Turk J Anaesthesiol Reanim: 39 (4)
Cilt: 39  Sayı: 4 - Ağustos 2011
Özetleri Gizle | << Geri
KLINIK ARAŞTIRMA
1.
Tiroid Cerrahisinde Anestezi Uygulamasında Magnezyum Sülfat Kullanımı
The Usage of Magnesium Sulphate During Induction and Maintenance of General Anesthesia
Selçuk Cantürk, Namigar Turgut, Aysel Altan, Achmet Ali, Esra Akdaş Tekin
doi: 10.5222/JTAICS.2011.167  Sayfalar 167 - 175 (1881 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda; tiroid cerrahisi planlanan hastalarda anestezi indüksiyonu ve devamında MgSO4 kullanılmasının anestezik ajan gereksinimi, kas gevşetici tüketimi, peroperatif hemodinami, postoperatif derlenme ve postoperatif analjezi üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: ASA I-II 50 hasta Grup M (n=25) MgSO4 ve Grup K (n=25) Kontrol Grubu olarak belirlendi. Grup M’de indüksiyondan 15 dk. önce 30 mg kg-1 MgSO4 yüklemesi ve operasyon süresince 15 mg kg-1 sa-1 MgSO4 infüzyonu yapıldı. Grup K’da ise % 0,9 NaCl verildi. İndüksiyonda, BİS 60 olacak şekilde, her 5 saniyede 20 mg propofol i.v verildi ve sonrasında 1 µg kg-1 fentanil ve 0,6 mg kg-1 rokuronyum kullanıldı. Anestezi idamesinde BİS 50-60 arasında tutularak sevoflurane kullanıldı. T1 değeri % 25 olduğunda 0,15 mg kg-1 ek rokuronyum yapıldı. Postoperatif analjezi için, 1 mg kg-1 i.v tramadol uygulandı. Postoperatif 10. dk., 20. dk., 30. dk., 1. sa, 2. sa, 3. sa, 6. saatdeki ağrı durumları Visüel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi ve 5’in üstünde ise 75 mg Diklofenak Sodyum i.m uygulandı. Verilerin istatistiksel analizi için Kolmogorov-Smirnov, Student t testi, Mann-Whitney U ve ki-kare testi kullanıldı.
BULGULAR: Entübasyon sonrası ve intraoperatif 15. dk. ortalama arter basınçları, kalp atım hızı Grup K’da daha yüksek saptandı. İndüksiyonda gereken propofol miktarı ve idamedeki % Fi sevofluran, rokuronyum tüketimi Grup M’de daha azdı. T1 % 10 yanıtı ve T1 % 25 yanıt süreleri Grup M’de daha geç gerçekleşti. Ekstübasyon, verbal uyarılara yanıt, sözel yanıt, Aldrete Skoru 10 olma zamanı Grup M’de daha uzun bulundu. Grup M’de VAS değerleri 10. dk., 20. dk. ve 30. dk.’larda daha düşük bulundu ve ilk analjezik gereksinim zamanı daha uzun sürede gerçekleşti.
SONUÇ: Perioperatif MgSO4 kullanılması; entübasyona hemodinamik yanıtı, anestezi indüksiyonu ve anestezi uygulamasının sürdürülmesinde anestezik madde gereksinimini azaltmakta, rokuronyumun etkisini potansiyalize etmekte ve postoperative ağrı kontrolüne olumlu etki göstermektedir.
OBJECTIVE: We aimed to investigate the effects of MgSO4 used during induction and maintenance of general anesthesia on anesthetic drug requirement, consumption of muscle relaxants, preoperative hemodynamics, postoperative recovery, and postoperative analgesia in patients scheduled for thyroid surgery.
METHODS: Fifty patients (ASA I-II) were randomly allocated into two groups; Group M received 30 mg kg-1 MgSO4 15 minutes before induction followed by 15 mg kg-1 h-1 MgSO4 infusion, and Group K 0.9 % NaCI. Anesthesia was induced with intravenous administration of 20 mg propofol, 1 µg fentanyl and 0.6 mg kg-1 rocuronium every 5 seconds keeping BIS at 60. 1 mg kg-1 i.v. for the maintenance of anesthesia sevoflurane was used so as to keep BIS between 50, and 60. Tramadol (1 mg kg-1 iv) was used for postoperative analgesia. Postoperative analgesia level was recorded at 10., 20., 30. min and 1., 2., 3., 6. h using Visual Analogue Scale (VAS), and 75 mg diclofenac sodium iv. was administered to patients with a score of 5 or higher. Kolmogorov-Smirnov, Student’s t, Man-Whitney U and Chi-square test were used for statistical analysis.
RESULTS: Postintubation and intraoperative 15. minute MAP and HR values were significantly higher in Group K patients. Propofol requirement at induction, and FI % for sevoflurane, at maintenance and total rocuronium consumption were significantly lower in Group M. T1 10 % and T1 25 % response times were delayed in Group M. Extubation time, response to verbal stimuli, verbal response time, and time to reach a score of 10 modified Aldrete score of 10 were found to be prolonged in Group M. In Group M, 10., 20., 30. min VAS scores were lower, and time to the first requirement for an analgesic was also delayed.
CONCLUSION: Peroperative MgSO4 use decreases intubation-related stress, and anesthetic drug usage during induction and maintenance phases of general anesthesia, potentializes the effect of rocuronium, decreases postoperative side effects and has a positive effect on postoperative pain control.

2.
Total Abdominal Histerektomilerde İntravenöz Deksketoprofen Trometamol, Lornoksikam ve Parasetamolün Etkinliklerinin Karşılaştırılması
Comparasion of the analgesic effects of intravenous Dexketoprofen Trometamol, Lornoxicam and Paracetamol on postoperative pain after total abdominal hysterectomy
Nurçin Gülhaş, Mahmut Durmuş, Aytaç Yücel, Taylan Şahin, Feray Akgül Erdil, Saim Yoloğlu, Mehmet Özcan Ersoy
doi: 10.5222/JTAICS.2011.176  Sayfalar 176 - 181 (2039 kere görüntülendi)
AMAÇ: Çalışmamızda total abdominal histerektomi planlanan olgularda deksketoprofen trometamol, lornoksikam ve parasetamolün iv formlarının postoperatif ağrı üzerine etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Abdominal histerektomi planlanan ASA I-II, (18–55) arası toplam 120 olgu Grup D, Grup L, Grup P ve Grup K olmak üzere rasgele dört gruba ayrıldı. Rutin anestezi monitorizasyonunu takiben, anestezi indüksiyonu 5–7 mg kg-1 tiyopental sodyum, 1μg kg-1 fentanil, 0.1 mg kg-1 vekuronyum ile sağlandı. İdamede % 6-8 desfluran, %50 N20+%50 O2 karışımı kullanıldı. Operasyon bitiminden 30 dk önce Grup D: iv 50 mg deksketoprofen trometamol, Grup L: iv 8 mg lornoksikam, Grup P: iv 1g parasetamol, Grup K: iv 100 mL SF verildi. Grup P’de 6, 12 ve 18. saatlerde diğer gruplarda 8 ve 16. saatlerde ilaç dozu tekrarlandı. Derlenme odasına alınan olgulara; intravenöz HKA bolus doz 25 μg fentanil, kilitli kalma süresi 10 dk, bazal infüzyon olmayacak şekilde ayarlandı. Postoperatif derlenme ünitesinde 30.dk, serviste 2., 4., 6., 12. ve 24. saatlerdeki VAS skorları, toplam tüketilen fentanil miktarları ve memnuniyet skorları kaydedildi.
BULGULAR: Tüm değerlendirme zamanlarında grupların VAS skorları benzerdi. Kontrol grubuna göre 6, 12 ve 24 saatlerde Grup P, Grup L ve D’ de fentanil tüketimi anlamlı düşüktü (p<0.05). Anlamlı olmamakla birlikte Grup L’ de fentanil tüketimi diğer gruplardan düşüktü. Grup L’ de 6, 12 ve 24 saatte memnuniyet skoru yüksekti. Sedasyon skoru, dispepsi, bulantı-kusma gibi özellikler açısından gruplar benzerdi.


SONUÇ: Postoperatif deksketoprofen trometamol, parasetamol ve lornoksikamın iv formunun fentanil tüketimini benzer şekilde azaltmakla birlikte lornoksikam kullanımında fentanil tüketiminin daha düşük memnuniyet skorlarının ise daha yüksek olduğu kanısındayız.
OBJECTIVE: This study aimed to evaluate the analgesic efficacy of intravenously administered dexketoprofen trometamol in comparison with lornoxicam and paracetamol for acute postoperative pain.
METHODS: 120 ASA physical status I-II patients undergoing total abdominal hysterectomy operations were enrolled in this study and randomly allocated into four groups (Group D, Group L, Group P and Group C). After following standart monitorization, intravenous 5-7 mg kg-1 thiopental, 1μg/kg fentanly and 0.1 mg kg-1 iv vecuronium bromür were used for induction of anaesthesia, and 6-8 % concentration of desflurane in 50 % O2 50 % N2O was used for maintenance of anaesthesia at all groups. Patients received intravenous dexketoprofen trometamol 50 mg (Group D), 8 mg lornoxicam (Group L), 1 g paracetamol (Group P) and 100 mL SF (Group C) 30 min before end of the surgery and 8-16 h after surgery in Group D, L, C. In Group P rescue medication received 6,12,18 and 24 h after surgery. At the end of the surgery, all patients received fentanyl iv via a PCA(Patient Controlled Analgesia) device. Pain scores, cumulative fentanyl consumption and patient satisfaction scores were assessed at 30 min, 2, 4, 6, 12 and 24 h after surgery.
RESULTS: The VAS scores at all evaluation time points, were similar between the all groups. Fentanly consumption at the time of 6, 12 and 24 h postoperatively in Group P, L and D was significantly lower when compared with Group C (p< 0.05). Fentanly consumption in Group L was lower when compared the other groups but this finding was not significant statistically. The patients satisfaction scores at the time of 6, 12 and 24 h posteoperatively in Group L were higher than the others groups (p< 0.05). There was no significant difference regarding sedation scores and side effects like as postoperative nausea and vomiting, indigestion, observed postoperatively between the groups.
CONCLUSION: We concluded that administration of iv paracetamol, lornoxicam and dexketoprofen trometamol were equivalent in terms of analgesic efficiency in the management of postoperative pain after total abdominal hysterectomy. Although statistically insignificant, consumption of fentanyl was lower and patient satisfaction was higher in lornoxicam.



3.
Hasta Kontrollü Midazolam Sedasyonu ile Anestezist Kontrollü Midazolam Sedasyonunun Karşılaştırılması
Comparisons between Patient-Controlled and Anesthesiologist-Controlled Sedation with Midazolam
İsmail Aydın Erden, Almila Gülsün Pamuk, Seda Banu Akıncı, Mahir Çelik, Ülkü Aypar
doi: 10.5222/JTAICS.2011.182  Sayfalar 182 - 187 (1639 kere görüntülendi)
AMAÇ: Bu çalışmada port yerleştirilmesi işlemi sırasında midazolam ile bilinçli sedasyonda, hasta kontrollü sedasyon ile anestezist kontrollü sedasyonun hasta memnuniyeti ve klinik etkinlik açısından karşılaştırılması amaçlandı.
YÖNTEMLER: Port yerleştirilmesi yapılacak 100 hasta (ASA I-III) iki gruba randomize edilerek çalışmaya alındı. Her iki grupta da işlemin başlamasından bir dk. önce hastaya 0,03 mg kg-1 iv midazolam ve 1 µg kg-1 fentanil verildi. Anestezist kontrollü grupta (Grup A) port yerleştirilmesi sırasında hasta rahatsız olduğunu belirttiğinde anestezist iv 1 mg ek bolus midazolam uyguladı. Hasta kontrollü gruptaki (Grup H) hastalara ise yeterince sedatize olduklarını hissedene kadar hasta kontrollü anestezi cihazının düğmesine basmaları söylendi.

BULGULAR: Hastaların vital bulguları, sedasyon dozları, cihaz tarafından kaydedilen ilaç istemleri (ilaç dozu, verilen hacim, düğmeye basma sayısı) ve hastaların memnuniyet dereceleri, yaş, vücut ağırlığı, cinsiyet ve ASA sınıfı açısından gruplar arasında fark yoktu. H grubunda 3., 5., 10. ve 15. dk.’lardaki sedasyon skorları anlamlı olarak yüksek bulundu. Anestezist kontrollü grupta ortanca memnuniyet skoru (0=memnun değil, 10=tamamen memnun) radyolog tarafından 10 (aralık 7-10), hastalar tarafından 9 (aralık 6-10) olarak bildirildi. Aynı değerler grup H için, radyologlar tarafından 10 (aralık 7-10) hastalar tarafından 10 (aralık 6-10)’du.

SONUÇ: Port yerleştirmesi sırasında hasta kontrollü sedasyon (HKS), anestezist kontrollü sedasyona (AKS) göre daha yüksek hasta memnuniyeti ile ilişkilidir. Port yerleştirilmesi işleminde uygulanan hasta kontrollü sedasyon daha yüksek hasta memnuniyet sağladığından sedasyon için etkin bir seçenek olabilir.
OBJECTIVE: Our purpose for this study was to compare patients’ satisfaction and the clinical efficacy using midazolam for either patient-controlled or anesthesiologist-administered (usual sedation regimen in our hospital) conscious sedation during port placement.
METHODS: One hundred adult patients (ASA I to III) scheduled for port placement were recruited according to a randomized, institutional review board approved protocol. Anesthesiologist-controlled group received iv. midazolam 0.03 mg kg-1 and fentanil 1 µg kg-1, 1 minute before commencement of the procedure. During the port placement an anesthetist administered further bolus doses of 1 mg midazolam when the patient expressed discomfort. In patient-controlled group, patients were also given the same drugs before the procedure. Then, during the intervention, patients were allowed to press demand button of the pump until they felt adequately sedated.
RESULTS: There were no differences between groups for vital signs, sedation doses, demands recorded by the machine (drug dose, volume, number of times demand button was pressed), degree of satisfaction, age, weight, gender and ASA status of the patients. Sedation scores at 3., 5., 10. and 15. minutes were significantly higher in Group H (patient). The median satisfaction scores for anesthesiologist-controlled group (0=unsatisfied; 10=completely satisfied) as assessed by the radiologists, and the patients were 10 (7-10) and 9 (6-10) points, respectively. The corresponding values for Group H, were 10 (7-10) and 10 (6-10) points, respectively.
CONCLUSION: Compared with anesthesiologist-controlled sedation, patient-controlled sedation was associated with modestly greater patient satisfaction during port placement. Patient-controlled sedation for port placement may be an effective option for sedation that is associated with higher patient satisfaction.

4.
Gömülü Üçüncü Molar Diş Cerrahisinde Tramadol ve Fentanilin Anksiyete ve Postoperatif Ağrı Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması
Comparing the Effects of Tramadol and Fentanyl on Anxiety and Postoperaıve Pain in Impacted Third Molar Surgery
Özgen Göktay, Tülin Satılmış, Hasan Garip, Onur Gönül, Kamil Göker
doi: 10.5222/JTAICS.2011.188  Sayfalar 188 - 197 (1599 kere görüntülendi)
AMAÇ: Gömülü 3. molar diş çekimi operasyonu endikasyonu bulunan ve korkan hastalarda anksiyete düzeyini düşürmek amacıyla uygulanan sedasyon işlemlerinde midazolam ile kombine edilen fentanil ve tramadolün anksiyete ve postoperatif ağrı üzerine etkisini araştırmaktır.
YÖNTEMLER: İleriye dönük, randomize, çift kör ve plasebo kontrollü çalışmaya, horizontal gömülü 3. molar diş cerrahi çekimi gerçekleşecek APAIS verileri 10’un üzerinde olan 60 ASA I-II hasta dahil edilmiştir. Hastalar, 0,03 mg kg-1 iv midazolam bolus dozunun uygulanmasını takiben rasgele üç gruba ayrılıp, Grup A’ya yalnızca midazolam, Grup B’ye midazolam ve 1 μg kg-1 fentanil, Grup C’ye midazolam ve tramadol 1 mg kg-1 uygulanmıştır. Tüm vital bulgular, intraoperatif parmak ucu ter indeksi (PSI) verileri kaydedilmiş; hastalar postoperatif ağrı, yan etkiler açısından değerlendirilmiştir.
BULGULAR: PSI verilerinde gruplar arası fark saptanmamıştır. Postoperatif ilk 1 saat içinde Grup C’deki VAS değerlerinin diğer iki gruptan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Gruplar ilk ilaç alım zamanı açısından değerlendirildiğinde A, B, C gruplarının ilk ilaç alım zamanı sırasıyla 3, 3,5, 5 saat olarak tespit edilmiş olup, Grup C’deki hastaların ilk ilaç alım zamanlarının diğer iki gruptan anlamlı şekilde daha uzun olduğu saptanmıştır (p<0.01).
SONUÇ: Tramadolün 3. molar diş cerrahi çekim ağrısında fentanile ve plaseboya göre daha etkin bir analjezi sağladığı gözlenmiştir.
OBJECTIVE: This study aims to evaluate and compare the effects of fentanyl and tramadol, used in combination with midazolam in the sedation procedures in dentistry so as to alleviate anxiety and postoperative pain associated with surgical third molar extraction in scared patients.
METHODS: This prospective randomized double-blind, placebo-controlled study enrolled 60 ASA I-II patients who had horizontal third molar extraction operation indication with APAIS scores above 10 points. All the paients were firstly given 0.03 mg kg-1 bolus midazolam and then they were randomized into three groups as Group A, only midazolam, Group B midazolam - fentanyl (1 μg kg-1), Group C, midazolam - tramadol (1 mg kg-1) combinations, respectively. All vital signs and intraoperative phalanx sweat index (PSI) data were recorded. Patients were assessed as for postoperative pain, and adverse effects.
RESULTS: No difference was found in PSI scores between the groups. During postoperative pain assessments, VAS scores of patients in Group C were lower than the other two groups at the postoperative 1st hour (p<0.05). Time to the need of the first rescue analgesic in Groups A, B, C were reported as 3, 3.5, and 5 hours respectively, while the time interval was comparatively prolonged in Group C (p<0.01).
CONCLUSION: Tramadol has observedly provided more effective analgesia in third molar surgery than fentanyl, and placebo.

5.
Nöroaksiyel bloklarda başarısızlıklar ve nedenleri
Failure of neuraxial blocks and causes
Halime Özdemir, Zeynep Kayhan
doi: 10.5222/JTAICS.2011.198  Sayfalar 198 - 206 (1788 kere görüntülendi)
AMAÇ: Anestezi, postoperatif analjezi ve ağrı tedavisi amaçlı kullanımları giderek artan nöroaksiyel bloklarda gelişmelere karşın başarısızlık söz konusu olabilmektedir. Planlanan blok tekniğinin gerçekleştirilememesi, yetersiz ya da eksik kalması şeklinde tanımlanabilecek başarısızlık konusundaki veriler, başarısızlığın tanımı ve yöntem farklılıkları nedeniyle değişken olabilmektedir. Bu çalışmada nöroaksiyel bloklarda başarısızlık oranlarını ve nedensel ilişkilerini tespit edip sonraki girişimlere yol gösterici olmayı hedefledik.
YÖNTEMLER: ........................Araştırma Kurulu onayı ile 1998-2008 yılları arasında, 18 yaş ve üzeri hastalarda cerrahi amaçla uygulanan 7263 nöraksiyel blok incelendi. Genel anestezi eşliğinde yapılan 297 epidural blok değerlendirme dışı bırakılarak 6966 hastanın demografik ve özgeçmiş özellikleri, yandaş sorunları, yöntem ve uygulama özellikleri, başarısızlık kriterleri ve nedenleri, cerrahi özellikleri değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirme için Chi-Square, Student-T ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı. Anlamlı başarısızlık etkeni olarak bulunan parametrelerde lojistik regresyon analizi ile bağımsız risk faktörleri belirlendi.
BULGULAR: Hastaların %10,69’unda nöroaksiyel blok uygulanmış olup tüm bloklarda başarısızlık hızı %5,4; spinal anestezi (SA)’de %3,9, epidural anestezi (EA)’de %10,9, kombine spinal epidural (KSE) blokta %6,4 tespit edilmiştir. Bağımsız risk etkenleri, blokların tümünde ilişki gücüne göre, paramediyan yaklaşım (p<0,001/OR 30,8), periferik damar hastalığı (p<0,001/OR 2,5), epidural blok (p<0,001/OR 2,6), cerrahi girişim süresi (p<0,001/OR 2,3), uzman deneyimi gereksinimi (p<0,001/OR 1,9), kronik obstrüktif akciğer hastalığı (p=0,014/OR 1,7), nörolojik hastalık (p<0,001/OR 2,6) ve vücut ağırlığı (p=0,023/OR 1,0) olarak tespit edilmiştir.
SONUÇ: Sonuç olarak; dikkatli değerlendirme, girişime uygun yöntem seçilmesi, güçlük öngörüldüğünde erkenden uzman deneyimine başvurulması ve kayıtların düzenli tutulmasının başarısızlık oranını azaltıp hasta güvenliğini artıracağı kanısına varıldı.
OBJECTIVE: Neuraxial blocks are widely used for anesthesia, postoperative analgesia and pain management. In spite of advancements, difficulty or failure to obtain satisfactory block is still the case. Data on the issue differ due to the variability of the criteria taken as predictors. In this study we aimed to determine the rates of failure and the risk factors to predict the difficulty or failure with neuraxial blocks.
METHODS: After the approval of............................ Research Committee, records of 7263 patients aged ≥18 years (1998-2008), receiving neuraxial blocks were examined. Patients (n=297) given general anesthesia in addition were excluded. From the records of remaining 6966 patiens demographic and historical data, coexisting health problems, block techniques, causes and criteria of failure, as well as surgical features were noted. Chi-Square, Student-T and Mann-Whitney U tests were used for statistical evaluations. By using significant parameters as indicator of failure, independent risk factors were determined with logistic regression analysis.
RESULTS: The neuraxial blocks constituted 10,69% of our surgical anesthesia cases.Total failure rate was 5,4%, being 3,9% in spinal, 10,9% in epidural, 6,4% in combined spinal epidural blocks. Independent risk factors were paramedian approach (p<0,001/OR 30,8), peripheral vascular disease (p<0,001/OR 2,5), epidural block (p<0,001/OR 2,6), duration of surgery (p<0,001/OR 2,3), expert requirement (p<0,001/OR 1,9), chronic obstructive pulmonary disease (p=0,014/OR 1,7), body weight (p=0,023/OR,1,0).
CONCLUSION: In conclusion, careful patient evaluation, selection of anesthetic technique appropriate for surgical procedure, seeking help of an expert early, and keeping the patient records accurately will decrease the rate of failure and increase the safety of the patient.

OLGU SUNUMU
6.
Gebelikte Yüksek Doz Demir Alımına Bağlı Gelişen Zehirlenme: Olgu Sunumu
Intentional Iron Overdose and Poisoning in Pregnancy: Case Report
Mehtap Honca, Şaziye Şahin
doi: 10.5222/JTAICS.2011.207  Sayfalar 207 - 210 (4176 kere görüntülendi)
Hamilelikte demir tedavisi uygulanmasının bir sonucu olarak, hamilelerde ikinci sıklıkta en çok karşılaşılan zehirlenme vakaları demir kullanımından kaynaklanmaktadır. Tedavi edilmeyen demir zehirlenmesi gastrointestinal semptomlar oluşturabileceği gibi, venodilatasyonla birlikte artan kapiller permeabilite organ yetmezliği ve sonrasında gastrointestinal kanamaya yol açabilmektedir. Yüksek doz demir alımından sonra oluşan maternal serum demir düzeyi veya toksisitesi maternal ve fötal yan etkilere yol açabilmektedir. Bu olgu sunumunda, 33 haftalık gebede suisid amaçlı elementer demir alımına bağlı gelişen, akut demir zehirlenmesini sunmayı amaçladık.
Iron is the second most commonly ingested overdose agent in pregnancy, probably a result of its ready availability to obstetric patients. Untreated, iron toxicity may progress gastrointestinal symptoms, increased capillary permeability with venodilatation, organ system failure, and later, in survivors, gastrointestinal scarring. Peak maternal serum iron level or toxicity stage after intentional overdose is associated with adverse maternal fetal outcome. In this case report, we aimed to present acute iron intoxication of a parturient at her 33 weeks of gestation, due to suicidal ingestion of elemental iron in sustained release preperation.

7.
Katarakt cerrahisi sırasında oftalmik ilaçlara bağlı dirençli bradikardi
Persistent bradycardia due to ophthalmic medications during cataract surgery
Oya Yalçın Çok, Nesrin Bozdoğan, H. Evren Eker, Pınar Ergenoğlu, Rana Yaycıoğlu, Anış Arıboğan
doi: 10.5222/JTAICS.2011.211  Sayfalar 211 - 220 (1416 kere görüntülendi)
Giriş: Oftalmik ilaçlar çocuk hastalarda düşük vücut ağırlığı, fizyolojik fonksiyonların matür olmaması ve ilaçların pediyatrik formlarının bulunmaması nedeniyle daha fazla ve katastrofik kardiyak yan etkilere neden olabilirler. Özellikle adrenerjik antagonistler ve kolinerjik ilaçlar doğrudan, adrenerjik ilaçlar ise refleks yollardan atropine dirençli bradikardiye yol açabilirler. Bu olguda katarakt cerrahisi geçiren bir çocuk hastada intraoküler oftalmik ilaçların neden olduğu dirençli bradikardi ve yönetimi sunulmaktadır.
Olgu: Katarakt cerrahisi geçirecek 8 yaşında, 25 kg, ASA I erkek hasta sorunsuz bir indüksiyonu takiben entübe edilerek cerrahi başlatıldı. Hastanın başlangıç kalp hızı 112 atım dk-1 idi. Cerrahi uyarının sona ermesini takiben, ekstübasyon döneminde hastada kalp atım hızının hızla 40 atım dk-1’a kadar düştüğü bir bradikardi gözlendi. İntravenöz 10 µg kg-1 atropine yanıt vermeyen hastaya, tekrar atropin uygulanırken kalp atım hızı 35 atım dk-1’e düştü. Cerrah ile görüşüldüğünde hastaya operasyon sırasında da epinefrin ve karbakol %0,01 uygulandığı belirlendi. Hastaya epinefrin 10 µg kg-1 iv uygulandı. Bradikardisi düzelen hasta sorunsuz ekstübe edildi.
Sonuç: İntraoküler olarak uygulanan ilaçlar göz cerrahisinin sık uygulamalarından biri olmakla beraber genellikle anestezistler tarafından takip edilmeyen ve cerrah tarafından endikasyonuna yönelik kullanılan medikasyonlardır. Göz cerrahisi sırasında uygulanan ilaçların istenmeyen etkileri çocuklarda daha belirgin olarak izlenmektedir. Bu nedenle anestezi yönetimi sırasında beklenmeyen komplikasyonlar geliştiğinde oftalmik ilaçların olası yan etkilerinin akılda bulundurulması gerektiği kanısındayız.
Introduction: Ophthalmic drugs may cause more and catastrophic cardiac effects in children due to low body weight, immaturity of physiologic functions and absence of paediatric formulations of the drugs. Especially, adrenergic antagonists and cholinergic drugs directly and adrenergic medications indirectly may initiate atropine-resistant bradycardia. Here, we presented management of persistent bradycardia due to intraocular ophthalmic drugs in a child undergoing cataract surgery.
Case: Eight years-old, 25 kg, ASA-I male patient scheduled for cataract surgery was intubated after uneventful induction. Initial heart rate of the patient was 112 beat min-1. After the cessation of surgery, during the extubation period, heart rate decreased to 40 beats min-1 rapidly. 10 µg kg-1 atropine was administered twice intravenously, however no response was achieved and heart rate declined to 35 beats min-1. After conferring to the surgeon about the drugs used, administration of epinephrine and carbachol 0.01% was revealed. Then the patient was administered epinephrine 10 µg kg-1 iv. Bradycardia of the patient was recovered and he was extubated uneventfully.
Discussion: Despite frequent use of intraocular drugs during ophthalmic surgery, these medications are indicated and administered by ophthalmologists and usually are not monitored by the anaesthesiologists. Side effects of these drugs are observed in children more frequently. Therefore, potential adverse effects of ophthalmic drugs should be considered in case of unexpected complications during anaesthetic management.

8.
Hemidiafragma paralizili hastaya anestezi yaklaşımı: olgu sunumu
Anesthesia approach in a patient with hemidiphragma paralysis; case report
Müge Çakırca, Mehmet Çakırca, Gökhan Et, Celalettin Dağlı, Duyguhan İşgüven
doi: 10.5222/JTAICS.2011.215  Sayfalar 215 - 220 (2008 kere görüntülendi)
Unilateral diyafragma paralizisi travma, geçirilmiş kalp cerrahisi, tümörler, kas-sinir hastalıkları veya enfeksiyonlara bağlı olarak gelişebilir ve vakaların çoğu asemptomatiktir. Biz bu makalede unilateral diafragma paralizili bir hastada preoperatif dönemde oluşabilecek zorlukların önlenmesi, intraoperatif yaklaşımı, postoperatif gelişebilecek komplikasyonların tanınması ve tedavileri sunmayı amaçladık.
Unilateral diaphragmatic paralysis can be caused by trauma, previous cardiac surgery, tumors, neuromuscular diseases or infections and most cases are asymptomatic. İn this article, We aimed to present a patient with unilateral diaphragmatic paralysis to prevent difficulties that may occur during the preoperative period, intraoperative approach, the recognition and treatment of postoperative complications.

EDITÖRE MEKTUP
9.
Abdominal CO2 İnsüflasyou Sırasında Gelişen Kardiyak Arrest Olgusu
A Cardiac Arrest Case Appears During Abdominal CO2 Insufflation
Hüseyin Sinan, Mustafa Tahir Özer, Tarık Purtuloğlu, Serkan Şenkal
doi: 10.5222/JTAICS.2011.221  Sayfalar 221 - 222 (1446 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF