Turk J Anaesthesiol Reanim: 40 (2)
Cilt: 40  Sayı: 2 - Nisan 2012
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Gabapentin Premedikasyonunun Sevofluran Anestezisi Altında Sünnet Yapılan Pediyatrik Hastalarda Postoperatif Ajitasyon Üzerine Etkisi
The Effect of Gabapentin Premedication on the Emergence Delirium in Pediatric Patients Undergoing Circumcision Under Sevoflurane Anesthesia
Aslı Dönmez, A. Ebru Salman, Demet Sülemanji, Yasin Alıç, İbrahim Ötkün
doi: 10.5222/JTAICS.2012.064  Sayfalar 64 - 70
AMAÇ: Gabapentin anksiyolitik ve analjezik etkileri nedeniyle kullanılan antiepileptik bir ajandır. Gabapentinin perioperatif dönemde kullanımı son yıllarda çalışılmıştır.
Biz bu çalışmada gabapentinin sevofluran anestezisi altında sünnet yapılan çocuklarda postoperatif analjezik tüketimine ve derlenme ajitasyonu üzerine etkisini incelemeyi amaçladık.

YÖNTEMLER: Yaşları 3’ten büyük 25 ASA I-II grubu sünnet yapılacak çocuk, bu prospektif randomize çalışmaya dahil edildi. Gabapentin grubuna(grup G,n=12) 15 mg kg-1 gabapentin 10 mL salin içinde operasyondan ½ sa önce verildi. Kontrol grubuna (grup K, n=13) ise 10 mL salin verildi. Sevofluran tek anestetik ajan olarak kullanıldı. Cerrahiden önce tüm çocuklara penil blok uygulandı. Vital parametreler, preoperatif anksiyete skorları, göz açma süresi, Modifiye Aldrete skorları ve derlenme ajitasyon skorları kaydedildi. Postoperatif 24. saatte toplam analjezik tüketim, aile memnuniyeti ve yan etkiler sorgulandı.
BULGULAR: Demografik veriler, preoperatif anksiyete skorları, vital parametreler, Modifiye Aldrete skorları, operasyon süresi, göz açma süresi, postoperatif ağrı skorları, 24 saatlik toplam analjezik tüketim, aile memnuniyeti skoru gruplar arasında benzerdi. Postoperatif 10. dk. derlenme skoru gabapentin grubunda anlamlı olarak düşüktü.
SONUÇ: Kısıtlı sayıda hasta üzerinde yapılan bu çalışmada, preoperatif oral gabapentinin postoperatif ağrı ve total analjezik tüketimi üzerine etkisi gösterilememiştir. Postoperatif 10. dk. derlenme skoru anlamlı olarak düşüktür.

OBJECTIVE: Gabapentin, an anticonvulsant drug, has been used for its analgesic and anxiolytic properties. The use of gabapentin in the perioperative setting has been studied in recent studies involving adults. In this study, we aimed to investigate the effect of gabapentine on the postoperative analgesic consumption and emergence delirium of pediatric patients undergoing circumcision under sevoflurane anesthesia.
METHODS: Twenty-five ASA I-II children >3 years of age undergoing circumcision under sevoflurane anesthesia were included in this prospective randomized study. Gabapentin 15 mg kg-1 dissolved in 10 mL saline was given to group G (n=12) children orally 30 min. prior to surgery. Control group (n=13) received 10 mL of saline. Sevoflurane is used as sole anesthetic agent. Penile block was performed to all patients before surgery. Vital signs, preoperative anxiety scores, time to eye openning, Modified Aldrete scores, emergence agitation scores were recorded. All parents were contacted 24 hours after surgery to evaluate pain, total analgesic consumption at 24 hr, family satisfaction, and any side effects.
RESULTS: Demographic data, preoperative anxiety scores, vital signs, Modified Aldrete scores, operation time, time to eye opening, postoperative pain scores and total analgesic consumption at 24 hr, and parent satisfaction did not differ between groups. Emergence agitation score at 10 min, was significantly lower, when compared to the control group.
CONCLUSION: The findings of this small series of patient population demonstrated that preoperative oral gabapentin did not have any significant effect on postoperative pain scores and total analgesic consumption at 24 hr, but decrased emergence agitation score at 10 min. postoperatively.

2.
Sevofluran, Propofol ve Midazolamın Rokuronyumun Kas Gevşetici Özellikleri Üzerine Etkileri
Effects of Sevoflurane, Propofol and Midazolam on Muscle Relaxant Properties of Rocuronium
Abdul Kadir Yektaş, Sıtkı Nadir Şinikoğlu, Funda Gümüş, Mevlüt Çömlekçi, Kerem Erkalp
doi: 10.5222/JTAICS.2012.071  Sayfalar 71 - 81
AMAÇ: Amacımız; inhalasyon anesteziklerinden sevofluran ve intravenöz anesteziklerden propofol ile midazolamın, rokuronyumun kas gevşetici özellikleri üzerine etkilerini, akseleromyografik yöntem ile değerlendirmektir.
YÖNTEMLER: ASA I-II, 18-65 yaş arası, göğüs ve batın boşluğu dışı operasyon geçirecek 60 olgu, rastgele üç gruba ayrıldı. Gruplara; Sevofluran ve Propofol grubunda, propofol ve remifentanil, Midazolam grubunda, midazolam ve remifentanil ile indüksiyon yapıldı. Anestezi idamesi; Sevofluran grubunda, sevofluran, azotprotoksit ve O2 solutulması ile, Propofol grubunda propofol, remifentanil infüzyonu ve O2 ve hava solutulması ve Midazolam grubunda; midazolam, remifentanil infüzyonu ve O2 ve hava solutulması ile sağlandı. Yüz μg kg-1’lık artan dozlarda rokuronyum verilerek; adductor pollisis kasının nöromüsküler uyarıya verdiği TW cevabı değerlendirildi. TW yanıtı % 95’in üzerinde deprese edilince rokuronyum verilmesi kesildi. Klinik etki süresi, derlenme indeksi ve TOF % 70 süreleri kaydedildi. Probit dönüşüm yöntemi ile rokuronyumun gruplara özel ED50 ve ED95 dozları hesaplandı.
BULGULAR: Sevofluran grubunda; rokuronyumun ED50 ve ED95 değerlerinin; Propofol ve Midazolam grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı azaldığı, Midazolam ve Propofol grupları arasında ise rokuronyumun ED50 ve ED95 değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü. Sevofluran grubunda; klinik etki süresi, derlenme indeksi ve TOF % 70 sürelerinin, Propofol ve Midazolam grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olarak uzadığı görüldü.
SONUÇ: Sevufluran, rokuronyumun nöromüsküler bloker etkisini midazolam ve propofole göre istatistiksel olarak anlamlı arttırdı, midazolam ile propofol arasında ise ölçümler açısından farklılık yoktu.
OBJECTIVE: Our goal is to evaluate the neuromuscular blocking effects of rocuronium with inhalation anesthetic sevoflurane and intravenous anesthetic propofol and midazolam via accelomyographic method.
METHODS: Sixty patients aged 18-65 years undergoing extrathoracic and extraabdominal surgery with ASA I-II were included in the study and randomised into 3 groups. For induction. Propofol and remifentanil were used in Sevoflurane and Propofol groups and midazolam and remifentanil were used in the Midazolam group respectively. Anesthesia maintenance were done with sevoflurane, nitrous oxide and O2 inhalation in the Sevoflurane group, propofol, and remifentanil in the Propofol group and midazolam, and remifentanil infusion in Midazolam group. O2 and air inhalation in Propofol and Midazolam groups. Hundred µg kg-1 increasing doses of rocuronium were infused as the TW response of adductor pollicis muscle created by the neuromuscular stimulus were evaluated. Rocuronium infusion were stopped as soon as the TW response were depressed over % 95. Duration, recovery index and TOF % 70 time were recorded. ED50 and ED95 doses of rocuronium for specific groups were calculated with the Probit transformation method.
RESULTS: In the Sevoflurane group, the ED50 and ED95 values of rocuronium were statistically significantly decreased relative to Propofol and Midazolam groups. In Midazolam and Propofol groups, the ED50 and ED95 values of rocuronium did not differ from each other statistically. In the Sevoflurane group; duration of clinical effectiveness of sevoflurane, recovery index and TOF 70 % time were significantly increased comparing to Propofol and Midazolom groups. Any difference in terms of these parameters did not exist between Propofol, and Midazolam groups.
CONCLUSION: In the sevoflurane group, rocuronium’s neuromuscular blocking effects were significantly increased comparing to midazolam and propofol. Between midazolam and propofol no difference were detected as for measured parameters.

3.
Akut Böbrek Hasarlı Sepsis Olgularında RIFLE Kriterlerinin Mortalite ve Morbiditeye Prognostik Etkisi
Prognostic Effects of RIFLE Criteria on Mortality and Morbidity in Septic Patients with Acute Kidney Injury
Evren Şentürk, Didem Akpir Soydan, Perihan Ergin Özcan, Günseli Orhun, Figen Esen, Nahit Çakar
doi: 10.5222/JTAICS.2012.082  Sayfalar 82 - 90
AMAÇ: Sepsis ve septik şok sıklıkla akut böbrek hasarı (ABH) ile birlikte seyreder ve kombinasyonunda mortalite %60’a kadar yükselebilir. Bu çalışmada kritik hastalarda ve sepsiste böbrek yetersizliğinin risk (R), böbrek hasarı (I), böbrek fonksiyonunda yetersizlik (F), böbrek fonksiyonun kaybı (L) ve son dönem böbrek yetersizliği (E) (RIFLE) sınıflandırmasına göre sağkalımı araştırılmıştır.
YÖNTEMLER: Ocak 2007 ve Aralık 2007 tarihleri arasında üniversite hastanemizin yoğun bakımına alınan 1140 hasta, etik kurul onayı alındıktan sonra retrospektif olarak incelenmiştir. Öncesinde böbrek yetersizliği olan veya böbrek transplantasyonu yapılan hastalar inceleme dışı bırakılmıştır.Böbrek yetersizliği ve sepsis ile ilgili klinik, laboratuvar veriler ve hastaların sağkalımları değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Bin otuz bir hastanın %15,6 (n=161)’sında yoğun bakıma kabulünün ilk 24 saatinde RIFLE sınıflamasına göre ABH saptanmıştır. Hastalar sepsis ile birlikte olanlar % 53.41 (n=86) ve sepsis olmadan ABH olan hastalar % 46,59 (n=75) olmak üzere sınıflandırılmıştır. Yalnızca ABH olan hastalar % 28 mortaliteye sahipken, sepsis ile birlikte olan hastaların mortalitesi % 55,8 olarak izlenmiştir. RIFLE sınıflamasının derecelendirmesi Akut Fizyolojik ve Kronik Sağlık değerlendirmesi (APACHE II) ve sırasıyla organ yetersizliği değerlendirme skoru olan (SOFA) ile korele bulunmuştur.
SONUÇ: RIFLE sınıflaması hastane içi mortalite ve kısa dönem prognoz ile ilgili olarak yoğun bakımdaki sepsisli hastalarda bir öngörü sağlayabilmektedir.
OBJECTIVE: Sepsis and septic shock are often complicated by acute kidney injury (ABH), and the mortality rates can be as high as 60 % in their combination. This study investigates the outcomes of critically ill and septic patients, and elucidates the association between prognosis and risk of renal failure (R), injury to the kidney (I), failure of the renal function (F), loss of kidney function (L), and end-stage renal failure (E) (RIFLE) classification.
METHODS: After the approval of ethics committee 1140 patients admitted in our University hospital ICU from January 2007 until December 2007, were retrospectively evaluated. Patients with renal failure or renal transplants were excluded. Clinical, and laboratory parameters related to renal failure, sepsis and survival rates of the patients were evaluated.
RESULTS: Among 1031 patients, 15.6 % (n=161) have ABH according to RIFLE classification in the first 24 hours. Patients were classified as those with sepsis 53.41 % (n=86) and without sepsis-ABH 46.59 % (n=75). Although patients with only ABH had a mortality rate of 28 %, patients that have sepsis and ABH; had a mortality rate of 55.8 %. The severity of the disease according to RIFLE classification correlated with Acute Physiology and Chronic Health Evaluation (APACHE II) and sequential organ failure assessment scores.
CONCLUSION: These findings are consistent with a role for RIFLE classification in accurately predicting in-hospital mortality and short-term prognosis in ICU patients with sepsis.

4.
Deneysel Hayvan Modelinde Bupivakain, Levobupivakain ve Ropivakainin Toksik Dozlarının Kardiyovasküler Sistem Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparison of the Effects of the Toxic Dosages of Bupivacaine, Levobupivacaine and Ropivacaine on Cardiovascular System in Experimental Animal Model
Özlem Baştutcu Saka, Canan Balcı, Remziye Gül Savacı
doi: 10.5222/JTAICS.2012.091  Sayfalar 91 - 98
AMAÇ: Bu çalışmamızda; bupivakain, levobupivakain ve ropivakainin intravenöz uygulanması sonucu, her bir ilacın ortaya çıkan kardiyotoksik etkilerini ve kardiyotoksisiteye neden olan toksik dozlarını karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışma grubu ağırlıkları 20-25 kg arasında olan 18 erişkin erkek denek 3 eşit gruba bölünerek çalışmaya dahil edildi. Gruplar bupivakain (Grup B), levobupivakain (Grup L) ve ropivakain (Grup R) olarak belirlendi. Deneklerin elektrokardiyografisi (EKG) mönitörizasyonu yapıldı. Her grup için belirlenen lokal anestezikler deneklere intravenöz (İV) uygulanmaya başlandı. EKG değişiklikleri tespit edildiğinde infüzyon durduruldu ve gruplar için toplam ilaç toksik etki dozları hesaplandı.
BULGULAR: Grup B için üçüncü dk.’dan sonra 3.-4. dk. periyodunda deneklerde EKG değişiklikleri tespit edildi ve bu sürede bupivakain toksik dozu (etki dozu) 121,83±2,22 mg olarak hesaplandı. Grup L için üçüncü dk.’dan sonra 3.-4. dk. periyodunda deneklerde EKG değişiklikleri tespit edildi ve bu sürede levobupivakain toksik dozu (etki dozu) 135.83±8.01 mg olarak hasaplandı. Grup R için 5. dk.’dan sonra 5.-6. dk. periyodunda deneklerde EKG değişiklikleri tespit edildi ve bu sürede ropivakain toksik dozu (etki dozu) 205,00±5,47 mg olarak hasaplandı. Grupların toksik etki dozları kendi aralarında istatistiksel olarak karşılaştırıldığında; Grup R’nin toksik etki dozu, grup L’den ve grup B’den anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,01). Grup L’nin toksik etki dozu, grup B’den istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,01).
SONUÇ: Kardiyak sistem üzerine etkileri açısından bakıldığında, ropivakain, levobupivakain ve bupivakainden, levobupivakainin ise bupivakainden daha güvenli olarak görülmektedir.
OBJECTIVE: In this study, following the administration of bupivacaine, levobupivacaine and ropivacaine, we aimed to compare the cardiotoxic dosages and cardiotoxic effects of each agent.
METHODS: Eighteen adult dogs each weighing 20-25 kg were randomly divided into three equally distributed groups. Bupivacaine (Group B), levobupivacaine (Group L), ropivacaine (Group R) were chosen as local anesthetics. Anesthesia was achieved by administering of 100 mg ketamine and 5 mg midazolam before the study and intravenous catheter was placed. Electrocardiographic (ECG) monitorizations were performed. Local anesthetics were infused in each group. When ECG changed, drug administration was stopped and total effective toxic dosages for each group were identified.
RESULTS: ECG changes between 3. and 4. minutes post-injection were determined in the bupivacaine group and cardiotoxic dosage of bupivacaine was calculated as 121.83±2.22 mg. ECG changes between 3. and 4. minutes post-injection were determined in the levobupivacaine group and cardiotoxic dosage for levobupivacaine was calculated as 135.83±8.01 mg. ECG changes between 5. and 6. minutes post-injection were determined in the ropivacaine group and cardiotoxic dosage of ropivacaine was calculated as 205.00±5.47mg. The effective toxic dosage of Group R was found statistically significantly higher than Group B and Group L (p<0.01). In Group L cardiotoxic dose was found significantly higher than Group B (p<0.01).
CONCLUSION: In conclusion, when the cardiac effects of the evaluated drugs were considered; levobupivacaine and ropivacaine were more reliable than bupivacaine, and ropivacaine was more reliable than levobupivacaine.

OLGU SUNUMU
5.
İskemik Karaciğer Hasarı Olgusunda Üst ve Alt Ekstremite Cerrahisi için Uygulanan Kombine Spinal Epidural Anestezi ve Aksiller Blok
Combined Spinal Epidural Anaesthesia and Axillary Block for Upper and Lower Extremities Surgery in a Patient with Ischemic Liver Injury
Yonca Yanlı, Taner Tunca, Nurten Bakan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.099  Sayfalar 99 - 102
İskemik karaciğer hasarı, hepatik oksijen sunumu ve gereksinimi arasındaki dengesizlik sonucu ortaya çıkan akut bir karaciğer hasarı durumudur. Bu hastaların anestezisindeki amaç, karaciğere en az zarar verecek anestezi yöntemini uygulamaktır. Bunun için genel anestezinin yanı sıra rejyonal teknikler de kullanılabilir. Biz de iskemik karaciğer hasarı gelişen ve bir hafta içinde iki kere ameliyat edilen hastamızda, alt ve üst ekstremite kırıklarının tamirinde, kombine spinal epidural anestezi (KSEA) ve aksiller blok tekniğini aynı seansta uyguladığımız anestezi tecrübemizi paylaşmayı amaçladık.
Ischemic liver injury is an acute liver damage due to an imbalance between hepatic oxygen supply and demand.In these patients, the aim is to perform safe anaesthesia technique for the liver. In addition to general anaesthesia, regional anaesthesia can be performed. In this article our goal was to evaluate our anaesthesia experience in a patient who developed ischemic liver injury, and underwent surgical operations two times in a week for his upper and lower extremities we preferred combined spinal epidural anaesthesia and axillary block technique in this operation.

6.
Anesteziden Uyanmanın Gecikmesi
Delayed awakening from anesthesia
Tuğhan Utku, Yusuf Tunalı, Eren Fatma Akçıl, Özlem Korkmaz Dilmen, Egemen Eken
doi: 10.5222/JTAICS.2012.103  Sayfalar 103 - 107
Yirmi dokuz yasında erkek hastaya genel anestezi altında sol kol çoklu tendon transferi uygulanmış ve postoperatif analjezi amacıyla interskalen blok yapılmıştır. Hasta anesteziden geç uyanmıştır. Bu sunuda, anestezi sonrası uyanmada gecikme nedenleri ve tedavi yöntemleri incelenmiştir.
A 29 year- old man was operated under general anesthesia for multipl tendon transfers in the antecubital fossa. Interscalene block was performed to provide postoperative analgesia. The patient’s awakening from anesthesia was delayed. Reasons for the delay of awakening from anesthesia and the treatment were discussed in this report.

7.
Jüvenil Hiyalin Fibromatozisli Hastada Anestezi Yaklaşımı
Anesthetic Management in Juvenile Hyaline Fibromatosis: Case Report
Şaban Yalçın, Harun Aydoğan, Halil Nacar, Mahmut Alp Karahan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.108  Sayfalar 108 - 113
Jüvenil hiyalin fibromatozis (JHF) yaşamın erken dönemlerinde tüm vücutta yavaş büyüyen nodüller ile karakterize otozomal resesif geçişli kalıtsal bir hastalıktır. Yumuşak dokularda anormal doku artışı, eklem hareket kısıtlılığı ve eşlik eden diğer sistem patolojileri nedeniyle hava yolu ile ilgili sorunlar yaşanabilecek bu hastalarda, operasyonda önemli kan kaybı olabilmektedir. Operasyon sonrası olası solunum yetersizliği nedeniyle yoğun bakım gereksinimi olabileceği düşünülerek gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Bu olgu sunumunda 7 yaşında JHF’li hastada anestezi yaklaşımlarının tartışılması amaçlandı.
Juvenile hyaline fibromatosis (JHF) is an autosomal recessive congenital disorder characterized by slow-growing nodules on the body in the early stages of life. Abnormal tissue growth in soft tissues, limited joint mobility, and other system abnormalities may lead to airway problems in these patients and also massive blood loss during operation might occur. Preparations should be made in the intensive care unit due to potential respiratory failure after the operation. In this case report, we aimed to discuss the anesthetic management modalities in a 7 year- old JHF patient.

EDITÖRE MEKTUP
8.
Kraniyotomi Sonrası Radoterapi Ve Kemoterapi Almış Beyin Tümörü Hastasında Gecikmiş Gebelik Teşhisi
Delayed Pregnancy Diagnosis in A Patient Underwent Radiotherapy and Chemotherapy After Craniotomy
Berrin Günaydın, Cahit Cenksoy, Mesut Öktem, Demet Coşkun
doi: 10.5222/JTAICS.2012.114  Sayfalar 114 - 115
Hastalara iyi niyetle bir an önce tanı koymak ve tedavi etmek isteği sonucunda gebe olduğu bilinmeden beyin tümörü nedeniyle cerrahi tedavi ve radyoterapi-kemoterapi yapılmış bir olguyu sunmak istedik.

9.
Faktör XI Eksikliği ve Sezaryen Anestezisi
Factor XI Deficiency and Anesthesia for Cesarean Section: Letter to Editor
Aytaç Yücel, Erdinç Koca
doi: 10.5222/JTAICS.2012.116  Sayfalar 116 - 118

Faktör XI (FXI) eksikliği ender görülen bir hematolojik bozukluktur. Her iki cinsiyette de görülmekle birlikte, genellikle asemptomatiktir ve kendisini postoperatif kanama ile gösterir.(1) Otozomal resesif geçişli bir bozukluk olup, homozigot veya çift heterozigot ender olarak da heterozigot şekilde görülebilir.(2) FXI eksikliği daha önceleri “hemofili C” olarak adlandırılmakta iken, günümüzde bu terim kullanılmamaktadır.(1) FXI plazma düzeyinin % 15’ten az olması kanamaya eğilimi artırır fakat plazma düzeyi ile kanamanın şiddeti arasında herhangi bir ilişki yoktur.(3)

Obstetrik anestezistler doğum veya cerrahi operasyon sırasında bir veya daha fazla pıhtılaşma faktörleri eksikliği olan gebelere anestezi vermek zorunda kalabilir. Bu nedenle bu tür hastaların perioperatif dönemde hemotolojik ve hemodinamik açıdan sıkı takip edilmesi önemlidir. Bu mektupta, FXI eksikliği önceden bilinen 36 haftalık gebede anestezi güvenliği açısından yapılması gereken işlemler ile FXI eksikliğinin etiyopatogenezi ve tedavisinden söz edilecektir.