Turk J Anaesthesiol Reanim: 39 (6)
Cilt: 39  Sayı: 6 - Aralık 2011
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Propofol ile Propofol Lipuronun Enjeksiyon Ağrısı ve Hemodinamik Yanıt Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması.
A Comparison of the Effects of Propofol and Propofol-Lipuro on Injection Pain and Hemodynamic Response.
Türksan Antike, Tülay Hoşten, Dilek Özdamar, Kamil Toker
doi: 10.5222/JTAICS.2011.286  Sayfalar 286 - 291
AMAÇ:
Propofol, anestezi indüksiyonu, idamesi ve sedasyonda sık kullanılan bir anestezik ajandır. En önemli yan etkisi enjeksiyon ağrısı ve hemodinamik yan etkileridir. Yeni bir formul olan propofol lipuro ile enjeksiyon ağrısının azaldığı belirtilmektedir. Çalışmamızda subanestezik dozda propofol ile propofol lipuronun enjeksiyon ağrısı ve hemodinamik yanıt üzerine etkileri karşılaştırılmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya dahil edilen 150 hastanın yarısına 2 mL % 1 propofol (Grup P) diğer yarısına da 2 mL % 1 propofol lipuro (Grup PL) 1mL sn-1 hızında verildi. Beşinci sn’de ağrı skorları ve hemodinamik bulgular kaydedildi.
BULGULAR: Grup P’deki hastaların hepsi enjeksiyon ağrısı duyarken, Grup PL’de 17 hasta (% 22,7) hiç ağrı duymadı. Şiddetli ağrı duyan hasta sayısı Grup P’de 44 (% 58,7), Grup PL’de ise 20 (% 26,7) idi (p=0.001). Hemodinamik yanıt her iki grupta benzerdi.
SONUÇ: Propofol lipuro, daha az enjeksiyon ağrısına neden olması nedeniyle propofole tercih edilebilir.
OBJECTIVE: Propofol is an anesthetic agent used frequently for the induction and maintenance of anesthesia, and sedation as well. Its most important side effects are injection pain, and hemodynamic side-effects. There are reports stating that with a new formula (Propofol-Lipuro) injection pain is reduced. In our study the effects of sub-anesthetic dose of propofol and Propofol-Lipuro on injection pain and hemodynamic response have been compared.
METHODS: To 75 patients included in the study, 2 mL 1 % propofol (Group P), and to another 75 cases 2 mL 1 % Propofol-Lipuro (Group PL) were administered at a rate of 1 mL s-1. Pain scores and hemodynamic findings at the postinjection 5th secs were recorded.
RESULTS: While all the patients in Group P felt injection pain, 17 patients in Group PL (22.7 %) did not feel any pain at all (p<0.05). Severe pain was felt by 44 (58.7 %) in patients Group P, and only 20 cases (26.7 %) in Group PL (p<0.05). Hemodynamic response was similar in both groups.
CONCLUSION: Propofol-Lipuro can be preferred over propofol due to its milder injection pain.

2.
Monitörize Anestezi Bakımında Deksmedetomidin ile Midazolam/Remifentanil Kombinasyonunun Karşılaştırılması
Comparison of Dexmedetomidine versus Midazolam/Remifentanil Combination for Monitorized Anaesthesia Care
Öznur Doğan, Süheyla Ünver, Yeliz İrem Tunçel, Selma Keleş, Zeynep Cengiz Süner
doi: 10.5222/JTAICS.2011.292  Sayfalar 292 - 301
AMAÇ: Monitörize anestezi bakımında deksmedetomidin ile midazolam/remifentanil kombinasyonunun nazal septum cerrahisinde karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Lokal anestezi altında nazal septum cerrahisi planlanan 50 hasta rasgele iki gruba ayrıldı. Grup D’ye 10 dk.’da 1 µg kg-1 deksmedetomidin bolusu ardından 0,3 µg kg-1 st-1 infüzyon, Grup M/R’ye 30 saniyede 0,05 mg kg-1 midazolam bolusu ardından 0.05 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu başlandı. Sedasyon ve ağrı skorlarına göre infüzyon dozu ayarlandı. Sedasyon öncesi (0. dk.), sedasyon sonrası 3, 5, 10 ve takip eden her 5 dk.’da hemodinamik ve solunum parametreleri, ağrı ve sedasyon skorları, operasyon bitiminde infüzyonlar kesilerek tüketilen ilaç miktarları, hasta ve cerrah memnuniyeti, postoperatif 1., 5., 15., 30. dk., 1., 2., ve 4. saatlerde hemodinamik ve solunumsal parametreler, postanestezik Aldrete skoru, amnezi skoru, postoperatif derlenme skoru, yan etkiler kaydedildi.
BULGULAR: Sedasyon skoru, grup M/R’de 5. ve 15. dk.’da anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Kalp atım hızı grup D’de intraoperatif 10. ve 35. dk.’da anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Solunum sayıları, grup M/R’de operasyon boyunca anlamlı düşük seyretti (p<0.05). Sp02 değerleri grup M/ R’de intraoperatif 5., 10., 15. dk.’larda anlamlı düşük bulundu (p<0.05). Maaliyet, grup D’de anlamlı yüksek bulundu (p<0.05).
SONUÇ: Monitorize anestezi bakımında hızlı sedasyon istendiğinde, akciğer hastalığı yoksa desaturasyon açısından uygun önlemler alınarak midazolam/remifentanil kombinasyonu; semptomatik akciğer hastalığı olanlarda maliyeti göz önünde bulundurarak ve bradikardi açısından dikkatli olunarak deksmedetomidin tercih edilebilir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to compare dexmedetomidine versus midazolam/remifentanil combination for monitorized anaesthesia care during nasal septal surgery.
METHODS: 50 patients undergoing nasal septal surgery under local anaesthesia were randomly assigned into two groups. Group D received 0,3 µg kg-1 hr-1 dexmedetomidine infusion after the loading dose of 1 µg kg-1/10 min. Group M/R received 0,05 mg kg-1 bolus dose of midazolam over 30 seconds followed by 0,05 mg kg-1 min-1 remifentanil infusion. The infusion rates were adjusted to target level of sedation and analgesia scores. Hemodynamic and respiratory parameters, analgesia and sedation scores were recorded before (0 min.) and 1, 5 and 10 minutes after sedation, and every 5 minutes thereafter. Total amount of drugs used, patient and surgeon satisfaction scores, hemodynamic and respiratory parameters, postanaesthetic Aldrete scores, amnesia and postoperative recovery scores and side effects were recorded at 1., 5., 15., 30. minutes, and 1., 2., and 4. hours, postoperatively.
RESULTS: Sedation scores were higher in group M/R at 5 and 15 minutes, postoperatively (p<0.05). Heart rates were lower in Group D at 10 and 35 minutes (p<0.05). Respiratory rates were lower in Group M/R throughout the operation (p<0.05) and also SpO2 values were lower at 5., 10. and 15. minutes (p<0.05). Cost of anesthesia in Group D was higher (p<0.05).
CONCLUSION: During monitorized anaesthesia care midazolam/remifentanil can be used for rapid onset of sedation in the absence of pulmonary disease while taking measures for desaturation. Dexmedetomidine may be preferred not disregarding bradycardic complications in symptomatic pulmonary disease, and its higher cost.

3.
Roküronyum ve Atraküryum Sonrası Postoperatif Rezidüel Kürarizasyon
Postoperative Residual Curarisation After Rocuronium and Atracurium
Canan T. Işıl, G. Ulufer Sivrikaya, Melahat K. Erol, Birsen Ekşioğlu, Ayşe Hancı
doi: 10.5222/JTAICS.2011.302  Sayfalar 302 - 310
AMAÇ: Çalışmamızda, roküronyum ve atraküryum kullanımında, neostigminle antagonizasyon ve klinik gözlem ile ekstübasyon sonrası rezidüel kürarizasyonu karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Elektif abdominal histerektomi operasyonu planlanan ASA I-II grubundan 65 olgu randomize olarak roküronyum 0.6 mg kg-1 (Grup R) veya atraküryum 0.5 mg kg-1 (Grup A) gruplarına dahil edildi. Operasyon bitiminde tüm olgularda neostigminle antagonizasyon ve klinik gözlem kriterlerine göre ekstübasyon yapıldı. TOF değerleri, ekstübasyonda ve sonrasında 1., 3., 5. ve 10. dk.’larda, operasyon ve anestezi süreleri; toplam fentanil, kas gevşetici ve neostigmin dozları kaydedildi.
BULGULAR: Demografik özellikler; operasyon ve anestezi süreleri; kullanılan toplam fentanil ve neostigmin dozu iki grupta benzerdi. Klinik gözleme göre ekstübe edilen olguların hepsinde ekstübasyon TOF oranı < 0.7 bulundu. Grup R’de TOF değeri Grup A’ya göre ekstübasyonda ve ekstübasyon sonrası 1. ve 3. dk. anlamlı olarak düşük (p<0.05) olmakla birlikte, diğer ölçüm zamanlarında aralarında anlamlı fark bulunmadı. Tüm olgularda TOF≥0.7 ve ≥0.9 değerleri sırasıyla ekstübasyon sonrası 5. ve 10. dk. olarak tespit edildi.
SONUÇ: Çalışmamızda TOF monitorizasyonunun rezidüel kürarizasyonu tesbit etmede ve önlemede yararlı bir yöntem olduğu ve neostigminle antagonizasyon sonrası rezidüel blok sıklığının roküronyum veya atraküryumla benzer olduğu sonucuna varıldı.
OBJECTIVE: In our study we aimed to compare the occurrence of residual curarization after extubation based on clinical observation with antagonization using neostigmine in patients randomized into rocuronium or atracurium groups.
METHODS: Sixty five patients in physical status ASA I-II group undergoing abdominal hysterectomy were randomly assigned to two groups as rocuronium 0.6 mg kg-1 (Group R) or atracurium 0.5 mg kg-1 (Group A). At the end of the operation all patients were antagonized with neostigmine, and extubated according to clinical extubation criteria. TOF values at the time of extubation and at 1., 3., 5., 10. minutes after extubation, duration of operation and anaesthesia, total fentanyl, neuromuscular blocker agent, and neostigmine doses were recorded.
RESULTS: Demographic characteristics of the patients, duration of operation and anaesthesia, total fentanyl, neuromuscular blocker, and neostigmine doses were similar in two groups. TOF ratio at the time extubation was <0.7 in all patients extubated according to clinical observation criteria. Although TOF ratio was significantly lower in Group R compared to Group A at the time of extubation and 1., 3. min after extubation (p<0.05), there were no significant differences at the other time intervals. In all patients time to a TOF ratio of ≥0.7 and ≥0.9 were 5. min and 10. min respectively in patients extubated based on clinical observation.
CONCLUSION: In our study, we concluded that TOF monitorization is a useful method in determination the presence, and also prevention of residual curarization and the incidence of residual blockade was found to be similar after administration of either rocuronium or atracurium following reversal with neostigmine.

4.
Pediyatrik Hastalarda Klasik ve Proseal LMA’nın Etkinliklerinin Karşılaştırılması
Efficacy of Classical LMA and Proseal LMA in Pediatric Patients: A Comparative Study
Fazilet Bağuş, Tülay Şahin Yıldız, Mine Solak, Kamil Toker
doi: 10.5222/JTAICS.2011.311  Sayfalar 311 - 317
AMAÇ: Larengeal Maskenin (LMA) pediyatrik hasta grubunda güvenli ve etkin bir hava yolu sağladığını gösteren birçok çalışma bulunmaktadır. Proseal LMA gastrik drenaj tüpü bulunan ve daha güvenli hava yolu sağlamak için 2000 yılında uygulamaya giren yeni bir larengeal maskedir. Bu çalışma ile pediyatrik hastalarda Klasik LMA ve Proseal LMA, yerleştirme kolaylığı, ilk denemede başarı oranı ve hava yolu kaçak basıncı açılarından karşılaştırıldı.
YÖNTEMLER: Etik komite onayı alındıktan sonra, 2-7 yaş, ASA I-II, elektif cerrahi geçirecek 36 çocuk hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kapalı zarf tekniği kullanılarak rastgele Klasik LMA ve Proseal LMA olarak iki gruba ayrıldı. Hastalara anestezi indüksiyonundan önce premedikasyon uygulandı. Standart monitörizasyonu takiben, anestezi indüksiyonu % 50 O2, % 50 N2O ve sevofluran ile inhalasyon veya propofol 3-5 mg kg-1 ve fentanil 1 μg kg-1 ile i.v. olarak sağlandı. Hastaların tümüne hava yolu gereci aynı deneyimli anestezist tarafından yerleştirildi. Yerleştirme kolaylığı, deneme sayısı ve hava yolu kaçak basınçları kaydedildi.
BULGULAR: Klasik LMA’nın yerleştirilmesi Proseal LMA’ya göre daha kolay olmasına rağmen anlamlı bir fark bulunmadı. Yerleştirme süresi her iki hava yolu gereci içinde benzerdi. Gruplar arasında postoperatif komlikasyonlar açısından anlamlı bir fark yoktu.
SONUÇ: Pediyatrik hastalarda Klasik LMA ve Proseal LMA’nın her ikisinin de etkin ve güvenli bir hava yolu sağlanmasında başarıyla kullanılabileceği kanaatindeyiz.
OBJECTIVE: Laryngeal mask airway (LMA) has been used to secure the airway in pediatric patients and its safety and efficacy has been shown in several large-scale studies. A new LMA with a gastric drainage tube ie. Proseal LMA was introduced in 2000 with the intention of providing a more secure airway for airway management. In this study, we compared LMA-Proseal and LMA-Classic in children for ease of insertion, success rates at first attempt of insertion, and airway sealing pressures.
METHODS: After the approval of the Ethics Committee, 36 pediatric patients between 2-7 years of age, ASA status I-II who were undergoing elective surgery were included in the study. The patients were randomly assigned to LMA-Classic or LMA-ProSeal group for airway management using sealed envelope method. All patients were premedicated before induction of anesthesia. After standard monitorization, anesthesia was induced by inhalation of nitrous oxide, oxygen and sevoflurane or iv anesthesia with propofol (3-5 mg kg-1), and fentanyl (1 mcg kg-1). Airway devices were inserted by the same anesthesiologist. Ease of insertion, the number of insertion attempts and the airway sealing pressures were recorded.
RESULTS: Although insertion of Classical LMA was much easier than Proseal LMA, there was no statistically significant difference between them. Duration of insertion with both of the airway devices was comparable. There wasn’t any significant difference as for postoperative complications between both groups.
CONCLUSION: Both Classical LMA and Proseal LMA can be used with success in order to achieve secure and effective airway management in pediatric patients.

OLGU SUNUMU
5.
Akut Miyokard İnfarktüsüne Bağlı Kardiyak Arrest Sonrası Nöroprotektif Endovasküler Hipotermi Uygulaması
Endovascular therapeutic hypothermia after cardiac arrrest due to Acute Myocardial Infarction
Sedef Tavukçu Özkan, Bahar Aksay Koyuncu, Ersin Özen, Ebru Altındağ, Yakup Krespi
doi: 10.5222/JTAICS.2011.318  Sayfalar 318 - 325
• Hastane dışı kardiyak arrest sonrası gelişen serebral hasar, morbidite ve mortalitenin önemli nedenidir. Hipotermi tedavisinin nörolojik prognoz üzerine olumlu etkisi gösterilmiş olmasına rağmen, ülkemizde rutin uygulamaya girmemiştir. Bu çalışmada kurumumuzda kardiyak arrest sonrası spontan dolaşım sağlanmasının ardından endovasküler soğutma ile tedavi edilen üç olgu bildirilecektir. Elli beş yaşında iki erkek ve 46 yaşında kadın üç olgunun ortalama hastaneye geliş süresi 15 dk., spontan dolaşım sağlanma (SDS) süresi 13,3 dk.’dır. Spontan dolaşım sağlandıktan sonra olguların GKS 3 idi ve beyin sapı refleksleri alınamıyordu. Femoral vene endovasküler soğutma kateteri (ALSIUS) yerleştirilerek hedef ısı 33°C olacak şekilde uygulama başlatıldı. Dolaşım kollapsından hipotermi başlangıcına kadar geçen ortalama süre 115 dk.’dır. Olgularımızda ortalama 285 dk.’da hedef ısıya ulaşıldı ve 18 saat bu ısıda izlendikten sonra yenidan ısıtma işlemine başlandı. Normotermi (36°C) 6 saat ortalama ile sağlandı ve komplikasyon gözlenmedi. Olgulara kranyal MR ve elektroensefalografi (EEG) incelemeleri yapıldı. İki olgunun 3. ve 6. ay Modifiye Rankin Skoru (mRS) 1, Glasgow-Pıttsburg Outcome Skoru (GPOS) 5 iken, dirençli myoklonik nöbetleri olan ve kranyal MR’da yaygın hipoksik hasarı tespit edilen üçüncü olgunun 3. ve 6 ay mRS 5, GPOS 2 olarak değerlendirildi. Kardiyak arrrest sonrası endovasküler terapötik hipotermi uygulanabilir ve güvenilir bir tedavi yöntemidir. Tedaviye erken başlanması ve hızlı bir şekilde hedef ısıya ulaşılması tedavinin etkinliği açısından önemlidir.
• Cerebral damage developing after out-of-hospital cardiac arrest, is a major cause of morbidity and mortality. Although hypothermic therapy demonstrated a positive effect on neurological outcomes, it is not yet in routine use in our country. In this study we reported three cases treated with endovascular cooling in our institution, following restoration of spontaneous circulation after out-of-hospital cardiac arrest. The mean return of spontaneous circulation (ROSC) time of 55-year- old two male, and a 46 year- old female patient were 15 and 13.3 minutes, respectively. Glascow coma score (GCS) was 3 points, and brain stem reflexes were absent in all cases. After placement of the cooling catheter (ALSIUS) into the femoral vein, the target temperature was set at 33°C. The average time between circulatory collapse and the start of hypothermic therapy was 115 minutes. The mean time to reach the target temperature was 285 minutes and rewarming was initiated after 18 hours. Normothermia (36°C) was achieved after an average of 6 hours and no complication was observed. Cranial MRI and electroencephalography (EEG) were performed. In two patients, 3 and 6 month- modified Rankin score (mRS) was 1, and Glasgow-Pittsburgh Outcome Score (GPOS) was 5. In the third case with resistant myoclonic seizures, and cranial MRI with widespread hypoxic damage, 3 and 6 month- mRS score was 5, GPOS was 2. In conclusion, endovascular therapeutic hypothermia after cardiac arrrest is a feasible and safe treatment method. Early initiation and rapid attainment of the target temperature are important considerations for effective treatment.

6.
KOAH Akut Atağına bağlı Solunum Yetmezliğinde Helmetle Noninvaziv Pozitif Basınçlı Ventilasyon
Noninvasive Positive Pressure Ventilation by The Helmet in Respiratory Failure due to Acute Exacerbation of Chronic Obstructive Pulmonary Disease
Mehtap Tunç, Gülden Öztürk, Polat Pehlivanoğlu, Serdar Kokulu, Tuğrul Şipit, Eser Şavkılıoğlu
doi: 10.5222/JTAICS.2011.326  Sayfalar 326 - 333
KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) olan hastalarda akut atağa bağlı solunum yetmezliğinde standart tedaviye ilave noninvaziv pozitif basınçlı ventilasyon (NPBV) uygulaması; endotrakeal entübasyon ve mekanik ventilasyon gereksinimini ve ilişkili komplikasyonları azaltır. Helmet, şeffaf, yüze bası uygulamadığı için toleransı daha iyi olan ve NPBV uygulamasında kullanılan ventilatör-hasta bağlantı cihazıdır. Bu olgu sunumunda; KOAH akut atağına bağlı akut solunum yetmezliği tanısı ile yoğun bakım ünitesine alarak helmetle NPBV uyguladığımız üç olgu sunulmuştur. Olguların helmetle takipleri sırasında, oksijenizasyon ve kliniklerinde hızlı iyileşme gözlenirken, PCO2 düzeylerinde daha yavaş seyreden düzelme gözlenmiştir. Bu olgular aracılığıyla, KOAH akut atağında NPBV uygulamasında; helmetle kan gazlarında düzelme sağlanarak başarılı sonuçlar alınabileceği gösterilmiş ve ideal ventilatör-hasta bağlantı seçimi irdelenmiştir.
Noninvasive positive pressure ventilation (NPPV) in addition to the standard treatment in the respiratory failure due to acute exacerbation in the patients with chronic obstructive pulmonary disease (COPD) decreases the need for endotracheal intubation, mechanical ventilation and their related complications. Helmet is a transparent interface device which has better tolerance in that it does not exert pressure on the face and ensures the connection between the patient and the ventilator device in the NPPV application. Herein, we presented three cases whom we applied NPPV with helmet in the intensive care unit for acute respiratory failure because of acute exacerbation of COPD. During the follow-up of cases with Helmet, while the rapid improvement was observed in their oxygenation and clinical status, levels of PCO2 improved relatively slowly. These cases have demonstrated that the successful results would be able to be obtained by normalizing blood gases via NPPV application with helmet in the acute exacerbation of COPD. Besides, the optimal interface selection is discussed in this study.

7.
Kifoskolyozlu Bir Gebede Gelişen Pandemik İnfluenza A (H1N1 2009) Pnömonisi
Pandemic İnfluenza A (H1N1 2009) Pneumonia Developed in a Pregnant Woman with Kyphoscoliosis
Mustafa Abduşoğlu, Gülay Erdoğan, Nefise Öztoprak, Ülkü Bayar, Işıl Özkoçak Turan, Volkan Hancı
doi: 10.5222/JTAICS.2011.334  Sayfalar 334 - 340
• Gebelerde pandemik İnfluenza A (H1N1-2009) enfeksiyonuna bağlı ciddi komplikasyon geliştiği, hastaneye yatış oranlarının daha fazla olduğu ve bu olgularda oluşan solunum yetmezliği tablosunun tedavisinin çok daha zor olduğu bildirilmiştir. Bu olgu sunumunda konjenital kifoskolyozu olan ve influenza A (H1N1) virüs enfeksiyonu sonrası ciddi pnömoni ve ARDS tablosu gelişen bir gebenin tanı ve tedavi süreci anlatılmaktadır. Yirmi dokuz yaşında, 31 haftalık ikiz gebeye toplum kökenli pnömoni (TKP) ve influenza pnömonisi ön tanılarıyla ampisilin-sulbaktam, azitromisin, oseltamivir ve bronkodilatör tedavisi başlandı. Tedavinin dördüncü gününde genel durumu, bilinci ve arteriyel kan gazı değerlerinde bozulma olması üzerine acil sezaryen uygulandı. Operasyon sonrası solunum yetmezliği devam eden hasta entübe halde yoğun bakım ünitesine alındı. Aralıklı SIMV, PSV-CPAP modlarında takip edildi fakat yeterli solunum hacmi oluşturamadığı görülerek permisif hiperkapni uygulandı. Hasta solunum destek tedavisinin 19. gününde ekstübe edildi. Reanimasyon ünitesine kabulünün 29. gününde şifa ile taburcu edildi.
• Hastamız gebelik ve kifoskolyoz nedeniyle pandemik İnfluenza A (H1N1-2009) enfeksiyonu için yüksek risk grubundaydı. Erken hospitalizasyon, antimikrobiyal tedavi ve uygun solunumsal destek tedavisinin mortaliteyi engellediğini düşünmekteyiz
• In pregnant women development of serious complications, higher hospitalization rates, and difficulties encountered in the management of pulmonary failure due to pandemic Influenza A (H1N1-2009) infection have been reported. In this case report diagnostic and therapeutic work-up of a pregnant woman who had congenital kyphoscoliosis and developed serious pneumonia and ARDS after Influenza A (H1N1) viral infection were described. Ampicillin-sulbactam, azithromycin, oseltamivir and bronchodilator treatment was begun for 29-year-old woman at 31 weeks of twin pregnancy with initial diagnoses of community-acquired or influenza pneumonia. Emergency cesarean delivery was performed due to worsening in her general health state, consciousness and arterial blood gas values in the fourth day of the treatment. Following operation, her respiratory failure persisted, and the entubated patient was taken to the intensive care unit. She was followed-up at SIMV, PSV-CPAP modes intermittently without achievement of sufficient tidal levels, so permissive hypercapnia was administered. She was extubated on the 19th day of respiratory support treatment, and discharged from hospital on 29th day of her admission to the reanimation unit. Our patient was in high risk group for pandemic Influenza A infection (HINI-2009) because of pregnancy and kyphoscoliosis. We consider that early hospitalization, antimicrobials, and respiratory support treatments have prevented mortality.

8.
Miyastenia Gravisli Bir Olguda Sugammadeks Kullanımı
The Use of Sugammadex in a Patient with Myasthenia Gravis
Yakup Tomak, Habib Bostan, Hızır Kazdal
doi: 10.5222/JTAICS.2011.341  Sayfalar 341 - 345
Miyastenia gravis, postsinaptik asetilkolin reseptörlerine karşı antikor gelişimiyle karakterize otoimmün bir hastalıktır. Hastalarda nondepolarizan kas gevşeticilere karşı duyarlılık artmıştır. Sugammadeks, roküronyum ve veküronyum gibi steroid yapılı nondepolarizan kas gevşeticileri seçici şekilde bağlayarak, etkilerini kaldırmak üzere tasarlanmış yeni bir ilaçtır. Bu makalede kas gevşetici olarak 0.6 mg kg-1 roküronyum kullanılan miyastenia gravisli bir olguda, kas gücünün geri dönüşünü sağlamada 4 mg kg-1 sugammadeks kullanımı sunulmuştur.
Myasthenia gravis is an autoimmune disease characterized by antibody formation against postsynaptic acetylcholine receptors. Patients demonstrate increased sensitivity to nondepolarizing muscle relaxants. Sugammadex is a new selective nondepolarizing muscle relaxant-binding agent designed to reverse the effect of steroidal muscle relaxants like rocuronium and vecuronium. This article reports the use of 4 mg kg-1 Sugammadex to reverse neuromuscular blockade in a myasthenia gravis case, where 0.6 mg kg-1 rocuronium was used as a neuromuscular blocking agent.

EDITÖRE MEKTUP
9.
Metilentetrahidrofolat Redüktaz C677T Mutasyonlu Olguda Anestezi Uygulaması
Anesthetic management in a patient with C677T Methylenetetrahydrofolate Reductase Mutation
Alper Kılıçaslan, Ahmet Topal, Atilla Erol, Mehmet Akif Eryılmaz, Şeref Otelcioğlu
doi: 10.5222/JTAICS.2011.346  Sayfalar 346 - 347
Makale Özeti | Tam Metin PDF

10.
Beckwith-Wiedemann Sendromu Tanısı Olan Çocuk Hastada Anestezi Uygulaması
Anesthetic Management of a Pediatric Patient with Beckwith-Wiedemann Syndrome
Nurdan Bedirli, Yusuf Ünal, Onur Özen
doi: 10.5222/JTAICS.2011.348  Sayfalar 348 - 349
Makale Özeti | Tam Metin PDF