Turk J Anaesthesiol Reanim: 44 (6)
Volume: 44  Issue: 6 - December 2016
Hide Abstracts | << Back
1.Should we Administer Antifungal Drugs Before the Diagnosis of Invasive Fungal Infection in Non-Neutropenic Critically Ill Patients?
Andrea Cortegiani, Vincenzo Russotto, Santi Maurizio Raineri, Cesare Gregoretti, Antonino Giarratano
doi: 10.5152/TJAR.2016.0010  Pages 276 - 278 (616 accesses)
Abstract | Full Text PDF

2.Appropriate Treatment of Invasive Candidiasis in ICU: Timing, Colonization Index, Candida Score & Biomarkers, Towards de- Escalation?
Francesco Giuseppe De Rosa, Silvia Corcione, Giorgia Montrucchio, Luca Brazzi, Giovanni Di Perri
doi: 10.5152/TJAR.2016.0011  Pages 279 - 282
Abstract | English Full Text

3.Antifungal Treatment Strategies in the ICU: Beyond Meta-analysis
Francesco Giuseppe De Rosa, Silvia Corcione, Giorgia Montrucchio, Luca Brazzi, Giovanni Di Perri
doi: 10.5152/TJAR.2016.0012  Pages 283 - 284
Abstract | English Full Text

4.Dying with or Because of Invasive Fungal Infection? The Role of Immunity Exhaustion on Patient Outcome
Andrea Cortegiani, Vincenzo Russotto, Santi Maurizio Raineri, Cesare Gregoretti, Antonino Giarratano
doi: 10.5152/TJAR.2016.0013  Pages 285 - 286
Abstract | English Full Text

EXPERIMENTAL RESEARCH
5.The Effect of Anakinra on Paclitaxel-Induced Peripheral Neuropathic Pain in Rats
Ufuk Kuyrukluyıldız, İlke Kupeli, Zehra Bedir, Özgür Özmen, Didem Onk, Bahadır Süleyman, Renad Mammadov, Halis Süleyman
doi: 10.5152/TJAR.2016.02212  Pages 287 - 294 (541 accesses)
Amaç: Paklitaksel kanser tedavisinde kullanılan ve IL-1 Beta ilişkili periferal nöropati meydana getirebilen bir ilaçtır. Primer amacımız Paklitaksel ilişkili periferal nöropatik ağrıda Anakinra'nın analjezik etkinliğini araştırmak iken bir diğer hedefimiz ise anakinranın analjezik etkinliği ile antioksidan aktivitesi arasında korelasyon olup olmadığını araştırmaktır.
Yöntemler: Toplamda 24 Albino Wistar deney hayvanları, paklitaksel uygulanan kontrol (PAC), paklitaksel+50 mg kg-1 anakinra (PAC-50), paklitaksel+100 mg kg-1 anakinra (PAC-100) ve herhangi bir işlem uygulanmayan sağlıklı gruplara (HG) ayrıldı. Tüm hayvan gruplarının normal pençe ağrı eşikleri Basile Aljezimetre kullanılarak ölçüldükten sonra, sıçanların PAC, PAC-50 ve PAC-100 gruplarına paklitaksel 2 mg kg-1 tek doz 1, 3, 5, ve 7. günlerde intraperitoneal olarak toplam dört kez uygulandı. Son Paklitaksel dozundan sonra sıçanlara intraperitoneal yoldan Anakinra verildi.Tüm sıçanların pençe ağrı eşikleri son paklitaksel dozundan sonra ayrıca Anakinra verildikten 1 ve 3 saat sonra ölçüldü. Üçüncü saatteki ölçümden hemen sonra sıçanlar yüksek doz ketamin anestezisi ile öldürülerek ayak pençe dokuları çıkartıldı. Pençe dokularında malondialdehit, myeloperoksidaz ve total glutatyon düzeyleri ölçüldü ve IL-1β gen ekspresyonu tayini yapıldı. Elde edilen biyokimyasal sonuçlar HG grubu ile; pençe ağrı eşikleri ise son paklitaksel dozu sonrası ile Anakinra 1. ve 3. saatler karşılaştırılarak değerlendirildi.
Bulgular: Elli ve 100 mg kg-1 anakinra uygulanan hayvanların ayak pençesinde ağrı eşiği birinci ve üçüncü saatlerde anlamlı düşüş gösterdi. Ayrıca anakinra uygulanan PAC-100 grubunun analjezik aktivitesi PAC-50 grubundan daha fazla saptandı. 100 mg kg-1 Anakinra'nın antioksidan ve analjezik aktiviteleri arasında korelasyon bulundu.
Sonuç: Anakinra paklitaksele bağlı nöropatik ağrının azaltılmasında yararlı olabilir. Ayrıca 100 mg kg-1 anakinra daha etkin analjezik ve antioksidan aktivite sağlayabilir.
Objective: Paclitaxel is used in the treatment of cancer, and it may cause interleukin-1 beta (IL-1β)-related peripheral neuropathic pain. While our primary aim was to investigate the analgesic efficacy of an IL-1β antagonist, a secondary outcome was to assess whether a correlation exists between analgesic effects and antioxidant activity.
Methods: A total of 24 albino Wistar male rats were divided into the following groups: paclitaxel-control, paclitaxel+50 mg kg−1 anakinra, paclitaxel+100 mg kg−1 anakinra and healthy group (HG). After the normal paw pain threshold in all animal groups was measured using a Basile algesimeter, a single dose of 2 mg kg−1 paclitaxel was intraperitoneally administered on the 1st, 3rd, 5th and 7th days. Anakinra was intraperitoneally administered following the final paclitaxel administration. The paw pain thresholds in the groups were measured before and seven days after paclitaxel administration and at the 1st and 3rd hours after anakinra administration. After the third hour of measurement, the rats were killed with high doses of ketamine, and the paw tissues were removed. Malondialdehyde, myeloperoxidase and total glutathione levels were measured in claw tissues, and IL-1β gene expression was determined. The biochemical results were compared with the results of the HG; in the meanwhile the claw pain threshold results were compared with the results obtained after the last paclitaxel and the results obtained from the 1st and 3rd hours after the anakinra application.
Results: The claw paw pain threshold of the rats decreased one and three hours after anakinra administration. Further, 100 mg kg−1 anakinra had greater analgesic activity than 50 mg kg−1 anakinra. A correlation was found between the antioxidant and analgesic activities of 100 mg kg−1 anakinra.
Conclusion: Anakinra may be useful to reduce paclitaxel-induced neuropathic pain; further, 100 mg kg−1 anakinra may have greater analgesic and antioxidant activities.

CLINICAL RESEARCH
6.Predictive Value of Brain Arrest Neurological Outcome Scale (BrANOS) on Mortality and Morbidity After Cardiac Arrest
Cengiz Şahutoğlu, Mehmet Uyar, Kubilay Demirağ, Hasan İsayev, Ali Reşat Moral
doi: 10.5152/TJAR.2016.38802  Pages 295 - 300 (688 accesses)
Amaç: Kardiyak arrest sonrası prognoz tahmini için çeşitli skorlama sistemleri ve parametreler mevcuttur. Bu skorlama sistemlerinden bir tanesi olan BrANOS (Brain Arrest Neurological Outcome Scale); kardiyak arrest süresi, Glasgow koma skala puanı ve kranial bilgisayarlı tomografide (BT) ölçülen Hounsfield Ünitesi’nden oluşur. Bu çalışmanın amacı kardiyak arrest sonrası mortalite ve morbidite üzerine BrANOS’un etkinliğini araştırmaktır.
Yöntemler: Üç yıl boyunca Yoğun Bakım Ünitesi’ne yatan kardiyak arrest hastaları retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınma kriterleri hastanın 18 yaşından büyük olması, kranial BT çekilmesi ve arrest sonrası 24 saatten fazla hayatta kalması idi. Yaş, cinsiyet, tanı, kardiyak arrest süresi, hastanede kalış, mortalite, Glasgow sonuç skoru (GSS) ve BrANOS puanı kaydedildi. Çalışmanın birincil sonlanım noktası kardiyak arrest sonrası 24 saatten fazla hayatta kalan hastalarda BrANOS puanı ile mortalite arasındaki ilişkiyi saptamaktır. İkincil sonlanım noktaları ise arrest sonrası iki yıllık yaşam beklentisini ve GSS’u belirlemektir.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 57±17 yıl (33 kadın, 67 erkek) idi. Yoğun Bakım Ünitesi mortalitesi %57 iken; ortalama BrANOS puanı 10,3±3,2 idi. Hayatta kalan ve ölenler arasında BrANOS skoru açısından anlamlı fark vardı (8,8±3,2’ye karşı 11,6±2,7; p<0,001). ROC analizi ile BrANOS için eğri altındaki alan 0,733 olarak saptandı. BrANOS değerinin >14 olması %100 doğrulukla mortaliteyi öngördü. Nörolojik sekelsiz tüm hastalar onun altında BrANOS değerine sahipti. BrANOS değeri ile GSS istatiksel olarak ilişkili bulundu (p<0,001). Arrest sonrası 24 saat hayatta kalan hastalarda iki yıllık yaşam beklentisi ise %31’di.
Sonuç: Bu çalışma BrANOS’un kardiyak arrest sonrası prognozun tahminde güvenilir veriler sağladığını göstermiştir.
Objective: There are several prediction scales and parameters for prognosis after a cardiac arrest. One of these scales is the brain arrest neurological outcome scale (BrANOS), which consists of duration of cardiac arrest, Glasgow Coma Scale score and Hounsfield unit measured on cranial computed tomography (CT) scan. The objective of this study is to investigate the effectiveness of BrANOS on predicting the mortality and disability after a cardiac arrest.
Methods: We retrospectively investigated cardiac arrest patients who were hospitalized in our intensive care unit (ICU) within a 3-year period. Inclusion criteria were age over 18 years old, survival of more than 24 hours after cardiac arrest and availability of cranial CT. We recorded the age, sex, diagnosis, duration of cardiac arrest and hospital stay, mortality, Glasgow Outcome Score (GOS) and BrANOS score. The primary endpoint of the study was to establish the relationship between mortality and BrANOS score in patients who survived for more than 24 hours after a cardiac arrest. The secondary endpoint of the study was to determine the 2-year life expectancy and GOS after cardiac arrest.
Results: The mean age of the patients was 57±17 years (33 females, 67 males). ICU mortality rate was 57%. The BrANOS mean score was 10.3±3.2. There was a significant difference between survivors and non-survivors in terms of the BrANOS score (8.8±3.2 vs. 11.6±2.7; p<0.001). BrANOS reliably predicted the survival with a ROC area under the curve of 0.733. The scale of >14 predicted death with 100% accuracy. All the patients without disability had a BrANOS score of <10. The BrANOS score also correlated well with GOS (p<0.001). The 2-year life expectancy rate was 31% in patients who survived more than 24 hours after a cardiac arrest.
Conclusion: In this study, we demonstrated that BrANOS provided reliable data for prognostic evaluation after a cardiac arrest.

7.Ultrasonographic Measurement of Subglottic Diameter for Paediatric Cuffed Endotracheal Tube Size Selection: Feasibility Report
Demet Altun, Mukadder Orhan Sungur, Achmet Ali, Emre Sertaç Bingül, Tülay Özkan- Seyhan, Emre Çamcı
doi: 10.5152/TJAR.2016.60420  Pages 301 - 305 (686 accesses)
Amaç: Bu fizibiliti çalışmasının amacı pediyatrik hastalarda uygun büyüklükte kaflı endotrakeal tüpün (ETT) öngörülmesinde ultrasonografinin (USG) ilk girişim başarısını araştırmaktır.
Yöntemler: Çalışmaya 1-10 yaş arası adenoidektomi veya adenotonsillektomi için endotrakeal entübasyon ile genel anestezi alan 50 çocuk dahil edilmiştir. Bütün katılımcılarda subglottik havayolunun transvers çapı krikoid kartilaj seviyesinden ventilasyon yapılmadan ultrasonografi ile ölçülmüştür. izin verilen maksimum ETT dış çapı (DÇ) ölçülen sublottik havayolu çapına göre seçilmiştir. Tüpün trakeadan geçişi sırasında dirençle karşılaşılması halinde veya havayolu basıncı >25 cm H2O’da duyulabilen kaçak varlığında ETT iç çapı (iÇ) 0,5 mm olan bir başkasıyla değiştirilmiştir. Eğer havayolu basıncı <10 cm H2O’da duyulabilen kaçak varsa veya kaf basıncı >25 cm H2O’ya ulaşmıyorsa veya tepe havayolu basıncı ventilasyon sırasında >25 cm H2O ise tüp bir büyük çapla değiştirilmiştir. En iyi uyan ETT Dǒı iǒa dönüştürülmüştür. En uygun iÇ, ETT değiştirme ihtiyacı, ultrasonografi ile havayolu çapı ölçüm süresi, ve tepe havayolu basınçları kaydedilmiştir.
Bulgular: Ultrosonografi ile ilk deneme başarı oranı %86, ETT 5 hastada bir numara büyük olan, 2 hastada bir numara küçükle değiştirilmiştir.
Sonuç: Bulgularımız USG ile ölçülen subglottic çapın uygun pediyatrik ETT çapının belirlenmesinde daha güvenilir bir belirleyici olduğunu göstermiştir.
Objective: The aim of this feasibility study was to investigate the first attempt success of ultrasonography (USG) in paediatric patients in predicting an appropriate cuffed endotracheal tube (ETT) size.
Methods: Fifty children who were 1-10 years of age and who received general anaesthesia with endotracheal intubation for adenoidectomy or adenotonsillectomy were enrolled in the study. In all participants, the transverse diameter of the subglottic airway was measured with USG at the cricoid level without ventilation. The outer diameter (OD) of the maximum allowable ETT was chosen according to the measured subglottic airway diameter. In the presence of resistance to passage of the tube into the trachea or in the absence of an audible leak at airway pressure of >25 cm H2O, the ETT was replaced with a tube whose internal diameter (ID) was 0.5 mm smaller. If a leak was audible at airway pressures of <10 cm H2O, if a seal could not be achieved with a cuff pressure of >25 cm H2O or if a peak airway pressure of >25 cm H2O was observed during ventilation, the tube was changed to a tube one size larger. The OD of the best-fit ETT was converted to the ID. The best-fit ID, the requirement for ETT replacement, the duration of airway diameter measurement by USG and the peak airway pressure were recorded.
Results: The success rate of the first attempt with USG was 86%; the ETT was replaced in five patients with a tube one size larger and in two patients with a tube one size smaller.
Conclusion: Our findings show the subglottic diameter measured by USG to be a reliable predictor in estimating the appropriate paediatric ETT size.

8.Comparison of Intraabdominal and Trocar Site Local Anaesthetic Infiltration on Postoperative Analgesia After Laparoscopic Cholecystectomy
Gülsüm Altuntaş, Ömer Taylan Akkaya, Derya Özkan, Mehmet Murat Sayın, Şener Balas, Elif Özlü
doi: 10.5152/TJAR.2016.75983  Pages 306 - 311 (679 accesses)
Amaç: Bu çalışmada; laparoskopik kolesistektomi olgularında multimodal analjezi yöntemi olarak trokar yerine, ve intraperitoneal lokal anestezik uygulamasının postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntemler: Elektif laparoskopik kolesistektomi cerrahisi geçirmesi planlanan, 20-70 yaş, American Society of Anesthesiologists (ASA) fizyolojik skoru I-III 90 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara aynı genel anestezi stratejisi uygulandı. Olgular kapalı zarf yöntemi ile randomize olarak üç gruba ayrıldı; Grup I (n=30): Torakar yerlerine lokal anestezik (20 mL %0,5 bupivakain) infiltrasyonu uygulanan hastalar. Grup II (n=30): Trokarlardan geçirilen ayrı bir kataterle intraperitoneal lokal anestezik (20 mL %0,5 bupivakain) uygulanan hastalar. Grup III (n=30): Hem trokar yerlerine hem de intraperitoneal alana salin uygulanan hastalar. Hastalara iv Hasta Kontrollü Analjezi (HKA) yöntemiyle 24 saat süresince postoperatif analjezi uygulamasına başlandı. Her hastaya ondansetron 4 mg iv uygulandı. Hastaların 1., 2., 4., 8., 12., 24. saat Görsel Analog Skala (Visual Analogue Scale-VAS), bulantı kusma, omuz ağrısı değerlendirildi. VAS 5 ve üzeri olan hastalara ek analjezik olarak non steroidal anti inflamatuar ilaç (NSAİİ) (deksketoprofen 50 mg) iv uygulandı.
Bulgular: Gruplar arasında demografik ve klinik özellikler yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Tüm izlem zamanları içerisinde Grup I’in VAS düzeyi sırasıyla; Grup II ve III’ e göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arasında bulantı kusma sıklığı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yokken (p=0,058), omuz ağrısı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olup Grup I ve II'ye göre Grup III'te omuz ağrısı daha sık görülmekteydi (p<0,05). Toplam morfin tüketimi Grup I'e göre Grup II ve III'te istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001 ve p<0.001). Ayrıca, Grup II'ye göre Grup III'te toplam morfin tüketimi istatistiksel anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Ek analjezik ihtiyacı da Grup I ve II'ye göre Grup III'te daha yüksekti (p<0,05).
Sonuç: Yaptığımız araştırmanın sonucunda, laparoskopik kolesistektomi olgularında trokar insizyon yerine lokal anestezik infiltrasyonunun intraperitoneal uygulamaya göre uygulanması kolay, güvenilir, postoperatif analjezi üzerine etkin, morfin tüketimi ve yan etki sıklığı az olan bir yöntem olması nedeniyle daha yaygın kullanılabileceği kanaatindeyiz.
Objective: This study aimed to compare the efficacy of local anaesthetic infiltration to trocar wounds and intraperitoneally on postoperative pain as a part of a multimodal analgesia method after laparoscopic cholecystectomies.
Methods: The study was performed on 90 ASA I-III patients aged between 20 and 70 years who underwent elective laparoscopic cholecystectomy. All patients had the same general anaesthesia drug regimen. Patients were randomized into three groups by a closed envelope method: group I (n=30), trocar site local anaesthetic infiltration (20 mL of 0.5% bupivacaine); group II (n=30), intraperitoneal local anaesthetic instillation (20 mL of 0.5%) and group III (n=30), saline infiltration both trocar sites and intraperitoneally. Postoperative i.v. patient controlled analgesia was initiated for 24 h. In total, 4 mg of i.v. ondansetron was administered to all patients. Visual analogue scale (VAS), nausea and vomiting and shoulder pain were evaluated at 1., 2., 4., 8., 12., 24. hours. An i.v. nonsteroidal anti-inflammatory drug (NSAID) (50 mg of dexketoprofen) as a rescue analgesic was given if the VAS was ≥5.
Results: There were no statistical significant differences between the clinical and demographic properties among the three groups (p≥0.005). During all periods, VAS in group I was significantly lower than that in groups II and III (p<0.001). Among the groups, although there was no significant difference in nausea and vomiting (p=0.058), there was a significant difference in shoulder pain. Group III (p<0.05) had more frequent shoulder pain than groups I and II. The total morphine consumption was higher in groups II and III (p<0.001 vs p<0.001) than in group I. The requirement for a rescue analgesic was significantly higher in group III (p<0.05).
Conclusion: Trocar site local anaesthetic infiltration is more effective for postoperative analgesia, easier to apply and safer than other analgesia methods. Morphine consumption is lesser and side effects are fewer; therefore, this method can be used as a part of common practice.

9.Evaluation of the Analgesic Efficacy of Dexketoprofen Added to Paracetamol
Dilek Ceyhan, Ayten Bilir, Mehmet Sacit Güleç
doi: 10.5152/TJAR.2016.89106  Pages 312 - 316 (644 accesses)
Amaç: Multimodal analjezi postoperatif ağrının tedavisinde tercih edilen bir metodtur, analjezik ilaçların aditif etkisi yan etkilerden kaçınmaya olanak sağlar. Bu çalışmada postoperatif ağrıda deksketoprofen ve parasetamol kombinasyonunun etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.
Yöntemler: Non-malin jinekolojik laparatomi geçirecek 96 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize 3 gruba ayrıldı. Grup D’ye operasyon bitiminden 15 dakika önce, postoperatif 8. ve 16. saatlerde 50 mg intravenöz deksktoprofen verildi. Grup P’ye 1 gr intravenöz parasetamol, Grup DP’ye 500 mgr parasetamol + 25 mgr deksketoprofen intravenöz olarak aynı zamanlarda verildi. Tüm hastalara postoperatif morfin infüzyonu uygulandı. Postoperatif 24. saatin sonunda total morfin tüketimi, visual analog skala, hasta memnuniyeti ve yan etkiler değerlendirildi.
Bulgular: Grup DP'deki 24.saatteki vizüel analog skala diğer gruplara göre düşük bulundu, ve bu düşüklük Grup D ile karşılaştırıldığında istatiksel yönden anlamlı idi. Her 3 grup arasında morfin tüketimi açısından fark bulunmadı. En az sayıda yan etki Grup DP idi.
Sonuç: Jinekolojik abdominal cerrahide deksketoprofen ve parasetamol birlikteliğinin morfinle kullanımı iyi analjezi ve daha az yan etki sağlamaktadır.
Objective: Multimodal analgesic methods are preferred for the treatment of postoperative pain; as a result, the additive effects of analgesics are provided while probable side effects are avoided. The current study aimed to compare the effects of the combination of dexketoprofen and paracetamol with regard to postoperative pain therapy.
Methods: Ninety-six patients who underwent non-malignant gynaecological laparotomy operations were included in this study. Patients were randomized into 3 groups. Group D received 50 mg intravenous dexketoprofen 15 minutes before the end of the operation and 8 and 16 hours after the operation. Group P received 1 g intravenous paracetamol and Group DP received the combination of 500 mg paracetamol and 25 mg dexketoprofen at the same time intervals. All patients received morphine infusion after operation. Total morphine consumption at 24 hours, visual analog scale, patient satisfaction and side effects were investigated.
Results: Comparison of the visual analog scale scores revealed that the Group DP presented lower scores at 24th hours compared to the other groups; and the difference between Group DP and Group D was statistically significant. Total morphine consumption was not significantly different between the three groups. The minimum number of side effects was observed in the Group DP
Conclusion: Co-administration of paracetamol, dexketoprofen and morphine provided good analgesia and fewer side effects in gynaecological abdominal surgery.

CASE REPORT
10.Failed Mask Ventilation due to Air Leakage around the Orbit in a Patient with a History of Radical Maxillofacial Surgery with Orbital Exenteration
Reiko Horishita, Kenji Kayashima
doi: 10.5152/TJAR.2016.68889  Pages 317 - 319 (556 accesses)
Yetmiş iki yaşındaki bir erkek hastaya (boy: 160 cm, ağırlık: 53 kg) sol renal ve uterin septum rezeksiyonu uygulanması planlandı. Hasta 14 yıl öncesinde, sağ maksiller sinüste oluşan ve orbita tabanına yayılım gösteren yassı epitel hücreli karsinoma tedavisi için orbital ekzenterasyon ile birlikte sağ radikal maksillofasiyel cerrahi geçirmiş. Anestezist, maskenin hastanın yüzüne uygun olmasına rağmen, orbita çevresindeki yapışkan bant hareket ettiği için, indüksiyon boyunca maske ventilasyonunun uygulanmasında zorluk yaşadı. Acil olarak yapılan endotrakeal entübasyon, desatürasyon olmadan başarılı bir şekilde uygulandı. Postoperatif incelemede nazal kavite ile orbita arasındaki temasın ameliyattan 9 yıl önce çekilen bilgisayarlı tomogramlarda görülebildiği ortaya çıktı. Hasta yapışkan bant etrafındaki hava kaçağını hissedebiliyordu. Anestezistin lezyonu direkt olarak gözlemlemek için yapışkan bandı çıkarması ve temasın maske ventilasyonunda zorluğa neden olabileceğini farketmesi gerekiyordu. Bilgisayarlı tomografi kullanarak havayollarının detaylı bir şekilde incelenmesi ve görüşmelerin dikkatli yapılmasıyla, havayolları daha iyi anlaşılabilir ve benzer olaylardan kaçınılabilir.
A 72-year-old male (height: 160 cm, weight: 53 kg) was scheduled to undergo left renal and male with ans uterine tract resection. The patient had previously undergone right radical maxillofacial surgery with orbital exenteration 14 years before the present operation to treat squamous cell carcinoma of the right maxillary sinus, with tumour invasion to the orbital floor. An anaesthesiologist encountered difficulty in performing mask ventilation during the induction of anaesthesia in the patient, despite a good mask fit on the face, because the adhesive tape around the orbit had moved. Urgent endotracheal intubation was successful without desaturation. A postoperative examination revealed that a communication between the nasal cavity and the orbit was visible on computed tomograms obtained nine years before the surgery. The patient felt the air leakage around the adhesive tape. The anaesthesiologist should have removed the adhesive tape to directly observe the lesion and should have realised that the communication might cause difficulty in mask ventilation. Careful examination of the airways using computed tomography and precise interviews may improve the understanding of patients’ airways and may help avoid similar events.

LETTER TO THE EDITOR
11.Unconventional Method of Repairing the Inflation Line of Ambu Laryngeal Mask Airway
Rafat Shamim, Ashutosh Kaushal, Rudrashish Haldar
doi: 10.5152/TJAR.2016.65471  Pages 320 - 321 (592 accesses)

12.Intraoperative Fluid Therapy: Revision is Desirable
Enrico Giustiniano, Fabio Procopio
doi: 10.5152/TJAR.2016.26539  Pages 322 - 323 (569 accesses)

13.REVIEWER LIST

Page 324 (460 accesses)