Turk J Anaesthesiol Reanim: 39 (3)
Cilt: 39  Sayı: 3 - Haziran 2011
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Genel Anestezide PEEP Uygulamasının Postoperatif Akciğer Komplikasyonları ve Mortaliteye Etkisi Nedir?
What is the effect of positive end-expiratory pressure (PEEP) on postoperative pulmonary complications and mortality during anaesthesia ?
Bilge Çelebioğlu
doi: 10.5222/JTAICS.2011.106  Sayfalar 106 - 114 (8034 kere görüntülendi)
Genel Anestezide PEEP Uygulamasının Postoperatif Akciğer Komplikasyonları ve Mortaliteye Etkisi Nedir?


PEEP uygulamasının genel anestezi altında solunum fonksiyonlarını düzelttiği bilinmektedir. PEEP uygulanan hastalarda postoperatif mortalite ve pmömoni gibi komplikasyon risklerini azalttığı konusu henüz bilinmemektedir. İntraoperatif PEEP uygulanmasının postoperatif mortalite ve solunum komplikasyonları üzerine etkileri hakkındaki tartışma sonuçlarının henüz yetersiz bulunduğu görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Anestezi, Ventilasyon, PEEP, Postoperatif motalite ve solunum hasarı.
What is the effect of positive end-expiratory pressure (PEEP) on postoperative pulmonary complications and mortality during anaesthesia ?


We know that PEEP can improve respiratory function during a general anaesthetic. We do not know whether patients who receive PEEP have a lower risk of postoperative mortality or respiratory complications such as pneumonia. There is currently insufficient evidence to make conclusions about how intraoperative PEEP affects postoperative mortality and respiratory complications.
Keywords: Anaesthesia, Ventilation, PEEP, Postoperative mortality and respiratory failure.

KLINIK ARAŞTIRMA
2.
Yoğun Bakımda Adalet: Türkiye’de Yoğun Bakım Çalışanları Hangi Kabul/Taburcu Ölçütlerini Kullanıyor?
Justice in Intensive Care: What Admission/Discharge Criteria are used by Intensive Care Practitioners in Turkey?
Aslıhan Akpınar, Nermin Ersoy
doi: 10.5222/JTAICS.2011.115  Sayfalar 115 - 125 (2121 kere görüntülendi)
AMAÇ: Türkiye’de yoğun bakım çalışanlarının yoğun bakım ünitesine (YBÜ) hasta kabul/taburcu kararlarında kullandıkları ölçütlerin belirlenmesidir.
YÖNTEMLER: Bu çalışma 2004–2006 yıllarında 3 ulusal kongrede ve e-posta grubunda anket formuyla yürütüldü. Yirmi ölçüt içeren form araştırmacılar tarafından hazırlandı. YBÜ çalışanlarının, karar alırken verdiği öncelikler tıbbi ve toplumsal yarar ile sosyal değer başlıklarında sorgulandı. Yanıtlar ile YBÜ çalışanlarının kişisel ve mesleki özelliklerinin ilişkisi Ki-Kare testi ile değerlendirildi, p<0,05 anlamlı kabul edildi.
BULGULAR: Katılımcıların 228’i hekim, 136’sı hemşireydi (N=364). Hekimlerin %82,3’ü, hemşirelerin %53,7’si YBÜ hasta kabul/taburcu kararlarına katıldığını bildirdi. Katılımcıların %70,9’u kaynakların sınırlılığı nedeniyle triyaj kararı veriyordu. Tıbbi fayda ölçütleri en fazla önem verilen grup olarak saptandı. Tıbbi fayda ölçütlerine verilen önem mesleki özellikler yanında sosyo-demografik özelliklerden de etkilendi. Katılımcıların çoğunluğu hekim olan %50,3’ü bir sosyal değer ölçütü olan hastanın yaşına önem verdi (p<0,05). Hastanın kendi yaşam kalitesi değerlendirmesi katılımcıların %33,2’si için önemliydi ve çoğunluğu hemşireler oluşturuyordu (p<0,05). Toplumsal fayda açısından YBÜ çalışanlarının en fazla önem verdiği ölçüt tedavinin bilimsel biginin gelişimine katkısıydı (%54,4).
SONUÇ: Etik açıdan YBܒne kabul taburcu kararlarında tıbbi fayda ölçütlerinin önemsemesi uygundur. Ancak hastanın yaşı ya da tedavinin bilimsel bilginin gelişimine katkısı ölçütlerinin önemsenmesi uygun değildir. Bu durum triyaj politikalarının oluşturulmasının gerekliliğini düşündürmektedir. Bununla birlikte tıbbi-etik karar verme sürecine hasta savunuculuğu rolü öne çıkan hemşirelerin katılımı sağlanmalıdır.
OBJECTIVE: To assess the criteria on patient admission and discharge decisions of intensive care professionals in Turkey.
METHODS: This trial was accomplished in three national congresses and via e-mail group by using a self-administered questionnaire between 2004 and 2007. The questionnaire included 20 criteria of medical and societal benefits and social worth. Relationship between attached importance to the criteria and characteristics of the participants were analyzed by chi-squared test and p<0.05 was accepted significant.
RESULTS: Of the participants 228 were physicians and 136 nurses (N=364), 82.3% of the physicians and 53.7% of the nurses were participated in admission/discharge decisions in their units. Of those 70.9% claimed that they made triage decisions because of scarce resources. Medical benefit appeared the most important criteria group. Given importance to medical benefit criteria were affected by socio-demographic characteristics besides professional ones. 50.3% of the participants which the majority was physicians gave importance to a social benefit criteria, patient’s age (p<0.05). 33.2% which mostly nurses gave priority to patient’s self quality of life assessment (p<0.05). In terms of societal benefit, the most given importance was contribution of the treatment to the scientific knowledge (54.4%).
CONCLUSION: Ethically, priority of the medical benefit criteria is appropriate on admission and discharge decisions. However, giving importance to contirbution of the treatment to the scientific knowledge or patient’s age are not. Therefore, it has been concluded that the guidelines of triage need to be establidhed. In addition nurses whom having patient’s advocacy role should take part in medical-ethical decision-making process.

3.
Obez gebelerde entübasyon güçlügünün belirlenmesinde prediktif testlerin önemi
The importance of predictive tests on determination of intubation difficult for obese pregnants
Münevver Alıç, Handan Birbiçer, Önder Kurku
doi: 10.5222/JTAICS.2011.126  Sayfalar 126 - 133 (2384 kere görüntülendi)
AMAÇ: Obez gebelerde genel anestezi uygulamalarında hava yolunun sağlanması ve sürdürülmesi zor olup, başarısız entübasyon anestezi ile ilgili maternal morbidite ve mortalitenin en önemli nedenini oluşturmaktadır. Entübasyon güçlüğünü belirlemede birçok prediktif test kullanılmaktadır. Bu çalışmada amacımız obez gebelerde zor entübasyonun belirlenmesinde prediktif testlerin önemini değerlendirmektir
YÖNTEMLER: Genel anestezi altında sezaryan operasyonu yapılan 252 gebenin dosyaları ve anestezi kayıtları geriye yönelik tarandı. Olguların vücut kitle indeksi (VKİ), sternomental mesafe (SMM) ve tiromental mesafe (TMM) ölçümleri, Wilson toplam risk skoru, Modifiye Mallampati sınıflandırması, baş boyun hareketi, geride mandibula, üst dudak ısırma testi (ÜDIT), entübasyon zorluk skalası (EZS), boyun çevresi ölçümü ve ağız açıklığı değerlendirildi ve tüm bu prediktif testler için sensifite, spesifite ve pozitif öngörü değerleri hesaplandı.
BULGULAR: Toplam 252 hastanın 103’nün VKİ >30 kg/m2 üzerinde ve 149’nun VKİ<30 kg/m2 idi. Zor entübasyon insidansı %4 ve zor laringoskopi insidansı %7 olarak saptandı. Yüksek Mallampati skoru, Cormack Lehane grade 3 ve 4, ÜDIT Grade 3, Wilson toplam risk skoru ≥2, boyun çevresinin >40 cm, EZS >5, VKİ >30 kg/m2 ile zor entübasyon arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). Testlerin duyarlılık, seçicilik ve pozitif öngörü değerleri; VKİ (%100, %61, %10), boyun çevresi (%90, %93, %38), TMM (%54, %7, %2), Cormack-Lehane grade 3-4 (%76, %96, %55), ÜDIT grade 3 (%63, %99, %77) olarak saptandı.
SONUÇ: Obez gebelerde zor entübasyon sıklığı daha fazla görülmekte olup bu zorluğun tespitinde preoperatif uygulanabilen ÜDIT ve boyun çevresi ölçümleri öngörüsü en yüksek testlerdir.
OBJECTIVE: There are many predictive tests in determination of diffucult intubation In this study our aim was to evaluate the importance of these tests for determining the difficult intubation.
METHODS: In our study, the files and the anaesthesic records of 252 pregnant who had caesarean section with general anaesthesia were retrospectively scanned. The body mass index (BMI), thyromental distance (TMD), sternomental distance (SMD), Wilson total risk score, Modified Mallampaty clasification, head and neck movement, retrognati, upper lip bite test (ULBT), neck circumfarence, intubation diffucult scale (IDS) of the patients were evaluated. The sensitivity, specificity and positive predictive values of these test were calculated.
RESULTS: Of these 252 patients, BMI was >30 kg/m2 for 103 patients and < 30 kg/m2 for 149 patients. The incidince of difficult intubation and difficult laryngoscopy was 4% and 7%. A significant relation was found between difficult intubation and high mallampati score, Cormac-Lehane grade 3 and 4, ULBT grade 3, Wilson total risk score ≥2, neck circumfarence >40cm, IDS >5, BMI>30 kg/m2 (p< 0.05). The sensitivity, specifity and pozitive predictive values of the tests were, 100%, 61%, 10% for BMI, 90%, 93%, 38% for neck circumfarence, 54%, 7%, 2% for TMD, 76%, 96%, 55% Cormac–Lehane grade 3-4, 63%, 99%, 77% for ULBT grade 3.
CONCLUSION: The prevelance of difficult intubation in obese pregnants are higher than the population and ULBT and neck circumfarence are the most predictive tests for the determination of this difficulty.

4.
Kolonoskopide Sedasyon İçin Propofolün Aralıklı Bolus veya Hedef Kontrollü İnfüzyon Yöntemiyle Uygulanmasının Karşılaştırılması
Comparison of Intermittant Bolus versus Target Controlled Infusion of Propofol Sedation for Colonoscopy
Hakan Dal, Seval İzdeş, Elvin Kesimci, Orhan Kannbak
doi: 10.5222/JTAICS.2011.134  Sayfalar 134 - 142 (2700 kere görüntülendi)
AMAÇ: Elektif kolonoskopilerde, sedasyon için propofolün hedef kontrollü infüzyon veya aralıklı bolus uygulanmasının propofol tüketimi, hemodinami, işlem sırasında hasta konforu ve derlenme üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Etik kurul onayı alınan, ASA I-II, 18–65 yaş arası, 66 hasta alındı. Hastalara remifentanil 0,05 μg kg dk-1 iv başlandıktan 2 dk sonra, propofolün hedef kontrollü infüzyonla (Grup HKİ) veya aralıklı bolus (Grup B) verilmesine göre gelişigüzel yöntemle 2 eşit gruba ayrıldı. Propofol iv yoldan; Grup HKİ’de etki yeri hedef konsantrasyonu 2 µg mL-1, Grup B’de bolus 0,5 mg kg-1 dozda uygulandı. Ramsey Sedasyon Skalası 3-4’e ulaşana kadar Grup HKİ’de konsantrasyon 0,5 µg mL-1 artırılıp, Grup B’de 0,25 mg kg-1 propofol iv uygulandı. Hemodinami ve solunumsal parametreler, propofol tüketimi, işlemi hatırlama, rüya görme, ağrı, hasta memnuniyeti, göz açma ve derlenme zamanı kaydedildi.
BULGULAR: Grup HKİ’de kalp atım hızı, işlemin 1. ve 2. dk’da (p<0,05- p<0,01); Grup B’de işlemin 5. dk’sı hariç tüm ölçüm zamanlarda kontrol değerlerine göre anlamlı yüksekti (p<0.01). Ortalama arter basıncı işlemin 5., 6., 7. ve 8. dakikalarında Grup B’de, Grup HKİ’ye göre anlamlı yüksekti (p<0,05- p<0,01). İşlemi hatırlama, rüya görme, işlem sırasında ağrı duyma, hasta memnuniyeti, toplam propofol dozu, göz açma ve derlenme zamanı bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı.
SONUÇ: Kolonoskopilerde sedasyon amacıyla hedef kontrollü infüzyon ile uygulanan propofolün, aralıklı bolus uygulamaya göre, ilaç tüketimi ve derlenme açısından belirgin bir üstünlük sağlamamasına karşın, işleme hemodinamik yanıtı daha iyi önlediği için seçilebileceğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: We aimed to compare the effects of propofol via target controlled infusion (TCI) or intermittent bolus (B) method on propofol consumption, hemodynamics, patient’s comfort and recovery in colonoscopies.
METHODS: Following Ethical Committee approval, 66 patients, ASA I-II, 18-65 yr were allocated to one of two groups receive propofol either TCI or intermittent bolus (B) supplemented with remifentanil of 0,05µg kg min-1 iv. After 2 minutes, iv propofol was titrated as 0,5 µg mL-1 effect-site concentration and as 0,25 mg kg-1 bolus increments to achieve Ramsey Sedation Score of 3–4 in Group TCI and B respectively. Hemodynamic and respiratory parameters, total propofol requirements, the incidence of recall and dreaming, pain intensity, patient satisfaction, time to opening eyes and recovery were recorded.
RESULTS: Heart rate increased significantly at first 1.-2. min in Group TCI (p<0,05- p<0,01), and at all measurement times except at 5 min in Group B (p<0,01) compared with baseline. Mean arterial pressure was significantly higher in Group B at 5., 6., 7. and 8. min than the values in Group TCI (p<0,05- p<0,01). Recall, dreaming, pain intensity, total propofol dose, time to eye opening, recovery and patient satisfaction did not change between the groups.
CONCLUSION: Our results suggest that propofol TCI does not confer any benefit to bolus propofol in the aspect of drug consumption and recovery profile for sedation in colonoscopy. However, propofol TCI rather than bolus propofol may be a better choice for prevention of hemodynamic response during colonoscopy.

OLGU SUNUMU
5.
Operatif histeroskopilerde, nonkardiyojenik pulmoner ödem, hiponatremi ve venöz hava embolisi: 2 olgu
Noncardiogenic pulmonary edema, hyponatremia and venous air embolus in operative hysteroscopy: 2 cases
Semra Karaman, Ebru Biricik, İlkben Günüşen, Meltem Uyar, Vicdan Fırat
doi: 10.5222/JTAICS.2011.143  Sayfalar 143 - 148 (2317 kere görüntülendi)
Günümüzde histeroskopi eşliğinde yapılan operasyonlar intrauterin patolojilerin tanı ve tedavilerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Histeroskopi, güvenli ve kısa süreli bir işlem olmasına rağmen özellikle operatif histeroskopiler anestezistler açısından dikkat edilmesi gereken birçok riski de beraberinde taşımaktadır. Bu yazıda, operatif histeroskopi uygulaması sırasında nonkardiyojenik pulmoner ödem, hiponatremi ve venöz hava embolisi gelişen 2 olgumuzu sunarak bu komplikasyonların yönetimine dikkat çekmeyi amaçladık.
Nowadays, hysteroscopy guided operations are widely used in the diagnosis and treatment of intrauterine pathologies. Although hysteroscopy is a safe and short procedure, particularly operative hysteroscopy brings along many risks that anesthetists should consider about. In this report, we presented two cases in which pulmonary edema, hyponatremia and venous air embolism developed during the operative hysteroscopy and aimed to draw attention to management of these complications.

6.
CHARGE sendromu olgusunda havayoulu yönetimi (OLGU SUNUMU)
Airway management of CHARGE syndome (CASE REPORT)
Hüseyin Sert, Muhammet Gözdemir, Nuran Kavun Çimen, Bünyamin Muslu
doi: 10.5222/JTAICS.2011.149  Sayfalar 149 - 152 (3674 kere görüntülendi)
CHARGE Sendromu gözde kolobom, kardiyak anomaliler, koana atrezisi, gelişme geriliği, genital hipoplazi ve kulak anomalileri ile kendini gösteren otozomal dominant bir sendromdur. Bu olgu sunusunda kardiyak anomaliler, her iki gözdede iris kolobomu, asimetrik kulak yapısı, sağ kulakta işitme azlığı, yüksek damak, renal kistler, inmemiş testis, bilateral inguinal herni ve doğumsal kalça çıkığı olan 18 aylık hastada inmemiş testis ve bilateral inguinal herni ameliyatındaki anestezi yönetimi, aynı zamanda CHARGE Sendromlu hastalardaki anestezi uygulamalarında ve havayolu sağlamada dikkat edilmesi gereken noktaları vurgulamak istedik.
CHARGE Syndrome is an autosomal dominant disorder in patients with coloboma of the eye, heart disease, atresia of choanae, retarded growth, genital hypoplasia, and ear anomalies. In this case report we described anaesthetic management of a 18 months patient with cardiac anomalities, coloboma of iris, asymetric ear and hearing impairment at right ear, high palate, renal cysts who undergoes bilateral inguinal hernia and undescended testicle operation. We wanted to emphasize points should be considered for patients with CHARGE Syndrome in providing anesthesia and airway.

7.
Rett Sendromlu bir olguda anestezik yaklaşım
Anesthetic management of a case with Rett Syndrome
Tuba Berra Sarıtaş, Kevser Babacan, Gamze Sarkılar, Selmin Ökesli
doi: 10.5222/JTAICS.2011.153  Sayfalar 153 - 158 (3545 kere görüntülendi)
Rett sendromu, özellikle kızları etkileyen, ilerleyici genetik bir bozukluktur. Sıklıkla X'e bağlı bir gen olan MECP2'deki bir mutasyon nedeniyle olur. Kızlardaki mental retardasyonun nedenleri arasında Down sendromundan sonra ikinci sıradadır. Solunum bozuklukları, EEG ve EKG anormallikleri, spastisite, ileri evrelerde kas yıkımı ve distoni, periferik motor bozukluk, skolyoz preanestezik hazırlık ve anestezi uygulaması özen ve hassasiyet gerektirmektedir. Biz bu olgu sunumunda Rett Sendromunda anestezik yaklaşımı tartışmak istedik.
Rett syndrome (RS) is a progressive genetic disorder affecting mainly females. It is usually caused by a mutation in X-linked gene MECP2. After Down syndrome, Rett syndrome is the second leading cause of mental retardation seen in girls. Respiration disorders, EEG and EKG abnormalies, spasticity, advanced muscle wasting and dystonia, peripral motor disfunction scoliosist require precision and attention in preoperative peripheral motor dysfunction, scoliosos require precision, and attention in preoperative preparation and anesthetic management. We want to evaluate the anesthetic management of Rett Syndrome in this case presentation.

8.
Lipit İnfüzyonu Kullanılarak Başarıyla Tedavi Edilen Bir Lokal Anestezik Toksisitesi (Olgu Sunumu)
Local Anesthetic Toxicity Managed Successfully with Lipid Infusion (Case Report)
Mehmet Anıl Süzer, Mehmet Özgür Özhan, Mehmet Burak Eşkin, Bülent Atik, Ceyda Çaparlar
doi: 10.5222/JTAICS.2011.159  Sayfalar 159 - 163 (3618 kere görüntülendi)
Lokal anestezik (LA) toksisitesi periferik sinir bloğu tekniklerinin mortalitesi en yüksek komplikasyonudur. LA’lerin yanlışlıkla intravasküler uygulanması ya da emniyet sınırının üzerindeki dozlarda kullanımı toksisitenin en sık nedenleridir. Son yıllarda lipid emülsiyonu infüzyonlarının standart resüsitasyon uygulamalarına yanıt vermeyen toksisite durumlarında başarıyla kullanıldığına dair olgu sunumları bildirilmektedir. Bu olgu sunumunda enfekte diz protezinin çıkarılması için siyatik + femoral sinir bloğu uygulanmasını takiben LA toksisitesi gelişen ve kardiyak arrest gelişmeden önce uygulanan lipit infüzyonu ile başarı ile tedavi edilen bir hastamızı sunmayı amaçladık.
Local anesthetic (LA) toxicity is the most fatal complication of peripheral nerve block techniques. Inadverdent intravascular administration or high-dose use of LAs above safety margin are the main causes of toxicity. In recent years, some case reports about successful treatment of LA toxicity with lipid infusion exist in the literature which were unresponsive to standart resuscitation efforts. We aimed to report a patient who suffered from a LA toxicity after sciatic + femoral nerve block for removal of an infected knee prothesis and successfully treated with lipid infusion before development of cardiac arrest.

EDITÖRE MEKTUP
9.
Pediatrik bir olguda kateter girişimine bağlı femoral ven hasarı ve başarısız sıvı resüsitasyonu
Femoral vein damage related to intravenous catheter in a pediatric case and ineffective fluid resuscitation
Nilgün Çolakoğlu, Güniz Meyancı Köksal, Müge Nural, Yusuf Tunalı, Özlem Korkmaz Dilmen, Eren Fatma Akçıl
doi: 10.5222/JTAICS.2011.164  Sayfalar 164 - 166 (2001 kere görüntülendi)
Makale Özeti | Tam Metin PDF