Turk J Anaesthesiol Reanim: 41 (2)
Cilt: 41  Sayı: 2 - Nisan 2013
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editörden
Editorial
Yalım Dikmen
Sayfa I (1107 kere görüntülendi)

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Propofol’ün Sıcaklık ve pH Değişiminin Enjeksiyon Ağrısı Üzerine Etkisi
Influence of Temperature and pH Changes on Propofol Injection Pain
Aslı Demir, Bahar Aydınlı, Büşra Tezcan, Perihan Uçar, Eslem İnce, Derya Öztuna, Aslı Dönmez, Özcan Erdemli
doi: 10.5152/TJAR.2013.09  Sayfalar 34 - 37 (1759 kere görüntülendi)
Amaç: Propofol, %60-70 oranında enjeksiyon ağrısına neden olmasına rağmen anestezide yaygın kullanılır. Bu çalışmada buzdolabında ve ameliyathane odasında saklanan propofol ampullerinin enjeksiyon ağrısı şiddeti ve sıklığı üzerine etkisini saptamayı amaçladık.
Yöntemler: Genel anestezi altında gastrointestinal ve ürolojik cerrahi geçirecek 200 hasta bu prospektif,randomize, çift kör çalışmaya dahil edildi. Rutin monitörizasyonun ardından oda ısısındaki 5 mL propofol (Grup 1) ve buzdolabındaki 5 mL propofol (Grup 2) 10 sn içinde enjekte edildi. Bir araştırmacı ağrıyı diğer bir araştırmacı ise propofolün sıcaklık ve pH’sını değerlendirdi.
Bulgular: Propofol enjeksiyon ağrısının genel insidansı Grup 1’de %73,7, Grup 2’de %83,2 idi ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı.Verbal Rating Skala kullanılarak değerlendirilen ağrı şiddeti açısından ise gruplar arasında anlamlı fark saptandı. Ortalama VRS değeri Grup 1’de 2, Grup 2’de 3 bulundu.
Sonuç: Soğuk uygulama lokal anestetik etkiye sahiptir. Sunulan çalışmada istatistiksel olarak anlamlı olmasa da soğuk propofol’ün daha fazla hastada ağrıya neden olduğu; istatistiksel olarak anlamlı şekilde ise daha şiddetli ağrıya neden olduğu bulundu. Bu bulgular ışığında propofol’ün buzdolabı yerine oda ısısında saklanmasının enjeksiyon ağrısını azaltacağını düşünmekteyiz.
Objective: Propofol has been widely used for anaesthesiology, although about 60%-70% of patients experience pain on injection. The aim of our study was to compare two storage patterns of propofol, namely room temperature versus refrigeration, in terms of their effect on incidence and severity of pain caused by its injection.
Methods: Two hundred patients referred to gastrointestinal or urologic surgery with general anaesthesiology were included in a prospective randomized, double-blind study. After routine monitoring, 5 mL of propofol at room temperature and 5 mL of propofol kept in the fridge was administered within 10 seconds to patients in Group 1 and Group 2, respectively. An investigator assessed pain intensity. Propofol temperature-pH were measured by another researcher.
Results: The overall incidence of pain on injection of propofol was 73.7% in Group 1, and 83.2% in Group 2. There was no significant difference between groups regarding the incidence of pain. There was a significant difference between groups in terms of pain severity based on a 6-point verbal rating scale. While the median VRS value for Group 1 was 2, it was 3 in Group 2.
Conclusion: Cold application has a local anesthetic effect of its own. In the present study it was observed that cold application of propofol caused pain more frequently, although it was statistically not significant; moreover, it was found that it statistically significantly increased the severity of pain. These findings indicate that propofol should be kept at room temperature instead of in the refrigerator in order to reduce injection pain.

3.
Preemptif Uygulanan Ketamin ve Gabapentinin Volatil Ajan Tüketimine, Postoperatif Analjezi Gereksinimine ve Kronik Ağrıya Etkileri
The Effects of Preemptive Ketamine and Gabapentin on Volatile Agent Consumption, Postoperative Analgesic Requirement and Chronic Pain
Tuna Çelebi, İsmail Serhat Kocamanoğlu, Yasemin Burcu Üstün, Emre Üstün, Haydar Şahinoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2013.10  Sayfalar 38 - 43 (1483 kere görüntülendi)
Amaç: Çalışmamızda preemptif uygulanan ketamin ve gabapentinin, intraoperatif volatil ajan tüketimine, postoperatif analjezi gereksinimine ve 12 hafta sonra kronik ağrıya etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntemler: Jinekolojik laparotomi uygulanan 90 hasta, etik kurul izniyle çalışmaya alındı. Hastaların kronik ağrı risk faktörleri sorgulandı. Hastalar rastgele üç gruba ayrıldı: Standart anestezi uygulanan hastalardan, Grup K’ya insizyondan 5 dakika önce 0,3 mg kg-1, cilt kapatılırken 0,2 mg kg-1 i.v. ketamin yapıldı. Grup G’ye ameliyattan 2 saat önce 600 mg oral gabapentin verildi. Grup SF’e ise insizyondan 5 dakika önce ve cilt kapatılırken serum fizyolojik verildi. Anestezi derinliği bispektral indeks ile sabit düzeyde tutuldu, desfluran tüketimi kaydedildi. Postoperatif analjezileri i.v. fentanil HKA ile sağlanan hastaların, postoperatif belirli zaman kesitlerinde istirahat-öksürükle VAS değerleri, ilk butona basma zamanı, toplam butona basma sayısı, toplam fentanil miktarı, ek analjezik ihtiyacı, yan etkiler kaydedildi. Hastalar 12 hafta sonra telefonla aranarak operasyon bölgesindeki ağrı sorgulandı.
Bulgular: Grup G’de diğer gruplara göre anlamlı düzeyde fazla hastanın ailesinde ve kendisinde kronik ağrı öyküsü saptandı (p<0,001). HKA’da ilk butona basma zamanları Grup K’da, Grup SF’e göre anlamlı olarak uzun bulundu (p<0,01). Gruplar arasında kronik ağrı açısından anlamlı fark yoktu. Volatil ajan tüketimi ve postoperatif analjezik ihtiyacı gruplar arasında benzer bulundu (p>0,05).
Sonuç: Gabapentinin kronik postoperatif ağrıyı engellediğine dair dolaylı işaretler saptanmakla beraber ilave çalışmalara ihtiyaç gözükmektedir.
Objective: The aim of our study was to compare the effects of preoperative administration of ketamine or gabapentin on intraoperative volatile agent consumption, postoperative analgesic requirement and chronic pain evaluated after 12 weeks.
Methods: Ninety patients undergoing gynaecologic laparotomy were enrolled in the study, with the permission of the ethics committee. Any history of chronic pain was recorded. Patients were randomly allocated to three groups: All groups received the same standard anaesthesiology management – Group K: ketamine IV 0.3 mg.kg-1 5 minutes before skin incision and 0.2 mg.kg-1 during the skin closure; Group G: gabapentin 600 mg orally 2 hours before operation; Group S: saline 5 minutes before skin incision and during skin closure. The depth of anaesthesiology was adjusted according to BIS, and consumption of desflurane was recorded. Postoperative analgesia was achieved with fentanyl PCA IV. The VAS scores of patients at rest and cough, the first button pressing time, the total number of PCA demands, the total amount of fentanyl consumed, additional analgesic requirements and the side effects were recorded. After 12 weeks, patients were asked about the presence of pain in the operative area by phone.
Results: A history of chronic pain in patients and their family was more common in Group G (p<0.001). The time to first PCA demand was longer in Group K than in Group S (p<0.01). Volatile agent consumption, postoperative analgesic requirements and chronic pain were similar in all groups (p>0.05).
Conclusion: Although there were indirect signs that gabapentin prevents chronic postoperative pain, additional studies are needed.

4.
Preoperatif Bilgilendirme Yapılan Hastalarda Ameliyat Öncesi ve Sonrası Anksiyete Düzeylerinin State-Trait Anxiety Inventory Test ile Karşılaştırılması
Comparison of Preoperative and Postoperative Anxiety Levels with State-Trait Anxiety Inventory Test in Preoperatively Informed Patients
Ayşe Taşdemir, Arzum Erakgun, Mustafa Nuri Deniz, Agah Çertuğ
doi: 10.5152/TJAR.2013.11  Sayfalar 44 - 49 (4776 kere görüntülendi)
Amaç: Hastaların çoğunda, ameliyat öncesi farklı derecelerde kaygı ve korku görülmektedir. Preoperatif dönemde anestezist tarafından yapılan görüşme ve bu görüşmede verilen bilgiler anksiyete seviyelerini düşürmek amacıyla uygulanan yöntemlerden biridir. Biz bu çalışmada STAI anksiyete skalası kullanarak ameliyat öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini ve preoperatif bilgilendirmenin, postoperatif anksiyete düzeyine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.
Yöntemler: Etik kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya dahil edilen 107 hastaya preoperatif anksiyete düzeylerini ölçmek amacıyla birebir görüşme yöntemi kullanılarak hastaların durumsal kaygısını ölçmede kullanılan “STAI FORM TX-1” anket formu dolduruldu. Tüm hastalara ameliyat ve genel anestezi ile ilgili bilgiler verildikten sonra standart genel anestezi uygulandı. Postoperatif dönemde hastaların anksiyete düzeylerini belirlemek amacıyla postoperatif 4-6. saatleri arasında yine STAI FORM TX-1 anket formu tekrar dolduruldu.
Bulgular: Preoperatif dönemde yapılan 1. Anket ile postoperatif dönemde yapılan 2. Anket testlerindeki anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir düşme saptandı (p<0,05). Cinsiyetle STAI arasındaki ilişki incelendiğinde preoperatif dönemde, kadın hastaların Anket 1 değerlerinin, erkek hastaların Anket 1 değerlerinden yüksek olduğu, iki grup arasındaki bu farkında istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05) tespit edildi. Postoperatif dönemde değerlendirilen Anket 2 değerleri ile cinsiyet arasındaki ilişki incelendiğinde kadınların anksiyete düzeylerinin, erkeklerden daha yüksek olduğu, ancak bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu.
Sonuç: Kadınlarda aileden ayrılmaya bağlı anksiyetenin daha yoğun yaşanmasından ve kadınların endişelerini daha rahat ifade edebilmelerinden dolayı kadın hastalarda preoperatif anksiyete düzeyleri erkeklerden daha yüksek olmaktadır. Ayrıca preoperatif bilgilendirme anksiyete düzeyini azaltmaktadır.
Objective: Different degrees of anxiety and fear are seen in the majority of pre-operative patients. An interview conducted by the anaesthesiologist during the preoperative period and the information given in this interview may reduce anxiety levels. In this study we aimed to evaluate the preoperative and postoperative anxiety levels and the impact of the preoperative information on the level of postoperative anxiety using the STAI anxiety scale.
Methods: After approval of the ethics committee, the “STAI FORM TX- 1” questionnaire, which is used to measure situational anxiety, was administered to 107 patients via an interview in order to measure their levels of preoperative anxiety. Standard general anaesthesiology was performed after all patients received information on the surgical operation and general anaesthesiology. In order to determine postoperative anxiety levels in patients in the postoperative period, the STAI FORM TX-1 questionnaire was repeated at postoperative 4-6 hours.
Results: A significant decrease (p<0.05) in anxiety was observed between the 1st and 2nd questionnaire. Levels of anxiety in women were significantly higher than in male patients (p<0.05) preoperatively. Postoperatively, women’s anxiety levels were higher than in male patients but this difference was not statistically significant (p=0.05). Conclusion: The level of preoperative anxiety in women is higher than in men as resurgence of anxiety in women leaving the family is more intense and women express their concerns more easily than men. In addition, preoperative information reduces the level of anxiety.

5.
On-Pump Koroner Arter Baypas Greftleme (KABG) Cerrahisinde Total İntravenöz Anestezi ve İnhalasyon Anestezisinin Kardiyoprotektif Etkileri
The Cardioprotective Effects of Total Intravenous Anaesthesia and Inhalation Anaesthesia During On-Pump Coronary Artery Bypass Graft (CABG) Surgery
Bahar Sarıdoğar, Ayşe Baysal, Ömer Şavluk, Mevlud Doğukan, Tuncer Koçak
doi: 10.5152/TJAR.2013.12  Sayfalar 50 - 58 (1453 kere görüntülendi)
Amaç: Son altı ay içinde miyokard infarktüs (MI) öyküsü ile on-pump koroner arter baypas greftleme cerrahisi (KABG) uygulanan hastalarda total intravenöz anestezi ile inhalasyon anestezisinin kardiyoprotektif etkileri karşılaştırıldı.
Yöntemler: Kırk ardışık hasta prospektif, randomize çalışmada iki gruba ayrıldı. Total intravenöz anestezi (TİVA) grubunda (n=20); anestezi indüksiyon ve idamesinde infüzyonla fentanil ve propofol uygulanırken, inhalasyon anestezisi (SEVO) grubunda (n=20); anestezi indüksiyon ve idamesinde sevofluran yanı sıra infüzyonla fentanil uygulandı. İki grupta da intravenöz rokuronyum uygulandı ve girişim boyunca ortalama arter basıncının 50 mmHg’nın üstünde olması sağlandı. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 24. ve 72. saatlerde serumda kreatinin fosfokinaz MB fraksiyonu (CK-MB), kardiyak izoform troponin I (cTnI), karaciğer enzimleri, beyin natriüretik peptid (BNP) değerleri toplandı. Perioperatif risk faktörleri, yoğun bakım ünitesinde kalış süresi incelendi.
Bulgular: İki grubun temel özellikleri yanı sıra ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 24. ve 72. saatlerdeki serum CKMB değerleri benzerdi. SEVO grubunun ameliyat sonrası 24. ve 72. saatlerdeki serum troponin değerleri, TİVA grubuna göre düşüktü (sırası ile; p=0,017, p=0,003). SEVO grubunda ameliyat sonrası 24. ve 72. saatlerdeki serum BNP değerleri TİVA grubuna göre daha düşüktü (sırası ile, p=0,039, p=0,004). Ameliyat sırasındaki risk faktörleri gruplar arasında farklı değildi.
Sonuç: On-pump KABG operasyonu öncesi son altı ay içerisinde Mİ öyküsü olan hastalarda, sevofluran inhalasyon anestezisi, TİVA’ya göre miyokard korunmasında daha etkilidir.
Objective: The cardioprotective effects of total intravenous anaesthesia and inhalational anaesthesia were compared in patients with a history of myocardial infarction within the last six months undergoing on-pump coronary artery bypass graft surgery (CABG).
Methods: Forty consecutive patients were divided into two groups in a prospective, randomized study. Infusions of fentanyl and propofol were used for induction and maintenance of anaesthesia in the total intravenous anaesthesia (TIVA) group (n=20). In the inhalation anaesthesia (SEVO) group (n=20), sevoflurane and infusion of fentanyl were used. Intravenous rocuronium was used in both groups and mean arterial pressure was kept above 50 mmHg during surgery. Serum creatinine phosphokinase MB fraction (CK-MB), cardiac isoform of troponin I (cTnI), liver enzymes, and brain natriuretic peptide (BNP) values were collected before operation, and 24 and 72 hours after operation. Perioperative risk factors and duration of intensive care unit stay were investigated.
Results: There was no difference between groups in terms of baseline characteristics and serum CKMB levels before operation, or 24 and 72 hours after operation. The postoperative serum troponin levels at 24 and 72 hours after operation were lower in the SEVO group than in the TIVA group (p=0.017, p=0.003, respectively). Likewise, the postoperative serum BNP levels at 24 and 72 hours after operation were lower in the SEVO group than in the TIVA group (p=0.039, p=0.004, respectively). Perioperative risk factors did not differ between groups.
Conclusion: In patients with a history of MI during the last six months prior to on-pump CABG surgery, sevoflurane anaesthesia provides better myocardial protection than total intravenous anaesthesia.

OLGU SUNUMU
6.
Wilms Tümörü Cerrahisinde Epidural Analjezi Uygulaması: Olgu Sunumu
Epidural Analgesia in the Surgery of Wilms’ Tumour: A Case Report
Meltem Türkay Aydoğmuş, Sibel Oba, Müge Coşkun Çelik, İnci Paksoy, Aslıhan Tuğ, Burcu Çığşar
doi: 10.5152/TJAR.2013.13  Sayfalar 59 - 61 (1467 kere görüntülendi)
Wilms tümörü çocukluk çağının en sık görülen malign embriyonel tümörüdür. Tedavisi cerrahi rezeksiyon, radyoterapi ve kemoterapidir. Rejyonal anestezi çocukluk çağında son yıllarda sık olarak kullanılmaktadır. İntraoperatif ekstradural analjezi çocuklarda abdominal cerrahilere stres cevabı ve genel anestezi ihtiyacını azaltır. Ayrıca ameliyat sonrası ağrı kontrolü amacı ile kullanılmaktadır. Bu olguda Wilm’s tümörü nedeni ile ameliyat edilen çocuk hastada, genel anestezi ile birlikte uyguladığımız intra-operatif devamlı epidural analjezi tekniğini sunduk.
Wilms tumour is the most common malignant embryonic tumour of childhood. Treatments are surgical resection, radiotherapy and chemotherapy. Regional anaesthesia for children has become more popular in recent years. Intraoperative extradural analgesia reduces stress responses to abdominal surgery and the need for general anaesthetics in infants. Regional techniques are also used for the purpose of post-operative pain control. In this case report we present the use of an intraoperative continuous epidural analgesia technique in a child who was operated for Wilms tumour under general anaesthesia.

7.
Hipoplastik Sol Kalp Sendromu ve Duodenal Atrezili Yeni Doğanda Spinal Anestezi
Spinal Anaesthesia in a Neonate with Hypoplastic Left Heart Syndrome and Duodenal Atresia
Ayse Cigdem Tütüncü, Güner Kaya, Fatiş Altıntaş
doi: 10.5152/TJAR.2013.14  Sayfalar 62 - 64 (1246 kere görüntülendi)
Hipoplastik sol kalp sendromu (HSKS) yeni doğanda görülen ölümcül, kalıtsal bir kalp kusurudur. Sıklığı her bin canlı doğumda 0,016 ile 0,036 arasında bildirilmiştir ve kusurun düzeltilmesi için cerrahi girişim veya kalp transplantasyonu gerekmektedir. Erkeklerde daha sık görülen bu sendrom, kalp dışı diğer kalıtsal anormalliklerle beraber olabilmekte ve bu nedenlerle cerrahiye ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu sunuda duodenum obstrüksiyonu nedeniyle acil cerrahi gerektiren ve spinal anestezi uygulanan hipoplastik sol kalp sendromlu bir hasta sunulacaktır. Kalp ve kalp dışı nedenlerle bazı zorluklar içeren bu vakada spinal anestezi ile uygulanmıştır.
Hypoplastic left heart syndrome (HLHS) is a lethal, congenital cardiac defect of neonates. It has been reported to occur in approximately 0.016 to 0.036 per 1000 live births and surgical palliation or cardiac transplantation is needed to treat this defect. This syndrome is more common in males and is associated with other congenital extra cardiac abnormalities, and these patients may need surgery for non-cardiac reasons. Here we report a neonate with HLHS and duodenal atresia who required emergency surgery due to intestinal obstruction with spinal anaesthesia. This case had experienced various challenges due to cardiac and extra-cardiac abnormalities. Surgery was performed under spinal anaesthesia.

8.
Ameliyathane Dışı Anestezi: Gebe Hastalarda Deneyimlerimiz (10 Olgu)
Remote Location Anesthesia: Our Experince in Pregnant Patients (10 cases)
Leyla İyilikçi, Canan İkiz, Esma Adıyaman, Erol Gökel, Ali Günerli
doi: 10.5152/TJAR.2013.15  Sayfalar 65 - 67 (1928 kere görüntülendi)
Son yıllarda ameliyathane dışı anestezi uygulamalarında gebe olgulara ait çeşitli girişimlerde sedasyon uygulamaları artmıştır. Bu makalede 2002- 2011 tarihleri arasında 10 olguya çeşitli girişimlerde (6 gebe ERCP işleminde, 3 gebe EKT işleminde,1 gebe kist hidatik aspirasyonunda) sedasyon uygulaması yapıldı. Olguların yaş ortalaması 28,6 (16-39 yaş), gestasyon haftası ortalama 23 haftadır (12-28 hafta). Uygulamalarda, 1 olguda ERCP işlemi sırasında sfinkterektomi sonrası kanama, 2 olguda EKT sonrası konfüzyon, bir olguda baş ağrısı görüldü. Annede ve fetüste yukarıdakiler hariç, herhangi bir sorun gözlenmedi. Gebeler normal gestasyon haftalarında doğurdu ve tüm yeni doğanların Apgar skorlaması ortalama 8-10 idi. Yeni doğanların, doğumdan sonraki bir aylık izlem döneminde, herhangi bir komplikasyon görülmedi.
Remote location anaesthesia, analgesia and sedation practices in pregnant patients have increased in recent years. In this article ten cases of sedation applied to pregnant patients between 2002 and 2011 (6 ERCP procedures, 3 ECT procedures and 1 hydatid cyst aspiration) are reported. The mean age of patients was 28.6 (16-39 years); mean gestational age was 23 weeks (12-28 weeks). In one pregnant patient bleeding was observed after sphincterotomy during the ERCP procedure; confusion was seen in two and headache in one patient after ECT procedures. No maternal or foetal complications occurred. All pregnant patients gave birth in the normal gestational week and the Apgar scores of all newborns were 8-10 p. There were no complications in the newborns in the month following birth.

9.
Maraş Otu Kullanan Hastadaki Anestezi Deneyimimiz
Anesthesia Experience From a Patient Using Maras Powder
Sema Şanal Baş, Onur Özlü
doi: 10.5152/TJAR.2013.16  Sayfalar 68 - 69 (2570 kere görüntülendi)
Maraş otu ülkemizin Güneydoğu ve doğusunda sigara yerine yaygın olarak kullanılmaktadır. Maraş otunun en az sigara kadar zararlı olduğu ayrıca kardiyovasküler sistem üzerine etkileri de gösterilmiştir. Kullanan hastalarda özellikle hemodinamik etkilerini nedeniyle endotrakeal entübasyona bağlı gelişebilecek taşikardi ve hipertansiyon cevabı baskılanmalıdır. Lumbal diskektomi nedeniyle ameliyata alınan 27 yaşında erkek hastanın 7 yıldır 15-20 adet/gün Maraş otunu çiğneme ve sigara şeklinde kullandığı öğrenildi. Burada literatürde daha önceden bildirilmeyen Maraş otu kullanan hastanın entübasyona bağlı gelişebilecek yan etkileri azaltmak için indüksiyonda fentanil ve lidokain uygulandı. Anestezi indüksiyonu, idamesi ve uyandırılmasında hiçbir sorun yaşanmadan ameliyatın gerçekleştirilmesi nedeniyle sunulmaya değer bulunmuştur.
Maraş powder (MP) is widely used instead of cigarette smoking in the south-eastern region of our country. MP is at least as harmful as tobacco to the cardiovascular system. Patients using MP are prone to show exaggerated hemodynamic responses such as tachycardia and hypertension to endotracheal intubation. A 27-year-old male patient who was scheduled for lumbar discectomy gave a history of MP consumption by chewing and smoking 15-20 units/day, for 7 years. Here, this is the first report on a patient consuming MP in the literature. Anaesthesia induction was supported with fentanyl and lidocaine to reduce the intubation side effects. This case is reported where the surgery and anesthesia were performed without any adverse events.