaine in caesarean operations.
METHODS: A randomised, double-blind study was applied to 60 ASA I-II, 18-40 year-old women scheduled for caesarean section; levobupivacaine patients in Group L (n=30) and bupivacaine applied Group B (n=30) were used. In the sitting position, L3-4 or L4-5 level, with a combined spinal-epidural anaesthesia technique, spinal anaesthesia was administered. In Group L: 11 mg isobaric levobupivacaine, and in Group B 11 mg hyperbaric bupivacaine was injected intratechally. The sensory block and motor block onset time, a one level lower degree time of motor block, two segment regression time of sensory block, the first analgesic requirement, the side effects such as nausea, vomiting, hypotension and bradycardia were recorded.
RESULTS: The time to reach the T4-6 level in Group L was significantly longer than group B; regression time to level T12 was significantly shorter in Group L (p<0.05). The first analgesic requirement in Group L was statistically significantly shorter than Group B (p<0.05). Motor block regression time was statistically significantly longer in Group B than Group L (p<0.05).
CONCLUSION: In caesarean section, early motor and sensory block is an advantage but prolonged motor block is a disadvantage as discharge to the ward and breast feeding is delayed. Due to the early onset of sensory and motor block, bupivacaine seems to be superior to levobupivacaine. However, the motor block is longer with bupivacaine and levobupivacaine has less cardiac side effects. Because of this, we believe that more comprehensive, randomised controlled trials need to be done in spinal anaesthesia of caesarean cases with a choice of local anaesthetics.

6.
Sezaryende Ketamin: Propofol Kombinasyonu (Ketofol) ile Anestezi İndüksiyonu
Anaesthesia Induction with Ketamine: Propofol Combination (Ketofol) in Caesarean Delivery
Gülay Erdoğan Kayhan, Hüseyin İlksen Toprak, Abdulvahap Aslan, Yusuf Ziya Çolak, Nurçin Gülhaş, Mahmut Durmuş, Mehmet Özcan Ersoy
doi: 10.5152/TJAR.2013.28  Sayfalar 131 - 136
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı sezaryen için anestezi indüksiyonunda kullanılan ketamin ve propofol kombinasyonu (ketofol) ile tiyopentali anne ve fetüs üzerine etkileri açısından karşılaştırmaktır.
YÖNTEMLER: Prospektif, çift-kör ve randomize çalışmaya ASA I-II, 18-35 yaş arası, genel anestezi altında sezaryene alınan, 80 miadında gebe dahil edildi. Hastalar, tiyopental (Grup T) veya ketofol (Grup K) verilmek üzere, iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonunda Grup T’ye 4 mg kg-1 tiyopental, Grup K’ya ketofol 1 mg kg-1 ketamin + 1 mg kg-1 propofol uygulandı. Perioperatif dönemde hemodinamik etkiler, BIS değerleri, fetüs ile ilgili değişkenler, postoperatif ağrı düzeyleri ve morfin tüketimi değerlendirildi.
BULGULAR: Gruplar arasında demografik veriler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık yoktu. Kalp atım hızı değerleri Grup K’da, Grup T’den daha düşüktü ve entübasyon sonrası, entübasyon sonrası 15. dk değerleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık mevcuttu. Sistolik ve diyastolik kan basınçları açısından iki grup arasında istatistiksel fark saptanmadı. Apgar skorlaması açısından 1. dakika skorunda gruplar arasında fark bulunmazken, 5. dakika değeri Grup K’da daha yüksek idi (p=0,01). Umblikal arter kan gazı incelemesinde pH değerinin Grup K’da daha yüksek olduğu tespit edildi (p=0,034). Postoperatif ağrı skorları gruplar arasında benzer bulunmasına karşın, 24 saatlik morfin tüketimi Grup K’da daha yüksek bulundu (p=0,008).
SONUÇ: Sezaryen için anestezi indüksiyonunda 1 mg kg-1 dozda ve (1: 1) oranında kullanılan ketofolün anne ve özellikle fetüse etki açısından tiyopentale iyi bir alternatif olabileceğini; buna karşın, postoperatif analjezik ihtiyacı açısından hastaların iyi takip edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: The aim of this study was to compare the maternal and foetal effects of ketamine: propofol (ketofol) combination with thiopental, used in anaesthesia induction for caesarean delivery.
METHODS: Eighty, 18-35 years-old parturients in ASA I-II class, who were admitted for caesarean delivery under general anaesthesia, were allocated to this prospective, double-blind, randomised study. Patients were divided into two groups according to thiopental (Group T) or ketofol (Group K) administration. In anaesthesia induction, 4 mg kg-1 thiopental for Group T, 1 mg kg-1 ketamin + 1 mg kg-1 propofol (ketofol) for Group K were administered. Haemodynamic effects, BIS values, foetal parameters in the perioperative period and postoperative pain levels and morphine consumption were evaluated.
RESULTS: There were no significant differences between groups with regard to demographic data. Heart rate values were lower in Group K than Group T and there were significant differences between values immediately after intubation and 15 min after intubation. There were no significant differences in systolic and diastolic blood pressures between the two groups. Apgar scores recorded at the 5th minute were higher in Group K, while there were no differences in the 1st minute scores between groups (p=0.01). Upon analyses of umbilical artery blood gas, pH values were higher in Group K (p=0.034). While pain scores were similar in groups, total morphine consumption for 24 hours was found to be higher in Group K (p=0.008).
CONCLUSION: We believe that 1 mg kg-1 ketofol (1: 1), when used for anaesthesia induction of caesarean delivery, may be a good alternative to thiopental in terms of maternal and especially foetal effects; however, patients need to be followed closely for postoperative analgesic requirements.

OLGU SUNUMU
7.
Sağlık Çalışanında Yoğun Bakım Kaynaklı Acinetobacter Tonsiliti
A Hospital Employee with Acinetobacter Tonsillitis Linked to Intensive Care Unit
Achmet Ali, Cihan Can Cangir, Ayşin Ersoy, Namigar Turgut
doi: 10.5152/TJAR.2013.23  Sayfalar 137 - 138
A. baumannii; gram negatif, non-fermentatif bir bakteridir. Yoğun bakımlarda ARDS ile sonuçlanan ciddi pnömonilere neden olmaktadır. Çalışmamızda, yoğun bakımda A. baumannii pnömonisi tanısı konmuş hasta ile kontaminasyon sonrası, tonsil yüzeyel kültüründe A. baumannii üretilen, septisemi atakları ile seyreden akut tonsilit gelişmiş sağlık çalışanı olgumuzu sunmayı hedefledik. Otuz bir yaşında hastanemiz sağlık çalışanı erkek hasta 1 gündür devam eden halsizlik, eklemlerde ağrı, yutkunma güçlüğü ve boğaz ağrısı ile acil servisimize başvurdu. Yapılan muayenesinde her iki tonsilde (özellikle sağ tonsil) hiperemi ve kriptler saptandı. Standart tonsilit tedavisi sonrası klinik düzelme görülmeyen olgudan alınan farklı zamanlarda ki yüzeyel tonsil kültüründe A. baumannii ürediği görüldü. Sonrasında meropenem tedavisine başlandı ve hızlı bir klinik düzelme görüldü. Bu çalışmada, bulaş riski bulunan hastane çalışanlarının üst solunum yolu enfeksiyonlarında, enfeksiyon etkeninin normal populasyondan farklı olabileceğini ve hastane kaynaklı edinilen A. baumannii çok nadir görülmekle beraber ciddi tonsilit enfeksiyonuna neden olabileceğini bildirmeyi hedefledik.
A. baumannii is a gram-negative and non-fermentative bacterium. It causes serious pneumonia resulting in ARDS in intensive care units. In this report we present a case of acute tonsillitis that developed in a hospital employee after contact with a patient diagnosed with A. baumannii pneumonia in intensive care. The tonsillitis progressed to sepsis and A. baumannii was found in the superficial culture. The 31-year-old male hospital employee was admitted to our emergency department with complaints of fatigue, pain in his joints, dysphagia and sore throat lasting for one day. Physical examination revealed hyperaemia and crypts in both tonsils (particularly in the right one). A. baumannii was detected in the superficial tonsil culture taken at different times from the case, and clinical recovery was not observed after standard antibiotic treatment for tonsillitis. Rapid clinical recovery was observed once meropenem treatment was initiated. We would like to stress that the infecting organism in upper respiratory infections of hospital personnel at risk of contamination may differ from that in the normal population. We also wish to highlight the fact that A. baumannii acquired in connection with health care is very rare but can cause a serious tonsillitis infection.

8.
Tip-1 Glutarik Asidürisi Olan Temporal Tümör Rezeksiyonu Uygulanan Bir Hastada Anestezi Deneyimimiz
The Anaesthetic Management of Temporal Tumour Resection in a Patient with Type 1 Glutaric Aciduria
Özlem Korkmaz Dilmen, Eren Fatma Akçıl, Yusuf Tunalı, Ayşe Çiğdem Tütüncü, Tuğhan Utku, Emre Erbabacan, Fatiş Altındaş, Ercüment Yentür
doi: 10.5152/TJAR.2013.20  Sayfalar 139 - 141
Tip-1 glutarik asidüri nadir görülen bir organik serebral asidüridir. Anestezi ve cerrahi sırasında ya da cerrahi sonrası dönemde akut ensefalopatik kriz ve metabolik asidoz gelişebilir. Literatürde genel anestezi uygulanan tip-1 glutarik asidüri olguları çok az sayıda olup, uzun süreli anestezi uygulanan tip-1 glutarik asidüri olgusuna rastlamadık. Bu yazıda sekiz saat süreyle temporal tümor rezeksiyonu uygulanan 16 yaşında tip-1 glutarik asidürili bir hastada anestezi yönetimimizi ve malign hipertermi ve propofol infüzyon sendromu gelişme risklerini tartıştık.
Glutaric aciduria type 1 (GA-1) is an uncommon cerebral organic aciduria. The risk of acute encephalopathic crises and metabolic acidosis may present during anaesthetic and surgical or postsurgical periods. Few cases with GA-1 who underwent general anaesthesia have been reported previously, and there are no data on long-term anaesthetic management of patients with GA-1. We report the anaesthetic management of temporal tumour resection that lasted for 8 hours in a 16-year-old patient with GA-1, and discuss the risks of malignant hyperthermia and propofol infusion syndrome.

9.
Postspinal Baş Ağrısı Sonrası Gelişen ve Atipik Prezentasyon Gösteren Posterior Reversibl Ensefalopati Sendromu
Atypical Presentation of Posterior Reversible Encephalopathy Syndrome after Post-dural Puncture Headache
Neslin Şahin, Jale Maral, Esin Çelik, Aynur Solak, Berhan Genç, Sena Kalaycıoğlu, Nalan Bilgiç, Serkan Gür
doi: 10.5152/TJAR.2013.29  Sayfalar 142 - 145
Doğum sonrası dönemde baş ağrısı sık görülür. Postspinal baş ağrısı (PSBA) spinal anestezi sonrası en çok görülen büyük komplikasyondur. Tanı için klinik tablo ve spinal anestezi öyküsü yeterlidir. Fakat ayırıcı tanı listesi çok geniştir ve devam eden semptomlar varlığında tanı ve tedavi için çok yönlü yaklaşım gerekmektedir. Burada, sorunsuz bir gebeliği takiben postpartum 2. günde başlayan ve PSBA tedavisine yanıt vermeyen inatçı baş ağrısı ve 1. haftada hipertansiyon, görme bozukluğu, konvülziyon ve şuur durumunda bozukluk gelişen 31 yaşında kadın hastayı sunuyoruz. Olgunun klinik gidişi ve nöroradyolojik bulgular ile geç başlangıçlı preeklampsiye bağlı, atipik prezentasyon gösteren posterior reversibl ensefalopati sendromu (PRES) tanısı konmuştur. Hasta antihipertansif tedavi ile dramatik iyileşme göstermiştir. PRES preeklampsi/eklampsiyi de içeren farklı etiyolojik etkenlere bağlı ortaya çıkan, çoğu zaman geri dönüşü olan akut bir nörolojik tablodur. Ancak tanı ve tedavide gecikme, kalıcı beyin hasarı ve ölüme neden olabilir. Bu nedenle PRES erken evre tanı ve tedavisi açısından atipik klinik ve radyolojik prezentasyonun bilinmesi önemlidir.
Headache is common in the postpartum period. Post-dural puncture headache (PDPH) is the most common major complication after spinal anaesthesia. The clinical features and history of spinal anaesthesia are sufficient for diagnosis. However, the differential diagnosis is extensive and the evaluation of persistent symptoms requires a multidisciplinary approach for diagnosis and treatment. Here, we report an 31 year-old woman with a history of normal pregnancy, presenting with persistent headache that started on postpartum day 2, and was refractory to conservative therapy of PDPH; the patient developed hypertension, seizures, visual disturbances, and altered mental status on postpartum day 7. The clinical outcome and neuroimaging findings of the patient were compatible with an atypical presentation of posterior reversible encephalopathy syndrome (PRES) associated with late postpartum preeclampsia. She showed dramatic improvement with antihypertensive therapy. PRES is a frequently reversible acute neurologic entity with different aetiologies including preeclampsia/eclampsia. However, a delay in diagnosis and treatment can result in permanent brain damage and death. Therefore, it is important to recognise atypical clinical and radiological presentations of PRES for early diagnosis and treatment.

10.
Akciğer Herniasyonu Olan Bir Hastada Spinal Anestezi ile Gerçekleştirilen Lomber Laminektomi: Olgu Sunumu
Spinal Anaesthesia for Lumbar Laminectomy in a Patient with Pulmonary Hernia: Case Report
Mehmet Anıl Süzer, Mehmet Özgür Özhan, Mehmet Burak Eşkin, Bülent Atik, Ceyda Çaparlar, Kubilay Murat Özdener
doi: 10.5152/TJAR.2013.19  Sayfalar 146 - 148
Akciğer herniasyonu genellikle göğüs travması sonrası akciğer parankiminin herniasyonu şeklinde ortaya çıkan nadir bir olgudur. Bu olgu sunumunda lomber laminektomi ameliyatı yapılması planlanan ve anestezi öncesi değerlendirme sırasında tesadüfen akciğer herniasyonu tanısı alan bir hastaya anestezi yaklaşımı tartışılmaktadır.
Lung herniation is a rare clinical condition that usually develops after a thoracic trauma as a herniation of pulmonary parenchyma through a defect in the chest wall. In this case report, we discuss anaesthetic management of a patient undergoing lumbar laminectomy who had a lung herniation that was incidentally diagnosed in the preanaesthetic visit.