Turk J Anaesthesiol Reanim: 40 (3)
Cilt: 40  Sayı: 3 - Haziran 2012
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Spinal Anestezide kullanılan Bupivakain veya Levobupivakainin, BIS Kontrollü Sedasyonda Propofol Tüketimine Etkisinin Karşılaştırılması
Comparison of the Effects of Bupivacaine and Levobupivacaine Used in Spinal Anesthesia on Propofol Requirement in BIS Guided Sedation
Seyhan Şahin, Elvin Kesimci, Seval İzdeş, Orhan Kanbak
doi: 10.5222/JTAICS.2012.120  Sayfalar 120 - 127 (1369 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmada, spinal anestezi altında BİS kontrollü propofol sedasyonunda bupivakain ile levobupivakainin eş değer dozlarının propofol gereksinimi üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Elektif alt ekstremite cerrahisi geçirecek yetmiş olguya izobarik 3 mL bupivakain (Grup B) veya levobupivakain (Grup L) ile spinal anestezi uygulandı. Spinal anestezinin beşinci dakikasında propofol infüzyonu 100 µg kg-1 dk-1’dan başlatılıp BİS 65-75 olacak şekilde titre edildi. Başlangıç zamanı (BİS 75’e düşünceye kadar geçen süre), derlenme süresi (propofol kesildikten BİS 90 olana kadar geçen süre), bu sırada tüketilen toplam propofol miktarı ile derlenme ünitesinde kalma süresi, sedasyon düzeyi (OAA/S), duyusal ve motor blok dönme zamanları kaydedildi.İstatistiksel analizde One way ANOVA, Mann Whitney-U, Student’s t and x2 testleri kullanıldı.
BULGULAR: Spinal anestezi sonrası 10. ve 15. dk.’larda BİS değerlerinin Grup B’de, Grup L’ye göre anlamlı düşük olduğu saptandı (p<0.01). Maksimum duyusal blok seviyesi Grup B’de Grup L’ye göre anlamlı yüksek, maksimum motor blok düzeyine ulaşma süresinin ise Grup L’de Grup B’ye göre anlamlı uzun olduğu belirlendi (p<0.05, p<0.001). Duyusal ve motor bloğun tam dönme süresi, derlenme süresi ve derlenmede kalış süresi Grup L’de Grup B’ye göre anlamlı olarak uzundu (p<0.05).
SONUÇ: Bupivakain BIS monitorizasyonu ile takip edilen sedasyonda propofol tüketiminden bağımsız olarak, yüksek duyusal blok seviyesi, erken motor blok başlangıcı sağlamaktadır.
OBJECTIVE: This study was designed to compare the effects of equivalent doses of bupivacaine and levobupivacaine on propofol requirement in BIS guided sedation under spinal anesthesia.
METHODS: Spinal anesthesia was performed on seventy patients scheduled for elective lower limb surgery with 3 mL’s of either isobaric bupivacaine (Group B) or plain levobupivacaine (Group L). Five minutes after induction of spinal anesthesia, propofol infusion was started at 100 µg/kg/min and titrated to maintain bispectral index (BIS) score in the range of 65-75. Onset (to reach BIS ≤ 75) and recovery (the time from cessation of propofol infusion until BIS=90) time for sedation, and total propofol consumption during this time interval were recorded as well as time to recovery from sensory and motor block, length of stay (LOS) and sedation scores (OAA/S) in the postanesthesia care unit (PACU). Data were analyzed with One way ANOVA, Mann Whitney-U, Student’s t and x2 tests.
RESULTS: BIS was significantly decreased in Group B compared to Group L at 10 and 15 min after spinal anesthesia (p<0.01). The maximum sensory block level was higher, while time to reach maximum motor block level was shorter in Group B (p<0.05, p<0.001 respectively). Offset time of sensory and motor block, recovery time and LOS in PACU were significantly increased in Group L (p<0.05).
CONCLUSION: Plain bupivacaine provides higher sensory block with faster onset of motor block, independent of propofol requirement as assessed by BIS monitorization.

2.
Yoğun Bakımda İzlenen Travma Hastalarında “Revize Travma Skoru” ve “Travma ve Yaralanma Şiddeti Skoru’’nun Prognoz ile İlişkisinin Değerlendirilmesi
Efficiency of RTS and TRISS Scores on Prognosis Evaluation in ICU Trauma Patients
Ali Rıza Ünlü, Fatma Ülger, Ahmet Dilek, Sibel Barış, Naci Murat, Binnur Sarıhasan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.128  Sayfalar 128 - 135 (3114 kere görüntülendi)
AMAÇ: Yoğun bakım ünitelerinde takip edilen hastalarda, hastalığın şiddetini değerlendirmek için skorlama sistemlerinin kullanımı prognozun daha güvenilir olarak öngörülmesini sağlar. Bu çalışmada, travmalı yoğun bakım hastalarında, APACHE II ve GKS ile birlikte RTS ve TRISS’ın mekanik ventilasyon gereksinimi ve prognozu öngörmeye katkısının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEMLER: Bu çalışmada travmalı 349 hasta incelenmiştir. Hastaların yaş, cinsiyet, travma etiyolojisi, klinik tanıları, mekanik ventilasyon gereksinimi, mekanik ventilasyonda ve yoğun bakım ünitesinde kalış süreleri, mortalite oranları ve APACHE II, GKS, RTS ve TRISS skorları kaydedilip değerlendirildi.
BULGULAR: Hastaların ortanca APACHE II skoru 13, GKS 9, RTS 6 ve TRISS 10,8 idi. APACHE II ve TRISS arttıkça, GKS ve RTS azaldıkça mekanik ventilasyon gereksinimi ve mortalite oranlarının yükseldiği saptanmıştır. TRISS ve yaş artışının ve düşük RTS’nin mortalite artışı ile güçlü korelasyon gösterdiği bulunmuştur.
SONUÇ: RTS ve TRISS gibi travma skorları, hastaların mekanik ventilasyon gereksinimini ve prognozunu öngörmeye yardımcıdır ve APACHE II ve GKS gibi güvenilirliği kanıtlamış skorlar ile birlikte kullanıldığında, yoğun bakıma hasta kabulüne, izlem ve tedavisine katkı sağlayacaktır.
OBJECTIVE: The use of scoring systems to evaluate severity of illness in ICU trauma patients provides prediction of more reliable prognosis. The aim of this study was to retrospectively evaluate the value of revised trauma score (RTS) and trauma and injury severity score (TRISS) in addition to APACHE II and Glasgow coma score (GCS) in the prediction of mechanical ventilation and prognosis in ICU trauma patients.
METHODS: In this study, 349 trauma patients were examined. Patients were rated in terms of age, gender, etiology of trauma, clinic diagnoses, requirement for mechanic ventilation, duration of mechanic ventilation, and intensive care unit stay, mortality rates, GCS, APACHE II, RTS, and TRISS soring systems.
RESULTS: Median scores of APACHE II, GCS, RTS and TRISS were 13, 9, 6, and 10.8, respectively. When APACHE II and TRISS increased and GCS and RTS decreased, mechanical ventilation requirement and mortality increased. Logistic regression analysis revealed that high TRISS, older age and low RTS were strongly correlated with mortality.
CONCLUSION: Using different scoring systems such as RTS and TRISS allows better prediction of the mechanical ventilation requirement and prognosis, and when used with APACHE II and GCS scoring systems with established reliability will contribute to the triage, monitorization and management of patients in ICU.

3.
Sezaryen ameliyatlarında anestezi seçiminin ameliyathane kullanım süresine etkisi: Spinal mi genel mi?
The effect of anesthetic technique on operating room time in elective cesarean section: spinal or general?
Mukadder Orhan Sungur, Fadıl Havas, Meltem Karadeniz, Umut Acar, Demet Altun, Tülay Özkan Seyhan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.136  Sayfalar 136 - 143 (1782 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu prospektif gözlem çalışmasında elektif sezaryen olgularında, cerrahlarda varolan spinal blok uygulama süresinin eğitim hastanesinde ameliyathane kullanım süresini uzattığına dair yaygın kanının sorgulanması hedeflenmiştir.
YÖNTEMLER: Elektif sezaryen operasyonu planlanan ASA I-II 120 gebe spinal ve genel anestezi olarak 2 grupta çalışmaya alınmıştır. Her iki anestezi tekniği de eğitmen gözetiminde benzer deneyimdeki tıpta uzmanlık öğrencileri tarafından uygulanmıştır. Hastaların demografik verileri, gebelik özellikleri, thazır (ameliyathaneye giriş- ameliyat için hazır olma süresi), tinsizyon (giriş- cerrahi insizyon), t histerotomi (cerrahi insizyon-histerotomi), thisterotomi-doğum (histerotomi- göbek kordonuna klemp konulması), tderlenme (cerrahi bitiş-uyanma odasına giriş süresi), toperasyon (cerrahi başlangıç-bitiş), tameliyathane (ameliyathaneye giriş- çıkış) süreleri, operasyon sırasında kullanılan sıvı ve efedrin miktarı kaydedilmiştir. Ayrıca yenidoğanların demografik verileri, Apgar skorları ve umbilikal ven kan gazı verileri değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Gebelerin demografik verileri ve gebelik özellikleri benzer bulunmuştur. Spinal anestezi grubunda thazır, tinsizyon, t histerotomi ve thisterotomi-doğum süresi, genel anestezi grubunda ise tderlenme süresi anlamlı derecede uzun olarak saptanmıştır. Ameliyathane kullanım süreleri spinal ve genel anestezi grubunda benzer bulunmuştur (72.9±16.7 ve 70.2±12.9 dk). Spinal anestezi alan gebelerde sıvı tüketimi ve efedrin ihtiyacı daha fazla olmuştur. Yenidoğanların demografik verileri, PCO2 değerleri arasında fark saptanmamıştır. Genel anestezi grubunda spinale oranla yenidoğanların pO2 değerleri daha yüksek (36.7±14.2 ve 28.1±7.8 mmHg; p<0.001), pH değerleri ise daha düşük (7.32±0.04 ve 7.34±0.06; p=0.049) olmuştur, ancak bu değişiklikler Apgar skorlarına yansımamıştır.
SONUÇ: Cerrahi kanının aksine eğitim hastanesinde spinal anestezi uygulaması ameliyathane kullanım süresini arttırmamaktadır.
OBJECTIVE: This prospective observational study aimed to investigate the surgical claim that spinal anesthesia in elective cesarean section in educational setting increases operating room time.
METHODS: ASA I-II 120 elective cesarean section parturients were grouped into spinal and general anesthesia groups. Both techniques were performed by residents under consultant supervision. Demographic characteristics of parturients, different time intervals as abbreviated with tready (entry of the patient into operating room-readiness for surgery), tincision (entry of the patient-skin incision), thysterotomy (skin incision-hysterotomy), thysterotomy-delivery (hysterotomy-cord clamping), temergence (end of the operation-entry to the postoperative care unit), toperation (start-end of surgery), toperating room (entry-exit from the operating room), type, and amount of fluid and dosages of ephedrine administered were recorded. Newborn demographic data, Apgar scores and results of the umbilical venous gas analysis were noted.
RESULTS: Demographics, and parturients’ characteristics were similar in both groups. Spinal anesthesia was associated with longer tready, tincision, thysterotomy, thysterotomy-delivery times whereas general anesthesia resulted in prolonged temergence times. Operating room time were similar (72.9±16.7 vs 70.2±12.9 min for spinal and general anesthesia, respectively). Spinal anesthesia parturients had higher crystalloid and ephedrine requirements. No statistical significance was detected in demographic data of newborns and related PCO2 values. In the general anesthesia group, newborns had higher PO2 (36.7±14.2 vs 28.1±7.8 mmHg; p<0.001) and lower pH values (7.32±0.04 vs 7.34±0.06; p=0.049 compared to the spinal anesthesia group, although not reflected in Apgar scores
CONCLUSION: Contrary to surgical claims, choice of spinal anesthesia as anesthetic technique does not increase operating room time when compared to general anesthesia.

4.
Laparoskopik Hiatal Herni Cerrahisinde Epidural ve İntravenöz Analjezinin Stres Cevaba Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparasion of Effect of Epidural and Intravenous Analgesia on Stress Response in Laparoscopic Hiatal Hernia Surgery
Birgül Tutaş, Ayşe Çiğdem Tütüncü, Birsel Ekici, Fatiş Altıntaş, Güner Kaya
doi: 10.5222/JTAICS.2012.144  Sayfalar 144 - 153 (1517 kere görüntülendi)
AMAÇ: Amaç,Cerrahi ve anestezi otonom, nöroendokrin ve metabolik değişikliklere neden olmaktadır Bu çalışmanın amacı laparoskopik hiatal herni girişimlerinde peroperatif ve postoperatif dönemde kullanılan intravenöz veya epidural analjezi yöntemlerinin stres hormonlarına etkisini karşılaştırmaktır
YÖNTEMLER: Gereç ve Yöntem: Laparoskopik hiatal herni cerrahisi planlanan 20-60 yaş arası (ASA I-II) 32 hasta çalışmaya dahil edilmiş ve randomize iki gruba ayrılmıştır. Grup GA; Genel anestezi ve intravenöz analjezi, Grup EA; Genel anestezi ve epidural analjezi uygulanmıştır. Anestezi indüksiyonu 1 mcg kg-1 fentanil, 2 mg kg-1 propofol, 0.5 mg kg-1 atrakurium ile yapılmış, idame sevofluran ve oksijen ile sağlanmıştır. Grup GA da intraoperatif dönemde fentanil aralıklarla uygulanmış, postoperatif analjezi için derlenmede tramadol, serviste NSAE ve parasetamol kullanılmıştır. Grup EA ya anestezi öncesinde T8-T10 aralığından takılan epidural kateterden 4 ml bupivakain ve 1mg morfin, 10 ml serum fizyolojik karışımı bolus olarak uygulanmıştır. Postoperatif dönem için 80 ml % 0.09 NaCl ve 20 ml % 0.5 bupivakain +10 mg morfin karışımı hazırlanmış; bazal infüzyon 4 ml saat-1, bolus 2ml, 30 dakika kilit süresi ile epidural infüzyon yapılmıştır. Çalışmada, kortizol, ADH, insulin, glikoz ve IL-6 düzeylerine cerrahiden önce ve sonrası 30. dk, 6. ve 24. saatlerde alınan kan örneklerinden bakılmıştır.

BULGULAR: Bulgular: İki grup arasında 6. saatteki glikoz düzeyleri dışında (p=0.021), cerrahi öncesi ve sonrasında stres hormon düzeylerinde anlamlı fark bulunmamıştır. Grupların kendi aralarında, Grup GA ve Grup EA da değişik zamanlarda cerrahi strese bağlı değişiklikler olduğu saptanmıştır.
SONUÇ: Sonuç: Laparoskopik hiatal herni cerrahisinde uygulanan torakal epidural analjezi ve intravenöz fentanilin stres hormonlar üzerinde benzer etkilerinin olduğu ve epidural analjezi yöntemi ile laparoskopide oluşan ağrılı uyaranların blokajının yetersiz olduğu düşünülmüştür.
OBJECTIVE: Surgery and anesthesia cause otonomic, neuroendocrine and metabolic changes. The aim of this study is to compare the effects of epidural and intravenous analgesia on stress hormone responses during postoperative and perioperative periods of laparoscopic hiatal hernia operations.
METHODS: 32 patients (ASA I-II) with ages ranging from 20 to 60 years undergoing laparoscopic hiatal hernia surgery were included in the study and the patients were randomly divided into two groups as Group GA, general anesthesia combined with intravenous analgesia; Group EA; General anesthesia combined with epidural analgesia. Anesthesia was induced with1 μg kg-1 fentanyl, 2 mg kg-1 propofol and atracurium 0.5 mg kg-1, and general anesthesia was maintained with sevoflurane and air-oxygen mixture. In the Group GA, fentanyl was administered intermittently during intraoperative period. Postoperative analgesia was provided with tramadol in the recovery room, and with NSAI drugs and paracetamol in the surgical ward. In the Group EA, epidural catheterization was performed before induction of anesthesia through T8-T10. As a bolus dosage, 0.5 % bupivacaine + 1 mg morphine in 10 mL normal saline was applied as administered to the patients. A 0.09 % NaCl, 80 mL and 0.5 % bupivacaine, 20 mL +10 mg morphine mixture was prepared for the postoperative period. Epidural infusion was started with the basal infusion of a bolus dosage of 2 mL delivered at a rate of 4 ml h-1 and 30 minute lock time for analgesia. Blood samples were collected before surgery, 30 min and 120 min after surgery and 24 h postoperatively for the determination of cortisol, ADH, insulin, glucose and IL-6 levels.

RESULTS: There were no significant intergroup differences in stress hormone levels before and after surgery except glucose levels at the 6th hour of postoperative period (p=0,021). In Groups GA and EA significant changes was determined throught the study related with surgical stress response
CONCLUSION: 
Thoracal epidural anesthesia and intravenous fentanyl supplemented group attenuate the surgical stress response in the same level. This result may be due to the inability of epidural analgesia to block noxious stimulation during laparoscopic surgery.

OLGU SUNUMU
5.
Posterior İnterskalen Brakiyal Pleksus Bloğu Komplikasyonu: Subdural Blok Olgusu
Complication Of Posterior Interscalene Brachial Plexus Block: A Case Of Subdural Block
Semih Başkan, Gonca Oğuz, Yıldız Türkoğlu, Zeynep Cengiz Süner, Süheyla Ünver
doi: 10.5222/JTAICS.2012.154  Sayfalar 154 - 157 (1683 kere görüntülendi)
İnterskalen brakiyal pleksus bloğu omuz ve üst ekstremite cerrahisinin tüm tiplerinde anestezi ve analjezi sağlaması amaçlı kullanılmıştır. İnterskalen brakial pleksus bloğu uygulaması sonucu spinal, epidural ve subdural anestezi gibi ciddi komplikasyonlar tanımlanmıştır. Bu olgu sunumu, genel anestezi ile segmental mastektomi ve aksiller lenf nodu diseksiyonu uygulanan hastada omuz, üst kol ve aksiller bölge analjezisi amaçlı posterior yaklaşımla brakiyal pleksus uygulaması sonrası gelişen subdural blok komplikasyonudur.
Blockade of interscalene brachial plexus has been used to provide anesthesia and analgesia for all types of surgery of the upper extremity and shoulder. Several serious complications such as spinal, epidural and subdural anesthesia have been described as a result of interscalene brachial plexus block. This case report describes a subdural block complication, developed after attempted posterior approach brachial plexus blockade for analgesia of the shoulder, upper arm and axillary region in a patient undergoing segmental mastectomy and axillary lymph node dissection with general anesthesia.

6.
Entübasyon Tüpü Disseksiyonuna Bağlı Akut Hava Yolu Tıkanması
Acute Airway Obstruction Due To Dissection Of The Endotracheal Tube
Yusuf Tunalı, Tuğhan Utku, Özlem Korkmaz Dilmen, Eren Fatma Akçıl
doi: 10.5222/JTAICS.2012.158  Sayfalar 158 - 162 (1776 kere görüntülendi)
Genel anestezi uygulamaları sırasında entübasyon ile ilgili sorunlar olabilmektedir. Bunlar sıklıkla güç entübasyon, bronş entübasyonu, özofagus entübasyonu, entübasyon tüpünün trakeadan çıkması, sekresyon nedeniyle tıkanmasıdır. Çok ender bir nedense, entübasyon tüpünün kaf şişirme yolunda meydana gelen disseksiyon sonucu tüpün içten daralmasıdır. Bu sunumumuzda iki hastada ameliyat sırasında entübasyon tüpü disseksiyonuna bağlı gelişen ciddi hava yolu tıkanıklığı tablosunu değerlendirmeyi amaçladık.
Endotracheal tube related problems can occur during general anesthetic procedures.These problems frequently consist of difficult intubation, bronchial intubation, esophageal intubation, extubation and secretion related airway obstruction. An exceptional reason is a dissection in the cuff line narrowing or obstructing the lumen of the tube. We aimed to report severe airway obstruction in two cases due to dissection of the endotracheal tube.

7.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi ön tanısıyla kabul ve tedavi edilen bir Kronik Lenfositik Lösemi olgusu
A Chronic Lymphocytic Leukaemia Case: Accepted and Treated with an Initial Diagnosis of Crimean-Congo Hemorrhagic Fever
Ümid Elçi, Süreyya Talay, Zakir Arslan, Osman Kapkın
doi: 10.5222/JTAICS.2012.163  Sayfalar 163 - 168 (1520 kere görüntülendi)
Bu sunuda yoğun bakım ünitemize kabul edilen ve kliniği nedeniyle Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) ön tanısı ile tedavi edilen 68 yaşındaki erkek hasta sunulmuştur. Hasta klinik takip ve tedavinin sekizinci saatinde hızlı gelişen fulminant kanama diyatezi ve çoklu organ yetmezliği ile kaybedildi. Hasta, yapılan periferik yayma değerlendirmesinde kronik lenfositik lösemi (KLL) olarak postmortem tanı aldı. Ayrıca KKKA ileri tanısal testleri de takip eden dönemde negatif sonuçlandı. Bu olgu sunumunda, tanı konmamış KLL hastalarının geç dönem klinik prezentasyonlarının, KKKA açısından endemik bölgede yaşayan popülasyonda tanısal güçlüklere neden olabileceğini değerlendirdik.
In this case report, we presented a 68 year- old man whom was accepted to our intensive care unit and treated as Crimean-Congo Hemorrhagic Fever due to his clinical features. Patient died at the eighth hour of the treatment due to severe hemorrhagic diathesis and multiorgan deficiency. The patient received a postmortem Chronic Lymphocytic Leukaemia (CLL) diagnosis after assessment of the peripheral blood smear. Crimean-Congo Hemorrhagic Fever test was also negative. We state that in populations dwelling in regions where Crimean-Congo Hemorrhagic Fever is endemic, late- stage presentations of undiagnosed patients with Chronic Lymphocytic Leukaemia might complicate diagnostic work-up as for Crimean-Congo Hemorrhagic Fever.

8.
Sirenomeli Sendromunda Anestezi Uygulaması
Anesthetic Management of a Patient With Sirenomelia A Case Report
Aytaç Yücel, Zekine Begeç, Mehmet Ali Erdoğan, Hüseyin Konur, Hasan Ergin, Mehmet Özcan Ersoy
doi: 10.5222/JTAICS.2012.169  Sayfalar 169 - 173 (1561 kere görüntülendi)
Sirenomeli veya mermaid sendromu ender görülen kalıtsal bir anormallik olup, alt ekstremitelerin kısmen veya tamamen gelişmemesi veya füzyonu ile karakterizedir. Gastrointestinal ve genitoüriner kusurlar sıklıkla bu doğumsal bozukluğa eşlik eder. Periferik venlerin yerini belirlemedeki zorluk ve anormal ven drenajı nedeniyle intravenöz yol için ekstremite kullanımı sınırlı olabilir. Preoperatif dönemde eşlik eden anormallikler tespit edilmeli ve gereken önlemler alınmalıdır. Bu sunumuzda sirenomeli sendromu tanısı koyulan olguda anestezi uygulaması ve anestezi yönetimi tartışılmıştır.
Sirenomelia or mermaid syndrome is an extremely rare developmental malformation characterized by complete or partial hipotrophy or fusion of the lower limbs. Gastrointestinal and urogenital anomalies are often accompanies with this congenital syndrome. Difficulty in determining the location of the peripheral veins and abnormal venous drainage may limit the use of limb for intravenous access. Associated anomalies should be identified and measures should be taken during the preoperative period. In this report we discussed anesthetic management of a patient diagnosed as sirenomelia syndrome.

9.
Anestezi Sırasında Teofilin İntoksikasyonu: Bir Olgu Sunumu ve Literatür Gözden Geçirilmesi
Theophylline Intoxication During Anesthesia: A Case Report and Literature Review
Ayse Cigdem Tütüncü, Güner Kaya, Hale Arkan, Hatice Apaydın, Yesim Işıkçı, Fatiş Altıntaş
doi: 10.5222/JTAICS.2012.174  Sayfalar 174 - 178 (1606 kere görüntülendi)
Teofilin bronkodilatatör tedavide etkili bir dimetilksantin türevidir. Terapötik sınırının dar olması nedeniyle ciddi toksisiteye neden olabilir. Bu olgu sunumunda anestezi indüksiyonu sırasında yüksek doz teofilin injeksiyonu yapılan bir olgu sunulacaktır. İnmemiş testis nedeniyle orşiopeksi operasyonu planlanan 2 yaşında ve 14 kg olan hastaya anestezi indüksiyonu sırasında dilüe rokurunium (1 mg/mL) yerine 10 mL 24 mg/cc konsantrasyonda teofilin injeksiyonu yapıldı. Hastanın anestezi sırasında oluşan taşikardi ve hipotansiyonu için lidokain uygulandı ardından analjezi için Remifentanil infüzyonu 1 mcg/kg/dk. ile başlandı. Teofilin düzeyi injeksiyondan 45 dk. sonra kanda 30.7 mcg/mL olarak ölçüldü. Cerrahi iki saat sonra sorunsuz olarak tamamlandı ve hasta gözlem amacıyla yoğun bakım ünitesine gönderildi. Teofilin düzeyi yoğun bakım ünitesinde 27.4 mcg/mL bulundu ve hastada kalp, metabolizma ve nöroloji açısından, orta derecede hipokalemi, hiperglisemi ve taşikardisi dışında sorunu saptanmadı. Hasta yoğun bakım ünitesinde uygulanan semptomatik ve destek tedavisinin ardından 24 saat sonra çocuk cerrahisi servisine ve 48 saat sonra da evine gönderildi.
Theophylline is an effective dimethylxantine bronchodilator. Serious toxicity might develop because of its narrow therapeutic index. We described a high dose theophylline injection during the induction of the anesthesia in a 2 year-old 14 kg-male patient scheduled for orchiopexy with the indication of undescended testis. Ten milliliter undiluted theophylline (24 mg/mL) had been administered instead of diluted rocuronium (1 mg/mL) during the induction of anesthesia. The patient had tachycardia and temporary hypotension, and treated with lidocaine injection. Remifentanil was infused (1 mcg/kg/min) for analgesia. Blood theophylline level was 30. 7 mcg/mL after 45 minutes of administration. The surgery was completed in two hours and the patient was referred to the intensive care unit for observation. Then blood theophylline level was 27.4 mcg/mL and his cardiac, metabolic and neurological status was uneventful except mild hypokalemia, hyperglycemia and tachycardia in the ICU. The treatment was symptomatic and patient was transported to the pediatic surgery department and sent home after 48 hours without any problem.

EDITÖRE MEKTUP
10.
Pediatrik Kalp Kateterizasyonu Laboratuvarında, Anestezi Yöntemleri ve Hemodinamik Monitorizasyon
Anesthesic management and hemodynamic monitorization in Pediatric catheter laboratory
Abdulkadir Yektaş
doi: 10.5222/JTAICS.2012.179  Sayfalar 179 - 180 (1665 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF

11.
Eroin kullanımına bağlı Rabdomyoliz ve Akut böbrek yetersizliği
Rhabdomiolysis and Acute renal failure due to heroin usage
Galip Neşet Cerit, Rezzan Yagmur Ateşer
doi: 10.5222/JTAICS.2012.181  Sayfalar 181 - 182 (1756 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF