Turk J Anaesthesiol Reanim: 40 (4)
Cilt: 40  Sayı: 4 - Ağustos 2012
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Sepsiste immunoglobülin tedavisi ile kompleman inhibisyonu ve nöroproteksiyon
Neuroprotection in Sepsis by Complement Inhibition and Immunoglobulin Therapy
Evren Şentürk, Figen Esen
doi: 10.5222/JTAICS.2012.184  Sayfalar 184 - 192 (1689 kere görüntülendi)
Son yıllarda birçok nörolojik hastalığın patogenezinde inflamasyonun önemli rol aldığı düşünülmektedir. Nöroinflamasyon; inme, travma ve infeksiyon gibi akut nörolojik olaylarda, ayrıca Alzheimer, Parkinson ve multiple skleroz gibi kronik nörodejeneratif hastalıklarda en sık görülen bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır. “Nöroinflamasyon hipotezi” beyin hücrelerinin stres ve akut olaylar karşısında nöroinflamasyonu tetikleyerek, inflamasyon yanıtı ile nörodejenerasyonunu açıklar ve bize nöronal hasar mekanizması için etkili bir nöroprotektif strateji gösterir.
Başlangıçta replasman tedavisi olarak düşünülen immünoglobulinler şimdi birçok otoimmün ve sistemik inflamatuvar hastalıkta kullanılmaktadır. İmmünoglobülinler, kompleman aktivasyonun regülasyonun yanı sıra inflamasyon yanıtında, sitokin üretimi ve hücre adezyonunda da düzenleyici roller almaktadırlar. Bu derlemede immünoglobülin tedavisinin nöroproteksiyonda etki mekanizmalarını anlatırken, bu konuda yaptığımız son çalışmaya değineceğiz. Bulgularımız sepsiste IVIG kullanımı için rasyonel kanıt oluşturmuştur. Yaptığımız bu son çalışmada, IVIG’in septik sıçanlarda kan beyin-bariyerindeki hasarı azalttığını ve mortaliteyi düşürdüğünü gösterdik. İnme, travma ve sepsis gibi nöröinflamatuar olgularda da IVIG kullanımının nöroprotektif etkisinin olduğunu, potansiyel bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz.
The importance of inflammation’s role in many neurologic disease pathogenesis has increased rapidly in recent years. Neuroinflammation has been viewed as the most common phenomenon observed in the disorders of the central nervous system, either in the acute insult like infection, trauma, and stroke or in chronic neurodegenerative states like Alsheimer’s disease, Parkinson’ disease and multiple sclerosis. This “neuroinflammation hypothesis” further challenged the attempts to expand our understanding of neuronal injury and neurodegeneration due to the activation of the brain cells to stress and insult, and targeting neuroinflammation and the major elements of the inflammatory response has become the most effective neuroprotective strategies.
Initially introduced as a replacement therapy intravenous immunoglobulin (IVIG) is now widely used for the treatment of a number of autoimmune and systemic inflammatory diseases. Besides these medical conditions, evidence suggests that many other conditions, such as inflammatory disorders with an imbalance in the cytokine network could benefit from immunoglobulin treatment. In this review we would explain the neuroprotective effects of intravenous immunoglobulin mechanisms and the last study we have performed. We recently demonstrated that administration of IVIG to septic rats reduced the amount of BBB (blood-brain barrier) damage and eliminated mortality. We think that the neuroprotective action of IVIG in animal models of different neuroinflammatory injury like stroke, trauma and sepsis suggests a therapeutic potential that merits consideration for clinical trials in patients.

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Günübirlik Plonidal Sinüs Cerrahisinde Lokal Anesteziyle Birlikte Uygulanan Tramadol-Midazolam ve Remifentanil Sedasyonunun Karşılaştırılması
The Comparison of Tramadol-Midazolam and Remifentanyl Sedation Combined with Local Anesthesia in Out Patient Pilonidal Sinus Surgery
Mehtap Özdemir, Murat Haliloğlu, Pınar Yonca Yanlı, Erdal Kömür, Vedat Çakırtekin, Nurten Bakan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.193  Sayfalar 193 - 201 (1370 kere görüntülendi)
AMAÇ: Günübirlik cerrahi olgularda lokal anesteziyle birlikte sedasyon uygulaması yaygın olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızda pilonidal sinüs olgularında lokal anesteziye ilave olarak sedasyon için uygulanan tramadol-midazolam (Grup T-M) ile remifentanil (Grup R)’in etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Lokal etik komite ve hastaların yazılı onamı alındıktan sonra, günübirlik elektif pilonidal sinüs operasyonu geçirecek, 17-64 yaş arası, ASA I-II risk grubu 81 olgu çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup R’e (n=40) 1 µg kg-1 remifentanil bolus (30 sn.’de) yapılarak, operasyon boyunca 0.05 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu uygulandı. Grup T-M’e (n=41) ise 100 mg tramadol iv bolus yapılarak operasyon boyunca 0.1 mg kg-1 st-1 midazolam infüzyonu yapıldı. Cerrahi ekip tarafından lokal anestezik (1/200.000 adrenalin-15 mL prilokain) yapıldıktan sonra ameliyat başladı. KAH, OAB, SPO2 düzeyi, solunum sayısı, VAS skoru, Ramsey sedasyon skoru ve Aldrete Derlenme Skorları takip edildi. İntraoperatif ek analjezik gereksinimi, postoperatif ilk analjezik uygulama zamanı, taburcu olma zamanı, hasta ve cerrah memnuniyetleri değerlendirildi. İntraoperatif VAS>4 olduğunda Grup R’e 0.5 µg kg-1 remifentanil, Grup T-M’e ise 50 mg tramadol bolus yapıldı.Ek analjezik uygulanan hasta sayısı kaydedildi.
BULGULAR: OAB yalnızca 30. dk’da Grup T-M’de anlamlı düşüktü (p<0.01). Diğer zamanlarda gruplar arasında fark yoktu. Ramsey sedasyon skoru ise 1. dk. (pİ0.01) ve 5. dk.’larda (pİ0.05) Grup R’de daha yüksek, diğer zamanlarda iki grupta benzerdi. Ayrıca KAH, SpO2, solunum sayısı, Aldrete derlenme skoru, ilk analjezik uygulama zamanı, taburcu olma zamanları arasında fark yoktu. Ek analjezik ihtiyacı Grup T-M’de (19 olgu) Grup R (6 olgu)’den daha fazlaydı (pİ0.01).
SONUÇ: Çalışmamızda remifentanille daha erken sedasyon ve daha iyi analjezi sağladık. Tramadol-midazolam kombinasyonun oluşturacağı hemodinamik değişiklikler açısından özellikle riskli hastalarda dikkatli olunmalıdır.
OBJECTIVE: Sedation is widely used with local anesthesia in daycase surgery. In this study we aimed to compare the effects of tramadol-midazolam (Group T-M) and remifentanyl (Group R) combined with local anesthesia for sedation in pilonidal sinus surgery.
METHODS: After approval by the Instutional Ethics Committee and receival of informed written consent forms, 81 patients (ASA I,II), aged 17-64 years undergoing pilonidal sinus operation were enrolled in the study. In the preoperative period patients received one of two treatment regimens: Remifentanyl 1 µg kg-1 given over 30 sec followed by a continuous infusion of 0.05 µg kg-1 min-1 (Group R) or tramadol 100 mg followed by continuous infusion of midazolam 0.1 mg kg-1 h-1 (Group T-M). Surgery started after local anesthetic (1/200.000 adrenalin-15 mL prilocaine) injection. Hemodynamic, respiratory and other measurements (VAS, Ramsey, Aldrete score) were performed at specified times until the end of surgery. The amount of intraoperative additional analgesic, time to the first postoperative analgesic requirement, and patient-surgeon satisfaction were evaluated. Remifentanyl 0.5 µg kg-1 to Group R and 50 mg tramadol to Group T-M were given when VAS>4.
RESULTS: MAP in Group T-M was significantly lower than Group R at 30th min (p=0.01). MAP values were similar between both groups at other time points. Ramsey sedation score was higher at 1st and 5th min in Group R but this score was similar in other time points between the groups. Also HR, MAP, SPO2, respiratory rate, Aldrete Recovery Score, time to the first requirement for an analgesic, and discharge time were similar for both groups. Additional analgesic was given to 19 patients in Group T-M and 6 patients in Group R (pİ0.01).
CONCLUSION: In this study we provided early sedation and better analgesia with remifentanyl. The haemodynamic changes related to the combination of tramadol-midazolam should be carefully considered at patients with risk.

3.
Yoğun Bakım Ünitelerinde Çalışan Uzmanlık Öğrencisi Doktorların Ventilatör İlişkili Pnömoninin (VİP) Önlenmesi ile İlgili Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi
Evidence-Based Guidelines for the Prevention of Ventilator Associated Pneumonia: Results of Knowledge Test Among Anesthesia Residents Employed in ICU
Nezihe Ferah Dönmez, Dilek Kanyılmaz, Civan Tiryaki, Sibel Yılmaz, Bayazit Dikmen
doi: doi: 10.5222/JTAICS.2012.202  Sayfalar 202 - 211 (2414 kere görüntülendi)
AMAÇ: Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP), entübasyondan 48 saat sonra gelişen pnömoni olarak tanımlanabilir.(1) Amaç, anestezi yoğun bakımlarında çalışan uzmanlık öğrencisi doktorların VİP gelişimini önleme konusunda önerilmiş ve incelenmiş yöntemlere ilişkin bilgi birikimlerini değerlendirmektir
YÖNTEMLER: Yirmi soruluk bir anket hazırlanmış ve kullanılmıştır. Anket soruları araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek uygulanmış ve yanıtlar kaydedilmiştir. Veriler PASW Statistics 18.0 SPSS programında değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Doğru yanıtlar 100 üzerinden değerlendirilmiş ve katılımcıların aldıkları puan ortalaması 49.5±13.2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların çalışma yıllarına göre bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.484). Katılımcıların % 65.8’i entübasyonda orotrakeal yolun seçilmesi gerektiğini, % 50’si ventilatör devresini, görünür kirlilik olmadıkça her yeni hastada değiştirmenin yeterli olduğunu, % 77’si ısı ve nem değiştiricili nemlendiricilerin kullanılması gerektiğini bilirken, bunların değiştirilme sıklığı ile ilgili soruda oran % 18.4’de kalmaktadır. Yüzde 76.3’ü önlük, eldiven ve maskenin birlikte, kullanılması gerektiğini, % 90.7’si her girişimden önce ve sonra el yıkanması gerektiğini ve % 72.4’ü subglottik sekresyonlarının aspirasyonunun VİP riskini azalttığını bilmiştir. Kinetik yatakların kullanımının VİP riskini azalttığını % 38.2’si bilirken, % 64.4’ü ise yarı oturur pozisyon verilmesinin VİP riskini azalttığını bilmiştir. Proflaktik antibiyotik kullanımının VİP riskini değiştirmediğini katılımcılarımızın % 68.4’ü bilirken, orofaringeal kolonizasyonun günde en az bir kez ağız bakımı yapılarak engellenmesi gerektiğini % 86.8 katılımcı bilmektedir.
SONUÇ: Anestezi ve reanimasyon uzmanlık eğitimi alan asistan doktorların VİP gelişimini önlemede yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları görülmüştür. Yoğun bakımlarda VİP hızını düşürmek ve koruyucu önlemleri uygulamak için multidisipliner ve devamlı eğitim programları düzenlenmelidir.
OBJECTIVE: Ventilator-associated pneumonia (VAP) is defined as pneumonia that occurs after the first 48 hours of initiating mechanical ventilation. The aim of this study is to determine anaesthesia residents’ knowledge about evidence-based guidelines for the prevention of ventilator-associated pneumonia.
METHODS: A survey using multiple-choice questionnaire prepared according to the guidelines was designed to evaluate anesthesia residents’ knowledge about prevention of VAP in ICU.
RESULTS: The mean total score of residents was 49.5±13.2. There were no significant differences between residents’ scores according to their intensive care experencies. A 65.8 % of the responders confirmed that oral route had been recommended for intubation, while 50 % of the participants knew that the ventilator circuits should be changed for each new patient. Heat and moisture exchangers were known as the recommended type of humidifying system by 77 % of the participants and only 18.4 % of them knew that humidifiers should be changed at every 48 hours. Majority (76.3 %) of responders knew that protective gowns, gloves and masks must be used by all personnel during patient contact and 90.7 % of them also knew that hand washing is important measure to prevent VAP. Usage of subglottic drainage and kinetic beds to reduce the incidence of VAP was known by 72.4 % and 38.2 % of the participants, respectively.
CONCLUSION: In our study we determined that the knowledge of anesthesia residents working in ICU about the recommendations for the prevention of VAP is inadequate. Multidisciplinary and continued educational programmes were needed to perform the preventive measures of VAP.

4.
Ratlarda Oluşturulan Medulla Spinalis Travma Modelinde Aktive Protein C’nin Nöroprotektif Etkinliğinin Araştırılması
Neuroprotective Efficacy of Activated Protein C in An Experimental Spinal Cord Injury Model in Rats
Ebru Polat, Necati Gökmen, Elvan Öçmen, Alper Bağrıyanık, Mahir Kuyumcu, Atalay Arkan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.212  Sayfalar 212 - 221 (1453 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmada spinal kord travması (SKT) oluşturulan ratlarda, farklı zaman dilimlerinde intravenöz olarak uygulanan aktive protein C (APC)’nin koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya 32 adet Wistar Albino türü dişi rat alındı. Deneklere cerrahi işlem öncesi eter anestezisi uygulandı. Grup L (n: 2): Laminektomi uygulandı. Grup APC 30 (n: 6): intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi ve 30 dk sonra SKT oluşturuldu. Grup SF (n: 6): SKT oluşturulduktan hemen sonra intravenöz 1 mL SF verildi. Grup APC akut (n: 6): SKT oluşturulduktan hemen sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Grup APC 6 (n: 6): SKT oluşturulduktan 6 saat sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Grup APC 12 (n: 6): SKT oluşturulduktan 12 saat sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Spinal kord travması, Yaşargil anevrizma klibi (Aesculap FE 721 K) dura ve spinal kordu çepeçevre saracak şekilde bir dakika süreyle kliplenerek gerçekleştirildi. Tüm deneklerin fonksiyonel iyileşmeleri 1., 3., 5., 7., 14., 21., 28., ve 35. günlerde Basso, Beattie, Bresnahan (BBB) lökomotor skorlama ile değerlendirildi ve 35. gün sonunda histopatoloji için örnekler alındı.
BULGULAR: Nörodavranışsal testlerin sonuçları karşılaştırıldığında APC uygulanan gruplarda SF grubuna göre 28. ve 35. günlerde anlamlı iyileşme olduğu gözlendi. Histopatolojik olarak yapılan değerlendirmelerde miyelinli akson ve nöron sayısı açısından APC uygulanan gruplarda SF grubuna göre anlamlı yükseklik gözlenirken glial hücre sayısı açısından SF grubunda diğer gruplara göre anlamlı yükseklik bulundu.
SONUÇ: APC’nin uzun dönemde motor fonksiyonlarda düzelme sağladığı, nöron ve miyelinli aksonları koruduğu, glial hücre oluşumunu azalttığı saptandı.
OBJECTIVE: In this study, we aimed to investigate the neuroprotective effect of intravenous (iv) Activated Protein C (APC) in an experimental spinal cord injury (SCI) model in rats.
METHODS: Thirty two Wistar Albino female rats were included in the study. Before surgery, anesthesia was applied to the rats. Group L (n: 2): Laminectomy was performed. Group APC 30 (n: 6): iv 100 µg kg-1 APC was injected 30 minutes before SCI. Group SF (n: 6): iv 1 mL % 0,9 NaCl was injected just after SCI. Group APC acute (n: 6): iv 100 µg kg-1 APC was injected right after SCI. Group APC 6 (n: 6): iv 100 µg kg-1 APC was injected six hours after SCI. Group APC 12 (n: 6): iv 100 µg kg-1 APC was injected 12 hours after SCI. Spinal cord injury was induced by applying Yasargil aneurysm clip on dura and spinal cord (Aesculap FE 721 K). Functional recovery was rated by Basso, Beattie, Bresnahan (BBB) locomotive rating scale scores determined at 3., 5., 7., 14., 21., 28., and 35. days. After locomotor activity tests, samples were evaluated histopathologically.
RESULTS: We have observed significant recovery on APC group as compared to the SF group at 28. and 35. days based on the results of locomotor activity tests. Significant increase in the number of myelinated axons and neurons on APC groups as compared to the SF group was observed, meanwhile in the SF group we found significant increase in glial cells.
CONCLUSION: APC protects neurons and myelinated axons and decreases the glial cell production.

5.
Laparoskopik Kolesistektomi Ameliyatlarında Rekrüitment Manevrası ve Soluk-sonu Pozitif Basıncın Arteriyel Oksijenasyon ve Hemodinamik Parametreler Üzerine Etkileri
The Effects of Recruitment Maneuver and Positive End-expiratory Pressure on Arterial Oxygenation and Hemodynamic Parameters in Laparoscopic Cholecystectomy Operations
Yıldız Türkoğlu, Gonca Oğuz, Zeynep Cengiz Süner, Süheyla Ünver
doi: 10.5222/JTAICS.2012.222  Sayfalar 222 - 233 (1635 kere görüntülendi)
AMAÇ: Laparoskopik kolesistektomilerde uygulanan farklı ventilasyon stratejilerinin oksijenasyon, solunum mekanikleri ve hemodinami üzerine etkileri araştırıldı.
YÖNTEMLER: Çalışmaya laparoskopik kolesistektomi ameliyatı yapılacak 51 hasta alınarak üç gruba ayrıldı (Grup K n: 17, Grup P n: 17, Grup R n: 17). Bazal ventilasyon 8 ml kg-1 tidal volüm, 10 sol dk-1 ve I: E: 1: 2 olarak ayarlandı. Grup K’da entübasyon sonrası ZEEP, Grup P’de 5 cmH2O PEEP, Grup R’de 5 cmH2O PEEP uygulanırken, CO2 insüflasyonu ve boşaltılmasından 5’er dk sonra rekruitment manevrası yapıldı. Manevrada PEEP değeri 10-15-20 cmH2O olacak şekilde arttırılarak hastalar 10’ar kez ventile edildi. Kan basıncı, kalp hızı, SpO2, FiO2, ETCO2, havayolu basıncı, statik ve dinamik kompliyans ve kan gazı değerleri takip edildi.
BULGULAR: Grup R’de rekrüitment manevrasından sonra PaO2 yüksek bulundu (p<0.05). Postoperatif 1. saatte devam eden yükseklik, 6. saatte her üç grupta da bazal değerlere yaklaştı. İntraoperatif PaO2/FiO2 oranları da Grup R’de yüksekti (p<0.05). Tüm gruplarda peak ve plato basınç değerlerinin CO2 insuflasyonundan sonra arttığı, statik ve dinamik kompliyansın azaldığı gözlendi. Grup R’de, ilk manevra sonrası kompliyans değerleri, operasyon süresince yüksek bulundu (p<0.05). Kalp hızı benzerken, arteriyel basınç Grup R’de tüm ölçüm zamanlarında düşüktü. İlk manevra sonrası fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.007).
SONUÇ: Kontrollü PEEP artışı ile uygulanan rekruitment manevrası ve takiben 5 cmH2O PEEP ile ventilasyonun belirgin bir hemodinamik yan etki yapmadan intraoperatif oksijenasyonu arttırdığı gösterildi.
OBJECTIVE: The effects of different ventilatory strategies on respiratory mechanics and hemodynamics in laparoscopic cholecystectomies were investigated.
METHODS: Fifty-one patients scheduled for laparoscopic cholecystectomy were allocated to the study and divided into three groups (Group K, n: 17; Group P, n: 17; Group R, n: 17). Basal ventilation was adjusted as 8 mL kg-1 tidal volume, 10 breaths min-1 and I: E: 1: 2. After intubation, Group K received ZEEP, Group P 5 cmH2O PEEP, Group R 5 cmH2O PEEP with recruitment maneuver 5 min after CO2 insufflation and desufflation. In maneuver, PEEP was rised to 10-15-20 cmH2O, and patients were ventilated for 10 breaths. Blood pressure, heart rate, SpO2, FiO2, ETCO2, airway pressure, static and dynamic compliance and blood gas values were monitored.
RESULTS: PaO2 was found to be higher after recruitment maneuver in Group R (p<0.05). The elevation in PaO2 that continued for the first hour approached to basal values at 6. hours. Intraoperative PaO2/FiO2 ratios were also high in Group R (p<0.05). In all groups, peak and plateau pressures were observed to rise, static and dynamic compliance to decrease after CO2 insufflation. Compliance values were found to be higher during the operation in Group R after the first maneuver (p<0.05). Arterial pressures were lower in Group R at all times of measurement while heart rates were similar. The difference was statistically significant after the first maneuver (p=0.007).
CONCLUSION: Recruitment maneuver applied by controlled PEEP increase, followed by ventilation with 5 cmH2O PEEP was shown to improve oxygenation without causing any hemodynamic side effect.

6.
Aort Anevrizma Onarımı Operasyonlarında Miyokard ve Beyin Fonksiyonlarının Korunmasında Uygulanan Farklı Yöntemlerin Prognoz ve Sağkalım Üzerine Etkileri
The Effects of Different Methods Applied for the Protection of Myocardial and Brain Functions During Aortic Aneurysm Repair Surgery on the Prognosis and Survival
Ayşe Baysal, Mevlut Doğukan, Volkan Temel, Gülşen Temel, Altuğ Tuncer, Tuncer Koçak
doi: 10.5222/JTAICS.2012.234  Sayfalar 234 - 245 (1515 kere görüntülendi)
AMAÇ: Aort anevrizma onarım operasyonlarında farklı cerrahi kanülasyon teknikleri, ısı regülasyonu ve beyin koruma yöntemlerinin mortalite üzerinde etkili perioperatif risk faktörleri ile ilişkisinin incelenmesini amaçladık. Bu nedenle; derin hipotermik sirkulatuar arrest (DHSA) ve retrograd serebral perfüzyon (RSP) altında femoral veya aortik kanülasyon ile uygulanan hastalar, orta derecede hipotermik sirkulatuar arrest (OHSA) ve selektif antegrad serebral perfüzyon (SASP) altında aksiller kanülasyon uygulanan hastalar karşılaştırıldı.
YÖNTEMLER: Aortik ark anevrizma onarım operasyonu olan 110 ardışık hasta prospektif nonrandomize bir çalışma planı içerisinde üç ayrı gruba cerrahi patoloji, operasyon ve anestezi tekniklerine dayanılarak ayrıldı. Grup 1’de; femoral kanülasyon, DHSA (22-25°C), ve RSP uygulanırken, Grup 2’de; aksiller kanülasyon, OHSA ve SASP, Grup 3’te; aortik kanülasyon, DHSA ve RSP uygulandı. Perioperatif risk faktörleri araştırıldı.
BULGULAR: Üç grup karşılaştırıldığında kros klamp ve kardiyopulmoner baypas (KPB) süreleri (dk.) farklı idi (Grup 1’de; 75,62±26,28 ve144,15±66,71, Grup 2’de; 60,57±26,32 ve 109,09±45,38, Grup 3’te; 72,90±23,33 ve 120,83±53,46 sırası ile p=0,021). Mortalite hızlarının karşılaştırması; Grup 1’de 10/34 (% 29,4), Grup 2’de 3/47 (% 6,4) ve Grup 3’te 3/29 (% 10,3) (p=0,011) hasta olduğunu gösterdi. IABP kullanımı, kalp yetmezliği, atrial ritim bozukluklarının mortalite için bağımsız risk faktörleri olduğu saptandı (% 95 güven aralığında; Hosmer and Lemeshow testi, ki kare=5,71 ve p=0,68).
SONUÇ: OHSA, SASP ve aksiller kanülasyon ile aortik ark anevrizma onarımı geçiren hastalarda morbidite ve mortalite DHSA, RSP ve femoral veya aortik kanülasyon yapılan hastalar ile karşılaştırıldığında daha az oranda gözlenmektedir.
OBJECTIVE: Our aim was to investigate the relation between perioperative risk factors influencing mortality and different methods of surgical cannulation, temperature regulation and cerebral protection in patients undergoing aortic aneurysm repair surgery. For this purpose; patients requiring deep hypothermic circulatory arrest (DHCA), retrograde cerebral perfusion (RCP) and femoral or aortic cannulation were compared with patients requiring axillary cannulation, moderate hypothermic circulatory arrest (MHCA) and selective antegrade cerebral perfusion (SACP).
METHODS: 110 consecutive patients undergoing aortic arch aneurysm repair surgery were divided into three groups in a prospective, nonrandomized study plan depending on surgical pathology, operation and anesthesia techniques. In Group 1, femoral cannulation, DHCA (22-25°C) and RSP; in Group 2, axillary cannulation, MHCA (26-28°C) and SACP, whereas, in Group 3, aortic cannulation, DHCA and RCP were performed. Perioperative risk factors were investigated.
RESULTS: In comparison of three groups, mean cross- clamping and cardiopulmonary bypass (CPB) times (min) were different (Group 1; 75.62±26.28 ve144.15±66.71, Group 2; 60.57±26.32 and 109.09±45.38, Grup 3; 72.90±23.33 and 120.83±53.46 minutes respectively, p=0.021). The comparison of mortality rates showed; in Group 1; 10/34 (29.4 %), in Group 2; 3/47 (6.4 % ) and in Group 3; 3/29 (10.3 %) patients (p=0.011). Use of IABP, heart failure, atrial rythm disturbances were found to be independent risk factors for mortality (95 % confidence interval, Hosmer and Lemeshow test, chi square=5.71, and p=0.68).
CONCLUSION: In patients undergoing aortic arch repair with MHCA, SCAP and axillary cannulation, lower rates of morbidity and mortality were observed in comparison to DHCA, RCP and femoral or aortic cannulation.

OLGU SUNUMU
7.
Sentinel Lenf Nodu İşaretlemesi İçin Kullanılan İsosulfan Mavisine Bağlı Methemoglobinemi
Methemoglobinemia Due to Isosulfan Blue Used for Sentinel Lymph Node Mapping
Nadir Sıtkı Şinikoğlu, Hacer Yeter, Funda Gümüş, Nalan Şanlı, Gülçin Hepgül, Ayşin Alagöl
doi: 10.5222/JTAICS.2012.246  Sayfalar 246 - 251 (1738 kere görüntülendi)
62 yaşında, 60 kg, ASA I kadın hastaya biyopsi sırasında sentinel lenf nodunu tespit etmek için subkutan isosulfan verildi. İsosulfan mavisi verildikten 30 dk. sonra pulse oksimetre oksijen satürasyonu değerleri hızla % 88’e kadar düştü. Arter kan gazı analizinde % 5.2 methemoglobinemi bulundu. Nasal CPAP maskesiyle 3 L/m O2 ve 2x500 mg iv askorbik asit tedavisiyle methemoglobinemi 15 saat sonra % 1.7’ye indi. İsosulfan mavisine bağlı anormal pulse oksimetre değerleri daha önce yayınlanmış olmasına rağmen, isosulfan mavisine bağlı methemoglobinemi sadece birkaç olguda bildirilmiştir.
A 62 year- old woman, weighing 60 kg with ASA I was scheduled for sentinel lymph node biopsy. Her pulse oximetry values rapidly declined to a nadir of 88 % 30 min after subcutaneous injection of isosulfan blue. Arterial blood gas analysis revealed methemoglobinemia ([MetHb] = 5.2 %). Following 3 L/min O2 administration via nasal CPAP mask and 2x500 mg iv ascorbic acid treatment, methemoglobin levels dropped to 1.7 % after 15 hours. Although abnormal pulse oximetry has already been reported in association with isosulfan blue administration, methemoglobinemia due to isosulfan blue was reported just in a few cases.

EDITÖRE MEKTUP
8.
Editöre Mektup
To the Editor
Fevzi Toraman
doi: 10.5222/JTAICS.2012.252  Sayfalar 252 - 254 (1288 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

9.
Editöre Mektup
Letter to Editor
Hasan Şahin
doi: 10.5222/JTAICS.2012.255  Sayfalar 255 - 256 (1239 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF