Turk J Anaesthesiol Reanim: 39 (5)
Cilt: 39  Sayı: 5 - Ekim 2011
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Abdominal histerektomi operasyonundan sonra düşük frekanslı TENS ile konvansiyonel TENS uygulamasının postoperatif analjezik etkilerinin karşılaştırılması
Comparison of low frequency TENS and conventional TENS on effects of postoperative analgesia after abdominal hysterectomy
Yakup Çelik, İlkben Günüşen, Can Eyigör, Semra Karaman, Meltem Uyar, Berrin Durmaz
doi: 10.5222/JTAICS.2011.224  Sayfalar 224 - 231
AMAÇ: Transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonunun (TENS) kronik ağrı sendromlarının tedavisinin yanı sıra postoperatif ağrı tedavisinde de kullanıldığı bildirilmektedir. İki farklı frekansda uygulanan TENS’in abdominal histerektomi operasyonları sonrası postoperatif ağrı tedavisindeki etkisini prospektif, randomize çift kör bir çalışmada araştırdık.
YÖNTEMLER: Abdominal histerektomi operasyonu uygulanan 40 hasta, randomize olarak düşük frekanslı TENS veya konvansiyonal (yüksek frekanslı) TENS grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Operasyon sonrası bütün hastalara postoperatif analjezi için hasta kontrollü analjezi (HKA) yöntemi ile morfin başlandı. Ağrı skorları TENS uygulaması öncesi ve sonrası olmak üzere değerlendirildi. Toplam morfin miktarları, sedasyon skorları, ilave analjezik gereksinimi ve yan etkiler kaydedildi.
BULGULAR: Her iki grupta da ağrı skorları TENS uygulaması sonrası uygulama öncesine göre belirgin olarak daha düşük bulundu (18. saat hariç). İki grup arasında sadece 30.dk da analjezik sunum (DEL) açısından belirgin istatistiksel farklılık vardı (p=0.012). Morfin tüketimleri, yan etkiler ve sedasyon skorları (18. saat hariç) gruplar arasında benzerdi
SONUÇ: Abdominal histerektomi operasyonları sonrası düşük ve yüksek frekanslı TENS uygulaması arasında morfin tüketimi açısından fark saptanmamıştır. İki grupta da TENS uygulaması öncesine göre, uygulama sonrası ağrı skorlarında belirgin bir azalma gözlenmiştir.
OBJECTIVE: Transcutaneous electrical nerve stimulation (TENS) has been used to treat chronic pain syndromes and has been reported to be of some utility in the treatment of post surgical pain. We investigated the effects of two-different-frequency TENS for abdominal hysterectomy postoperative pain control in a prospective, randomized, double-blinded study.
METHODS: Forty patients undergoing abdominal hysterectomy were randomly allocated to receive either low frequency TENS or conventional TENS. Patient-controlled analgesia (PCA) was applied to all patients with morphine for postoperative analgesia after surgery. Pain score was assessed before and after each application of TENS. Total dose of morphine, sedation score, additional analgesic requirement and adverse effects were recorded.
RESULTS: Pain score was significantly lower after TENS application in both groups (except 18th hour). There was a significant difference only at 30th min for DEL between the groups (p=0.012). Morphine consumption, adverse effects and sedation score (except 18th hour) were similar in both groups.
CONCLUSION: There was no difference between low and high frequency TENS for morphine consumption after abdominal hysterectomy. Between the groups, pain scores were significantly lower after each application of TENS than before.

2.
Video yardımlı torakoskopik cerrahi ile sempatektomide peri-operatif yönetim: Retrospektif klinik araştırma
Perioperative management of patients undergoing sympathectomy with video-assisted thoracoscopic surgery: Retrospective clinical research
Oya Yalçın Çok, H. Evren Eker, Alper Fındıkcıoğlu, Şule Akın, Anış Arıboğan, Gülnaz Arslan
doi: 10.5222/JTAICS.2011.232  Sayfalar 232 - 240
AMAÇ: Bu çalışmada hiperhidrozis tedavisi için video yardımlı torakoskopik cerrahi yöntemi ile tek seansta bilateral torasik sempatik blokaj uygulanan hastalardaki peroperatif klinik deneyimimizi bildirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Etik kurul onayı alındıktan sonra 01/01/2007-01/07/2010 tarihleri arasında hiperhidrozis tedavisi için video yardımlı torakoskopik cerrahi yöntemi ile tek seansta bilateral torasik sempatik blokaj planlanan tüm hastalar değerlendirildi. Hastalarla ilişkili bilgiler hasta dosyası ve anestezi kayıtlarından elde edildi.
BULGULAR: Hiperhidrozis tedavisi için video yardımlı torakoskopik cerrahi yöntemi ile tek seansta bilateral torasik sempatik blokaj uygulanan 35 hastanın yaş ortalaması 25.1±5.9, 22’si kadın ve 13’ü erkekti. Tüm hastalarda çift lümen tüp ile entübasyon ve tek akciğer ventilasyonu sağlandı. Ekstübasyonu takiben erken dönemde pnömotoraks tanısı konan üç hastadan ikisine perkütan girişimle tedavi uygulanırken, ağır sigara içicisi olan ve postoperatif yoğun bronkodilatasyon tedavisine rağmen oksijen değerleri düşük seyreden bir hastaya toraks tüpü yerleştirildi. Postoperatif dönemde sadece grafi ile pnömotoraks tanısı konan 3 hastada ise müdahalesiz spontan rezorpsiyon görüldü. Postoperatif ilk 24 saat içinde hastaların ağrı skorları verbal analog skorlamaya (VAS) göre 3’ün altında iken, bir hafta sonraki kontrol randevusunda hastaların %80’inde (n=28) VAS 3’ün altında olarak belirtilirken, klipleme yöntemi ile sempatektomi yapılmış 7 (%20) hastada VAS değeri 3’ün üzerinde tariflenmiştir.
SONUÇ: Düşük riskli bir hasta grubunda uygulanmasına ve açık cerrahiye göre üstünlükleri olmasına rağmen VATS yöntemi ile yapılan sempatektomi girişimleri de intraoperatif dönemde özellikli bir ventilasyon ve postoperatif dönemde yakın komplikasyon takibi ve etkin analjezi gerektirmektedir. Bu nedenle anestezi planı yapılırken, göğüs cerrahisinin gerekleri ve hasta özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
OBJECTIVE: Aim of this study was to evaluate and report perioperative clinical experience in patients undergoing bilateral sympathectomy with video-assisted thoracoscopic surgery for the management of hyperhidrosis.
METHODS: After ethics committee approval, all patients undergoing bilateral sympathectomy with video-assisted thoracoscopic surgery for the management of hyperhidrosis between 01/01/2007-01/07/2010 were included to the study. Associated data were obtained from patient files and anaesthesia records.
RESULTS: Mean age of thirty-five patients operated with bilateral sympathectomy with video-assisted thoracoscopic surgery for the management of hyperhidrosis was 25.1±5.9, and 22 of them were female. All patients were intubated with double lumen endotracheal tube and managed with one-lung ventilation. In the early postoperative period, after extubation, two of three patients who were diagnosed with pneumothorax were treated with percutaneous approach. The last patient who was a heavy-smoker and remained with low oxygen saturation values despite bronchodilator therapy required thorax drainage tube. Three patients diagnosed with pneumothorax with chest x-ray recovered spontaneously. During the first 24 hours all patients’ pain scores remained less than 3 according to verbal analogue scale. After a week, the percentage of the patients whose pain scores were less than 3 was %80. The patients whose pain scores were more than three were those who had clipping during sympathectomy(n=7).
CONCLUSION: Although this kind of surgery involves low-risk patients and superiorities over open thoracotomy, VATS also requires a particular ventilation management during intraoperative period and very close monitoring of postoperative complications and effective postoperative analgesia. Therefore, anaesthetic management should include requirements of both thoracic surgery and patients.

3.
Artroskopik Diz Cerrahisinde Üç Farklı Yolla Verilen Morfinin Postoperatif Etkinliği
Postoperative Effectiveness of Three Routes of Morphine in Arthroscopic Knee Surgery
Abdülkadir Atım, Ali Sızlan, Atilla Ergin, Hüseyin Özkan, Mustafa Kürklü, Serkan Bilgiç, Servet Tunay, Ercan Kurt
doi: 10.5222/JTAICS.2011.241  Sayfalar 241 - 248
AMAÇ: Bu çalışmada üç farklı yolla intraartiküler (İA) intratekal (İT) veya intramüsküler (İM) verilen morfinin postoperatif analjezik etkinliği araştırıldı.
YÖNTEMLER: Artroskopik diz cerrahisi uygulanacak 18-65 yaş arası 76 ASA I-II hasta çalışmaya alındı. İA (n: 21) ve İM (n: 16) grubunda cerrahi işlemin sonunda morfin 10 mg İA ve 10 mg İM yolla, İT (n: 21) grubunda ise 0.1 mg morfin lokal anestezikle birlikte İT yolla verildi. Kontrol grubuna (Grup C,n: 18) morfin verilmedi. Ağrı görsel analog skalası ile değerlendirildi. Gruplar ek analjezik gereksinimi, morfinin yan etkileri ve hemodinamik parametreler açısından karşılaştırıldı.
BULGULAR: İlk 24 saatte IT gruptaki hiçbir hastada ek analjezik gereksinimi olmadı. Buna karşılık İA, İM ve C grubunda sırasıyla % 14.3, % 25.0 ve % 72.2 oranlarında ek lornoksikam gereksinimi oldu (p<0.001). Gruplar arasında bulantı ve kusma açısından anlamlı fark bulunamadı (p=0.07). IT grubundan 15 hastada, IA grubundan da 3 hastada kaşıntı gözlendi.
SONUÇ: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında İA, İM ve İT uygulanan morfinin daha iyi analjezik etki sağladığı gözlendi. Morfinin kullanılan dozlarında İT grubunda daha yüksek yan etki insidansı oluşturması nedeniyle, benzer şekilde yeterli postoperatif analjezi sağlayan İA ya da İM uygulama yolu tercih edilebilir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to investigate postoperative analgesic effectiveness of intraarticular (IA), intramuscular (IM) or intrathecal (IT) administration of morphine in arthroscopic knee surgery.
METHODS: Seventy-six patients with ASA physical status I-II, aged 18 to 65 years, undergoing arthroscopic knee surgery were included in the study. Morphine (10 mg) was given via IA and IM in groups IA (n: 21) and IM (n: 16), respectively, at the end of the surgical procedure. IT 0.1 mg morphine was administered together with the local anesthetic in Group IT (n: 21). Morphine was not applied to 18 control patients (Group C). Visual analogue scale scores for pain were analyzed. Additional analgesic requirement, side effects of morphine and hemodynamic parameters were compared between the groups.
RESULTS: None of the patients in Group IT needed additional analgesic treatment in the first 24 hours, whereas 14.3 %, 25.0 % and 72.2 % of the patients needed additional analgesic administration in the groups IA, IM and C, respectively (p<0.001). There was no difference in nausea or vomiting between groups (p=0.07). Fifteen patients in Group IT and 3 patients in Group IA experienced itching.
CONCLUSION: Morphine in three administration routes provides similar analgesic effect and better analgesia in comparison to the control group. Due to the higher incidence of side effects in the IT group, either IA or IM route may be chosen for an adequate postoperative analgesia at the dose used in the present study.

4.
Hiper ve Normotansif Hastada Esmololün Trakeal Entübasyona Hemodinamik Yanıta Etkisi
Effect of Esmolol on Hemodynamic Response to Tracheal Intubation in Hyper- and Normotensive Patients
M. Bahadır Ökten, Dilek Ceyhan, Cemil Sabuncu
doi: 10.5222/JTAICS.2011.249  Sayfalar 249 - 256
AMAÇ: Hipertansif ve normotansif hasta gruplarında, esmololün farklı indüksiyon dozlarında entübasyon sonrası oluşan kalp atım hızı ve ortalama arter basıncında gözlenen artışı baskılamadaki etkinliği araştırılmaktadır.
YÖNTEMLER: Yaşları 20-65 arasında 90 hasta çalışmaya alındı. Grup K (Kontrol grubu n=30), Grup N (Normotansif grup n=30) ve Grup H (Hipertansif grup n=30) olmak üzere gruplar oluşturuldu. Her gruba 5-7 mg kg-1 tiyopental sodyum, 0,1 mg kg-1 vekuronyum bromür uygulandı. Takiben Kontrol grubuna 5 mL % 5 dekstroz i.v, normotansif gruba 1 mg kg-1 esmolol i.v. ve hipertansif gruba da 2 mg kg-1 esmolol i.v. 30 sn içerisinde verildi. Tüm hastalardaki indüksiyon öncesi, sonrası, entübasyon sonrası 1., 3., 5., 7. ve 10. dk.’lardaki sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB) ve kalp atım hızı (KAH) ölçümleri kaydedildi..
BULGULAR: Normotansif gruptaki OAB değerleri entübasyon sonrası 1. dk.’da diğer gruplara göre düşük bulundu (p<0,05). Yine normotansif gruptaki entübasyon sonrası 3. ve 5. dk. OAB değerleri kontrol grubuna göre düşüktü (p<0,05). Gruplar arası KAH karşılaştırmasında bazal değer, indüksiyon sonrası ve entübasyon sonrası 10. dk.’da anlamlı fark yoktu (p>0,05). Hipertansif hasta grubundaki entübasyondan sonraki 1., 3., 5. dk.’lardaki KAH değerleri kontrol grubundan düşüktü (p<0,001).
SONUÇ: Esmolol entübasyona yanıt olarak ortaya çıkan taşikardiyi özellikle hipertansif hastalarda baskılamada oldukça başarılıdır. Ancak, kullandığımız dozlarda normotansif grupta arter basınçları kontrol altına alınırken hipertansif grupta yetersiz kalmıştır.
OBJECTIVE: Investigation of the efficacy of different induction doses of esmolol in prevention of increases of heart rate and mean arterial pressure after endotracheal intubation in both hypertensive and normotensive patient groups.
METHODS: Ninety patients aged between 20-65 years were randomized into Group K (Control group n=30), Group N (Normotensive group n=30) and Group H (Hypertensive group n=30). All groups received standard induction with 5-7 mg kg-1 thiopental sodium, 0,1 mg kg-1 vecuronium bromide, control group 5 mL 5 % dextrose i.v, normotensive group 1 mg kg-1 esmolol i.v. and hypertensive group 2 mg kg-1 esmolol i.v within 30 seconds after induction of anesthesia. Systolic (SAP), and diastolic (DAP), mean arterial pressures (MAP) and heart rate (HR) were measured and recorded for all patients at pre-induction, post-induction, post-intubation 1., 3., 5., 7. and 10. minutes.
RESULTS: MAP values of normotensive group at post-intubation 1. minute were found to be significantly lower than other groups (p<0.05). MAP values of normotensive group at post-intubation 3. and 5. minutes were found to be significantly lower than the control group (p<0,05). There were no significant differences in HRs between groups at basal, pre-induction, post-induction and post-intubation 10. minutes (p>0,05). HR values of the Hypertensive group at post-intubation 1., 3., 5. minutes were found to be significantly lower than the control group (p<0,001).
CONCLUSION: Esmolol successfully prevents tachycardia which occurs as a response to intubation especially in hypertensive patients. While esmolol effectively controls arterial pressures of normotensive patients at these above-mentionhed doses, they might be insufficient for hypertensive patients.

5.
Transsfenoidal Hipofizektomilerde BİS Monitörizasyonunun Sevofluran Tüketimine Etkisi
The Effect of BIS Monitorization on the Consumption of Sevoflurane in Transsphenoidal Hypophysectomy
Duygu Baykal, Dilek Özdamar, Tülay Hoşten, Kamil Toker, Mine Solak
doi: 10.5222/JTAICS.2011.257  Sayfalar 257 - 264
AMAÇ: Çalışmamızda, genel anestezi altındaki hastalarda anestezi derinliğinin, Bispektral İndeks (BİS) yoluyla takip edilmesinin kullanılan anestezik ilaç miktarlarına ve anestezi sonrası göz açma ve ekstübasyon sürelerine etkisini araştırdık.
YÖNTEMLER: Bu prospektif randomize çalışmaya Kocaeli Üniversitesi Etik Kurul izni alındıktan sonra transsfenoidal hipofizektomi cerrahisi planlanmış, ASA II-III olan, 18–65 yaş arasındaki 60 hasta dahil edildi. Hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup I: BİS monitörizasyonlu, Grup II: BİS monitörizasyonsuz. Rutin monitörizasyon sonrası Grup I’e indüksiyondan önce BİS monitörizasyonu uygulandı. Tüm hastalara aynı anestezi yöntemi uygulandı. Sevofluran konsantrasyonu Grup I’de BİS oranına (50-60) göre ayarlandı, Grup II’de % 2 konsantrasyonda tutuldu.
Ölçümler; Preoperatif ilk değer, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası 5., 10., 15., dk. ile operasyon süresince her 15 dk.’da bir kaydedildi. Volatil ajan cerrahi işlem tamamen bittikten sonra kapatıldı. Anestezik ilaçların kapatılmasından ekstübasyona kadar geçen süre ekstübasyon zamanı, sesli uyaranla göz açmaya kadar geçen süre göz açma süresi olarak değerlendirildi. Operasyon bitiminde toplam tüketilen sevofluran ve remifentanil miktarları ve MAK değerleri kaydedildi.

BULGULAR: Yaş, kilo ve cins, total remifentanil kullanımı gruplar arasında benzerdi. Sevofluran miktarı ve MAK Grup I’de Grup II’den istatistiksel olarak farklı olarak düşüktü (p<0.05).
Gruplar arasında ekstübasyon ve göz açma süreleri açısından anlamlı fark bulunmadı. Her iki grupta hemodinamik yanıtlar (ortalama arteriyel basınç, kalp atım hızı) açısından anlamlı fark yoktu.

SONUÇ: Genel anestezi altındaki hastalarda anestezi derinliğinin BİS ile monitörizasyonu sonucu tüketilen volatil ajan miktarı azalmaktadır.
OBJECTIVE: We investigated the impact of anesthetic depth by bispectral index (BIS) monitorization on anesthetic drug usage, eye opening and extubation time after anesthesia on patients who are undergoing transsphenoidal hypophysectomy under general anesthesia.
METHODS: After approval of Kocaeli University Ethics Committee 60 ASA II-III patients aged 18-60 years who were scheduled for transsphenoidal hypophysectomy were enrolled in this prospective randomized study. The patients were divided into 2 groups as Groups I, and II which included patients who were followed-up with or without BIS monitorization, respectively. After routine monitorization; Group I was monitorized by BIS before the induction of anasthesia. The same anesthesia technique was administered to all of the patients. In Group I, concentration of sevoflurane was regulated according to the BIS ratio (50-60). In Group II sevoflurane concentration was 2 %.
Measurements: The parameters were recorded preoperatively, after induction, and at 5., 10., and 15. minutes post- intubation, and also every 15 minutes during the operation. The administration of the volatile agent was terminated, after completion of the surgical procedure. The period from the cessation of the anesthetic drugs up to the extubation was defined as the extubation time, and the time between verbal stimulus, and eye-opening was assessed as eye opening time. Besides total usage of sevoflorane and remifentanyl and value of the MAC were recorded at end of the operation.

RESULTS: Age, body weights, gender and total usage of the remifentanyl were similar in both groups. When compared to Group II, in Group I there was a significant decrease in the amount of sevoflurane and MAC (p<0, 05). There were no significant differences between the groups as for extubation and eye- opening times, and hemodynamic responses (mean arterial pressures, and heart rates).
CONCLUSION: In patients undergoing general anesthesia. who are being monitored for anesthetic depth with BIS the consumption of volatile agent is reduced.

OLGU SUNUMU
6.
Mitral Kapak Değişiminde Bronş Blokeri ile Tek Akciğer Ventilasyonu
One Lung Ventilation in a Case Performed Mitral Valve Replacement with Right Thoracotomy
Aslı Demir, Büşra Tezcan, Bilfer Özsu, Garip Altıntaş, Mehmet Ali Özatik, Özcan Erdemli
doi: 10.5222/JTAICS.2011.265  Sayfalar 265 - 270
Koroner arter baypas cerrahisi sırasında, tek akciğer ventilasyonu uygulamak için bronşiyal bloker kullanımı, sık tercih edilen çift lümenli tüpe alternatif olarak gösterilmiştir. Olgumuz daha önce median sternotomi ile baypas olduğundan sol lateral dekübitis pozisyonunda torakotomi kesisinden mitral kapak replasmanı yapılmış ve tek akciğer ventilasyonu bronşiyal bloker kullanımı ile sağlanmıştır. Oldukça fazla yandaş hastalığı, ileri yaşı, geçirilmiş operasyonu olan olgu, başarılı bir anestezi ve cerrahi yönetimi ile riskli kabul edilerek planlanmış operasyonu şifa ile tamamlamıştır.
One lung ventilation to apply the use of bronchial blockers, often preferred as an alternative to double lumen tube shown, during coronary artery bypass graft surgery.
Because she had bypass with median sternotomy, mitral valve replacement achieved by thoracotomy incission and in this case the provide of one lung ventilation with bronchial blocker has been used. A lot of co-existant disease, advanced age, previous operations, the patients with successful anesthesia and surgical management can be considered risky with a planned operation was completed with the healing.

7.
Pnömosefali: Epidural Kateter Takılmasının Ender Bir Komplikasyonu
Pneumocephalus: A Rare Complication of Epidural Catheter Placement
Hüseyin Oğuzalp, Dilek Ömür, Şule Oğuzalp
doi: 10.5222/JTAICS.2011.271  Sayfalar 271 - 275
Epidural anestezi ve analjeziye bağlı çeşitli komplikasyonlar gelişebilir. Pnömosefali’de epidural kateter takılması sırasında gelişen ve ender görülen bir komplikasyonudur. Bu olgu sunumunda 65 yaşında akciğer kanser tedavisi gören hastanın sol bacaktaki ağrısı için epidural kateter takılması sırasında ani gelişen ve daha sonra kaybolan baş ağrısı ile kateter takılmasından 3 gün sonra künt, sürekli, hareketle artan, yatınca geçmeyen frontal baş ağrısına eşlik eden konfüzyon, oryantasyon bozukluğu bulguları saptanan bir pnömosefali olgusunu sunmayı amaçladık.
Depending on epidural anesthesia and analgesia may develop various complications. Pneumocephalus is a rare complication during epidural catheter insertion. In this case report, 65 years old patient being treated for lung cancer, during epidural catheter insertion for pain in his left leg a sudden onset of headache then lost. From 3 days after insertion of epidural catheter a blunt, continuous, increasing with movement, sleep late when not accompanied by frontal headache, confusion, disorientation detected signs.We aimed to present a case of pneumocephalus.

8.
Oral Kavite Uzanımlı Üst Dudak Hemanjiyomu Olan Hastada Anestezi Yönetimi
Anaesthetic Management in a Patient with Hemangioma of Upper Lip Lying to Oral Cavity (Case Report)
Salih Yıldırım, Mehmet Bayram, Yılmaz Apaydın, Fatih Özkan, Fikret Özkan
doi: 10.5222/JTAICS.2011.276  Sayfalar 276 - 280
Multinodüler guatr nedeniyle opere olacak üst dudaktan sert ve yumuşak damağa uzanan hemanjiyomu ve sol mandibular kitlesi olan bir hastada, zor entübasyonda alternatif bir yaklaşım olarak gum elastik buji (GEB) kullanımı sunuldu. Hasta, dikkatli bir preoperatif değerlendirme sonucu zor entübasyon olarak değerlendirildi. Başarısız bir entübasyon denemesinden sonra trakea halkaları hissedilerek gum elastik buji itildi. Sonrasında da entübasyon tüpü trakeaya kolaylıkla yerleştirildi. Orofasiyal hemanjiyom gibi konjenital anomaliye bağlı zor entübasyon durumlarında gum elastik buji başarılı bir şekilde kullanılabilir.
We report an alternative approach to intubation which a gum elastic bougie (GEB) is used to facilitate an anticipated difficult endotracheal intubation in a patient undergoing thyroidectomy due to nodular goitre in a patient with hemangioma of upper lip lying to hard and soft palate and left mandibular mass. It was considered as difficult intubation after a careful preoperative evaluation. GEB was inserted through to the trachea with palpations tracheal cartilages after an unsuccessful try of intubation. Hereby intubation tube was easily placed to trachea. GEB can be used effectively in difficult intubation due to congenital anomalies like orofacial hemangioma.

9.
Gebelikte Guillain-Barre Sendromu
Guillain-Barre Syndrome in Pregnancy: Case Report
Mahmut Alp Karahan, Harun Aydoğan, Şaban Yalçın, Ahmet Candan Köylüoğlu, Mehmet Yaşar Özkul
doi: 10.5222/JTAICS.2011.281  Sayfalar 281 - 284
Guillain-Barre Sendromu akut inflamatuvar demiyelizan bir polinöropatidir. Gebelikte ender görülen bir hastalıktır. Plazmaferez, intravenöz immunoglobulin gibi tedavi yöntemleri ve yoğun bakımda yakın takip ile daha iyi maternal ve fetal sonuçlar alınmaktadır. Bu olgu sunumunda, 26 yaşında gebede Guillain-Barre sendromu tanı ve tedavi modaliteleri ve yoğun bakım yaklaşımları tartışıldı.
Guillain Barre Syndrome is an acute inflammatory demyelinating polyneuropathy and it is a rare event in pregnancy. Active treatment such as plasmapheresis and intravenous immunoglobulin together with vigilant follow up in intensive care has improved maternal and fetal outcome. In this case report, we discussed the diagnosis and treatment modalities and intensive care approaches in a 26 year old pregnant patient with Guillain Barre Syndrome.