Turk J Anaesthesiol Reanim: 40 (1)
Cilt: 40  Sayı: 1 - Şubat 2012
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Gebenin, Gebeliği ile İlgili Olmayan Cerrahi Girişimlerinde Anestezi Yönetimi
Anesthetic Management for non-obstetric surgery during pregnancy
Berrin Günaydın
doi: 10.5222/JTAICS.2012.001  Sayfalar 1 - 10 (6461 kere görüntülendi)
Hamileliğe bağlı olmayan nedenlerle yapılan ameliyatlar için anestezi yönetiminin genel prensipleri sunulmuştur. Ayrıca gebelikte laparoskopik cerrahi ile cerrahi gerektiren meme kanseri gibi spesifik durumlar için anestezide anahtar noktalar belirtilmiş ve yeniden gözden geçirilmiştir.
General principles of the anesthetic management for the operations non-related to pregnancy have been presented. Additionally key points for specific conditions like laparoscopic surgery and breast cancer requiring surgery during pregnancy have been also addressed and revisited.

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Anestezi İndüksiyon ve İdamesinde Kullanılan Farklı Oksijen Konsantrasyonlarının Akciğerdeki Gaz Değişimine Etkisi
The Effect of Different Oxygen Concentrations Used for the Induction and Maintenance of Anesthesia on Gas Exchange in the Lungs
Fatoş Korkulu, Hale Yarkan Uysal, Hakan Volkan Acar, Solmaz Eruyar, Bayazit Dikmen
doi: 10.5222/JTAICS.2012.011  Sayfalar 11 - 19 (2245 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmada, atelektazi açısından risk taşıyan laparoskopik kolesistektomi ameliyatlarında, anestezi indüksiyonunda ve idamesinde kullanılan farklı oksijen konsantrasyonlarının, akciğerdeki gaz değişimine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: 19 – 76 yaş arasında, elektif laparoskopik kolesistektomi ameliyatı geçirecek 75 hasta, hastane etik kurul raporu ve yazılı onam formları alındıktan sonra 3 gruba randomize olarak ayrıldı. Preoksijenizasyon, düşük FiO2 kullanılan gruplarda %80 O2 ile, yüksek FiO2 kullanılan grupta %100 O2 ile uygulandı. Indüksiyon sonrası genel anestezi sırasında Grup A’daki hastalar hava + 0,4 FiO2, Grup N’dekiler N2O + 0,4 FiO2, Grup O’daki hastalar ise 1,0 FiO2, ile ventile edildi. Hastaların preoksijenizasyon öncesi 0. dakikada, CO2 insüflasyonundan sonraki 30. dakikada, ASBܒda ve operasyon bitiminden sonra 24. saatte kan gazları alındı. Bu zamanlarda PaO2/FiO2 değerleri ve P(A-a) O2 değerleri hesaplanarak akciğerdeki gaz değişimleri değerlendirildi.
BULGULAR: Grup A’da, pnömoperitonyumun 30.dk’sında, ASBܒde ve postoperatif 24. saatte PaO2/FiO2 oranında bazale göre belirgin fark gözlenmezken, Grup O ve Grup N’de özellikle pnömoperitonyumun 30.dk’sında, PaO2/FiO2 oranının bazale göre belirgin olarak kötüleştiği görüldü (p<0,05). Bazal hariç bakılan bütün zamanlarda; en yüksek PaO2/FiO2 oranlarına Grup A’da ulaşıldı (p<0,05). P(A-a)O2, Grup A’da ve Grup N’de bazale göre değişiklik göstermezken, Grup O’da 24. saat değeri bazaldeki değerden anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0,05).
SONUÇ: %100 O2 ve N2O içinde O2 laparoskopik cerrahilerde akciğerdeki gaz değişimini bozarak atelektaziye eğilimi artırırken, hava + 0,4 FiO2 kullanımının atelektazi gelişimi yönünde hastalara olumsuz etkisi olmamıştır.
OBJECTIVE: In this study, we aimed to investigate the effects of different oxygen concentrations used in induction and maintanence of anesthesia on pulmonary gas exchange in laparoscopic cholecystectomy which entertain the risk of atelectasis.
METHODS: After the approval of Ethics Committee of the Institution and informed written consent forms were obtained, 75 patients undergoing elective laparoscopic cholecystectomy aged between 19 to 76 years, were randomized into 3 groups. Preoxygenation was performed with 80 % O2 to low FiO2 groups (Groups A and N) and 100 % O2 to high FiO2 group (Group O) for 3 minutes. After induction and maintenance of anesthesia, patients in Group A ventilated with air + 0,4 FiO2, Group N with N2O + FiO2 0,4, and Group O with 1 FiO2. Patients’ blood gas samples were collected before preoxygenation, 30 minutes after CO2 insufflation, at PACU and 24 hours after the end of surgery. At the same time intervals, PaO2/FiO2 and P(A-a) O2 values were calculated to evaluate the gas exchange in lungs.
RESULTS: Baseline PaO2/FiO2 ratios of patients ventilated with air+FiO2 0,4 were not different when compared with those obtained at 30th min of pneumoperitoneum, PACU, and postoperative 24th hours, respectively. PaO2/FiO2 ratios of Groups O and N were significantly worsened especially at the 30th min of pneumoperitoneum when compared with the baseline values. Except for the baseline, the highest PaO2/FiO2 ratios were achieved with 0,4 FiO2 in air at all estimated time intervals (p<0,05) P(A-a) O2 was not significantly different from the baseline value in Groups A and N, whereas in Group O, 24th hour-value was significantly higher than the baseline value (p<0,05).
CONCLUSION: Administration of 100 % O2 and N2O + O2 worsened gas exchange and increased tendency to atelectasis in laparoscopic surgeries, instead, the use of air + 0,4 FiO2 mixture did not exert a negative impact on the development of atelectasis.

3.
İnterskalen Brakiyal Pleksus Blok Uygulamalarında % 0.25 Bupivakain ve Levobupivakain Klinik Özellikleri
The Clinical Properties of 0.25% Bupivacaine and Levobupivacaine during Interscalene Brachial Plexus Blocks
H Evren Eker, Ayda Türköz, Aysu İnan Koçum, Oya Yalçın Çok, Sercan Akpınar, Gülnaz Arslan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.020  Sayfalar 20 - 26 (1478 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bupivakain ve levobupivakain arasındaki farklılık düşük konsantrasyonlarda uygulanan rejyonel blok teknikleri sırasında potansiyel olarak gösterilebilir. Bu çalışmada, % 0.25 bupivakain ve levobupivakain ile interskalen brakiyal blok (İSB) özelliklerinin ortaya konması amacıyla dermatomal duysal blok ve motor blok başlangıç süreleri ile blok sürelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Omuz cerrahisi nedeniyle İSB uygulanacak ASA I-III grubu 64 hasta prospektif, çift kör planlanan çalışmaya dahil edildi. Randomize edilen hastalara İSB 40 mL % 0.25 bupivakain (Grup B, n=32) veya % 0.25 levobupivakain (Grup L, n=32) ile uygulandı. Sensoryal blok C4-T1 dermatomlarında pinpirik testle, motor fonksiyon Bromage skala ile değerlendirildi. Sensoryal ve motor blok başlama süreleri, ağrı skorları, sensoryal ve motor blok derlenme süreleri kaydedildi.
BULGULAR: Hasta özellikleri gruplar arasında benzerdi. Grup L’de tüm dermatomlarda sensoryal blok ortalama başlama süreleri daha hızlıydı (Grup B’de 7,13±4,57 dk. ve Grup L’de 4,03±2,37 dk.) (p=0,002). Tüm dermatomlarda sensoryal blok ve motor blok başlama zamanı, sensoryal ve motor blok süreleri her iki grupta benzerdi.
SONUÇ: 40 mL % 0.25 konsantrasyonda levobupivakain ile İSB uygulamaları her bir dermatomda sensoryal blok başlama sürelerinin daha kısa olması nedeniyle bupivakain uygulamasına göre klinik avantaj sağlamaktadır.
OBJECTIVE: The difference between bupivacaine and levobupivacaine would potentially be created during regional block techniques at low concentrations. In this study we aimed to compare the interscalene brachial block (ISB) properties of 0.25 % bupivacaine and levobupivacaine by comparing the dermatomal sensorial and motor block onset time and durations.
METHODS: ASA I-III, 64 patients who will receive ISB application because of shoulder surgery were included in this prospective double-blind study. Patients were randomly assigned to receive ISB with either 40 mL 0.25 % bupivacaine (Group B, n=32) or 0.25 % levobupivacaine (Group L, n=32). Sensory block was assessed with pinprick test applied on C4 to T1 dermatomes and motor function was assessed by Bromage scale. The time of onset of sensory and motor blocks, time to recovery from sensorial and motor blocks, and pain scores were recorded.
RESULTS: Patient characteristics were similar between groups. The mean onset time of sensory block in all dermatomes was significantly faster in Group L (7.13±4.57 min in Group B and 4.03±2.37 min in Group L) (p=0.002). The time to onset of sensory and motor block in all dermatomes, duration of sensory and motor blocks were comparable between groups.
CONCLUSION: Application of ISB with 40 mL 0.25 % concentration of levobupivacaine provides clinical advantage over bupivacaine with shorter time to onset of sensorial blockade in each dermatome.

4.
Servikal Disk Hernisi Ameliyatı Geçirecek Erişkin Hastalarda Macintosh ve Truview EVO2 Laringoskop Kullanımının Karşılaştırılması
Comparison of Macintosh and Truview EVO2 laryngoscope usage in adult patients who undergoing cervical disc surgery
Özlem Korkmaz Dilmen, Ayşe Çiğdem Tütüncü, Eren Fatma Akçıl, Tuğhan Utku, Güner Kaya, Ercüment Yentür, Hayriye Vehid, Yusuf Tunalı
doi: 10.5222/JTAICS.2012.027  Sayfalar 27 - 32 (2223 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, servikal kolar ile boyun hareketleri kısıtlanan servikal disk hernisi ameliyatı geçirecek erişkin hastalarda entübasyon sırasında Macintosh ve Truview EVO2 laringoskopların etkinliğini karşılaştırmaktır.
YÖNTEMLER: Etik kurul onayı ve imzalı hasta onamı alındıktan sonra ASA I-II-III sınıfından servikal disk hernisi ameliyatı geçirecek 80 hasta rasgele 2 gruba ayrıldı. Servikal kolar takılıp ya Truview EVO2 ya da Macintosh laringoskopla entübe edildi. Hastaların tiromental mesafe, Wilson, Mallampati ve Cormack Lehane skorları, entübasyon süresi, entübasyonun kaçıncı denemede gerçekleştirildiği, entübasyondan sonra diş, dudak yaralanması ve başarısız entübasyon olup olmadığı kaydedildi.
BULGULAR: Truview EVO2 grubunda Cormack Lehane skoru Macintosh grubuna göre anlamlı düzeyde azken (p<0.00001), entübasyon süresi ve entübasyon için tekrarlanan laringoskopi sayısı anlamlı olarak fazlaydı (sırasıyla p<0.001 ve p<0.01). Truview EVO2 laringoskopla entübe edilemeyen iki hastanın servikal koları çıkarılıp Macintosh laringoskopla entübe edildi.
SONUÇ: Servikal immobilizasyonu olan hastalarda Truview EVO2 laringoskop vokal kord ve glottisin daha iyi görünmesini sağlasa da, entübasyon işlemini kolaylaştırmadığından Macintosh laringoskopun alternatifi değildir.
OBJECTIVE: The aim of this study is to compare the effectiveness of the Macintosh and Truview EVO2 laryngoscope during intubation in adult patients undergoing cervical disc surgery with neck immobilization using cervical collar.
METHODS: After obtaining the approval of the ethics committee, and written informed consent of the patients, 80 ASA I, II, III patients who would undergo cervical disc surgery were allocated randomly into two groups. After cervical collar placement, patients were intubated either Truview EVO2 or Macintosh laryngoscopes. Patients’ thyromental distance, Wilson, Mallampati and Cormack Lehane scores, duration of intubations, the number of intubation attempts, unsuccessful intubations, dental and lip injuries were noted.
RESULTS: While the Cormack Lehane scores were significantly lower (p<0.00001), duration of intubations and the number of intubation attempts were significantly higher in Truview EVO2 group (respectively, p<0.001 ve p<0.01). Two patients were not intubated by Truwiev laryngoscope, therefore cervical collar was removed and intubation was performed by Macintosh laryngoscope.
CONCLUSION: Although Truview EVO2 laryngoscope provides a better view of vocal cords and glottis, since it does not facilitate intubation process, Truview EVO2 is not an alternative to Macintosh laryngoscope in cervical immobilized patients.

5.
Fentanile bağlı öksürük insidansı ve injeksiyon hızının etkisi
Incidence of fentanyl-induced coughing and effect of injection velocity
Zeynep Nur Akçaboy, Erkan Yavuz Akçaboy, Ruslan Abdulleyev, Nermin Göğüş
doi: 10.5222/JTAICS.2012.033  Sayfalar 33 - 39 (1699 kere görüntülendi)
AMAÇ: : Fentanil, indüksiyon öncesi sıklıkla kullanılan bir ajandır ve zaman zaman öksürüğe neden olduğu bilinmektedir. Fentanile bağlı öksürük konusunda mevcut literatürde büyük farklılıklar bulunmasının yanı sıra yapılmış klinik çalışmalar da birbirleriyle çelişmektedir. Çalışmamızın amacı, indüksiyon öncesi kullanılan 2 µg/kg dozda fentanilin farklı injeksiyon hızlarının Türk halkında oluşturduğu fentanile bağlı öksürüğün insidansını ve şiddetini belirlemekti.
YÖNTEMLER: Lokal etik kuruk kararı ve hastalardan yazılı onamları alındıktan sonra elektif cerrahiye girecek ASA I-III 210 hasta bu randomize plasebo kontrollü çalışmaya alındı. Bronşial astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, üst solunum yolu infeksiyonu olanlar ile sigara içenler ve son 2 hafta içinde anjiotensin dönüştürücü enzim inhibitörü almış olanlar çalışma dışı bırakıldı. Hastalara cerrahi öncesi premedikasyon uygulanmadı. Hastalara 2 µg/kg fentanil 2 sn, 20 sn veya aynı volümde % 0.9 NaCl 2 sn’de injekte edildi ve gruplar sırasıyla I, II ve III olarak belirlendi. Injeksiyonlar tamamlandıktan sonra oluşan öksürüklerin başlama zamanı ve şiddeti 1 dk. süreyle bağımsız bir gözlemci tarafından kaydedildi. Öksürüğün şiddeti öksürük sayılarına göre derecelendirildi: Hafif (1-2), orta (3-5), şiddetli (5’ten fazla). İstatiksel analiz ki kare ve bağımsız gruplarda t testi kullanılarak yapıldı ve p<0,05 istastiksel olarak anlamlı olarak kabul edildi.
BULGULAR: Öksürüğün ortalama başlangıç süresi 21±7.71 oldu. Öksürük insidansları grup I, II, III’de sırasıyla % 11.4, % 8.6, % 0 olarak gerçekleşti.
SONUÇ: : Çalışmamıza katılan hastalarda fentanile bağlı öksürük oranı ortalama % 10 oldu ve bu sonuç ile Avrupa ve Uzak Doğu-Asya halklarının arasında bir yer aldı.
OBJECTIVE: Fentanyl is commonly used as a pre-induction adjunct, but can sometimes elicit cough. The existing literature about the incidence of fentanyl-induced cough (FIC) is extremely diverse and the results of clinical trials are conflicting. The purpose of our study was to investigate the effects of intravenous pre-induction doses (2 µg/kg) of fentanyl given with different injection velocities on the incidence and severity of FIC in Turkish population.
METHODS: Following local ethical approval and obtaining written informed consents of the patients, 210 ASA I-III, 18-75 year- old patients undergoing general anesthesia for elective surgery were enrolled into this randomized placebo- controlled study. The exclusion criteria included, history of bronchial asthma or chronic obstructive lung disease, upper respiratory tract infection, smoking, and angiotensin converting enzyme inhibitor use. No premedication was used before surgery. Patients received either 2 µg/kg fentanyl injected over 2 sec, 20 sec or the same volume saline placebo (NaCl % 0.9) injected over 2 sec in Groups I, II, and III respectively. After completion of injections, the onset time and intensity of coughing was recorded by a blinded observer for 1 minutes. Severity of coughing was graded based on the number of coughs as mild (1-2), moderate (3-5), severe (≥5). Statistical analyses were performed with chi- square and independent sample t tests. P<0,05 was regarded as statistically significant.
RESULTS: The mean onset time of coughing was 21±7,71 seconds after the injections. The frequencies of coughing were 11.4 %, 8.6 %, 0 % in Groups I,II, and III respectively.
CONCLUSION: According to our study, the mean incidence of coughing in the study participants after 2 µg/kg intravenous fentanyl was 10 % which is in-between European and Far East-Asiatic populations.


OLGU SUNUMU
6.
Endotrakeal aspirasyona bağlı olarak gelişen trakeal yaralanma
Tracheal injury secondary to endotracheal suctioing: a case report
Sema Turan, İhsan Ayık, Bülent Yamak, Selçuk Yavuz, Şerife Bektaş, Seyhan Yağar, Özcan Erdemli
doi: 10.5222/JTAICS.2012.040  Sayfalar 40 - 46 (2550 kere görüntülendi)
Bu makalede endotrakeal aspirasyona bağlı trakeobronşiyal mukoza hasarı gelişen bir hasta ve yoğun bakımlardaki güvenli aspirasyon protokolleri tartışıldı.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan ve koroner arter baypas cerrahisi geçiren 70 yaşındaki hastaya solunum yetmezliği nedeniyle mekanik ventilasyon uygulanmakta idi. Entübasyonun 15. gününde perkütan trakeostomi açıldı ve fleksibl bronkoskopi yapıldı. Trakeal kanülün ucundan karinaya kadar olan mukozada yaygın kanama odakları ve karina üzerinde endobronşiyal aspirasyon kataterine bağlı travma sonucunda olduğu düşünülen mukozal hasar gözlendi. Aspirasyon protokolünün değiştirilmesinden 1 hafta sonra mukozal hasarın durumu bronkoskopi ile yine değerlendirildi ve belirgin iyileşmenin olduğu gözlendi.
Sonuç olarak, endotrakeal aspirasyon işlemi hava yolu açıklığını sağlamak için gerekli, ancak çok da masum olmayan bir uygulamadır. Uygulayıcıların aspirasyon işleminin yaratabileceği mukozal hasar konusunda bilgilendirilmesi ve kliniklerin aspirasyon protokolleri oluşturması gerektiğini düşünmekteyiz.
A patient with tracheobronchial mucosal injury secondary to tracheal suctioning, and safe suctioning protocols for ICUs have been discussed.
A 70-year old patient with chronic obstructive pulmonary disease was on mechanical ventilation due to pulmonary insufficiency after coronary artery bypass grafting. On the 15th day of intubation, percutaneous tracheostomy was performed, and tracheobronchial tree was evaluated with flexible bronchoscope. Diffuse bleeding areas on tracheal mucosa extending to carina and mucosal injury located in the carina, seems to be related to tracheal suctioning catheter were observed. One week after modification of the aspiration protocol, mucosal injury reevaluated with bronchoscope, and significant recovery was observed.
In conclusion, endotracheal suctioning is necessary to prevent air way obstruction, but it is not a totally innocent procedure. It is decided that, specialists should be informed about suctioning related tracheal mucosal injury, and clinics should formulate endotracheal suctioning protocols.

7.
Kılavuz Tel Yerleştirilirken Gelişen Bir Kardiyak Arrest Ritm: Torsades de Pointes
Cardiac Arrest Ritm Occurance During Guide-wire Insertion: Torsades de Pointes
H Evren Eker, Şule Akın, Oya Yalçın Çok, Anış Arıboğan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.047  Sayfalar 47 - 51 (1538 kere görüntülendi)
Santral venöz kateterizasyon sırasında kılavuz tel ucunun atriyum ya da ventrikül duvarına değmesiyle supraventriküler aritmiler veya ventriküler ekstrasistoller gelişebilir. Kılavuz telin geri çekilmesi ile ritm düzelebilirken kateterizasyon sırasında tetiklenen aritmiler resüsitasyon gerektirebilir. Bu olguda, kateterizasyona bağlı gelişen “torsades de pointes” ritminin başarılı resüsitasyonu ile ilgili deneyimimizin sunulmaktadır.
Supraventricular arrhythmias and ventricular extrasystoles might occur as a result of guide-wire tip contact to atrial or ventricular wall during central venous catheterization. The rhythm might recover by drawing back the guide-wire whereas arrhythmias triggered during catheterization would require resuscitation. In this report, we present our experience with successful resuscitation of torsades de pointes rhythm occurred due to catheterization.

8.
Süperior vena kava sendromu olan gebede epidural anestezi
Epidural anesthesia for a parturient with superior vena cava syndrome
Serhan Yurtlu, Sedat Hakimoğlu, Volkan Hancı, Hilal Ayoğlu, Gülay Erdoğan, Işıl Özkoçak
doi: 10.5222/JTAICS.2012.052  Sayfalar 52 - 57 (1603 kere görüntülendi)
Süperior vena kava sendromu (SVKS) semptomatik kardiyovasküler, solunumsal ve nörolojik patofizyolojisinden dolayı anestezi açısından karmaşık bir durumdur. İntratorasik kitlenin varlığında kalbe azalmış venöz dönüş, pozitif basınçlı ventilasyonun olası negatif etkileri ile birlikte durumu daha da karmaşık hale getirir. Eğer sendrom hamilelik sırasında görülürse inferior vena kava üzerinde de mevcut olan uterus basıncının etkisiyle durum daha da kötüleşir. Bu olgu sunumunda SVKS ve endobronşiyal tümörü olan bir gebede anestezi yönetimimizi sunmayı amaçladık.
Superior vena cava syndrome (SVCS) is an anesthetic challenge because of its symptomatic cardiovascular, respiratory and neurologic pathophysiology. Decreased venous return to the heart, potential negative outcome of positive pressure ventilation in the presence of an intrathoracic mass complicate the anesthetic management. If this syndrome develops during pregnancy, this condition becomes more dreadful because of already existing pressure on inferior vena cava by gravid uterus. In this case report, we aimed to present anesthetic management of a parturient with SVCS and endobronchial tumour.

9.
Aynı Hastada İki Kez Lokal Anestezik Toksisitesine Bağlı Konvülziyon Gelişmesi
Two Convulsions Caused by Local Anesthesic Toxicity in The Same Patient: A Case Report
Coşkun Araz, Aynur Camkıran, Selim Candan, Gülnaz Arslan
doi: 10.5222/JTAICS.2012.058  Sayfalar 58 - 62 (1567 kere görüntülendi)
Ekstremite cerrahilerinde çok çeşitli lokal anestezik ilaçlar ve bölgesel anestezi yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ender olarak da olsa, uygulanan blok tekniğine veya lokal anestezik maddeye ilişkin minimal veya ciddi, hatta yaşamı tehdit edebilen komplikasyonlarla karşılaşabilmekteyiz. Bu olgu sunumunda, aynı hastada ayrı zamanlarda, farklı blok uygulamaları sırasında iki kez karşılaştığımız ve müdahale ile düzelen konvülziyon durumunu sunmaktayız.
Different regional anesthetic techniques and several local anesthetics have been widely used for extremity surgeries. We may occasionally encounter some complications due to block technique or local anesthetics ranging from minimal to serious, even fatal outcomes. In this case, we report two incidents of convulsive attacks caused by two different types of regional blocks in the same patient at separate occasions which were alleviated with pharmacotherapy.