Turk J Anaesthesiol Reanim: 44 (2)
Volume: 44  Issue: 2 - April 2016
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Critical Incident Reporting System in Teaching Hospitals in Turkey: A Survey Study
Emine Aysu Şalvız, Saadet İpek Edipoğlu, Mukadder Orhan Sungur, Demet Altun, Mehmet İlke Büget, Tülay Özkan Seyhan
doi: 10.5152/TJAR.2016.75133  Pages 59 - 70 (696 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Kritik olay (KO) bildirim sistemi (KOBS) ve morbidite-mortalite toplantıları (MMT) hastalarda ortaya çıkabilecek riskleri belirleme avantajı sunar. Bunlar; kritik olayların analiz ve sonuçlarına göre klinisyen, hemşire, personel (insan hataları) davranışlarının ve hatta sistemin (insan ve/veya teknik hatalar) değiştirilmesiyle sağlık-bakım sisteminde hasta güvenliğini iyileştirilmede anahtar rol oynarlar.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Türkiye’deki tüm Üniversite (ÜH) ile Eğitim ve Araştırma Hastanelerinden (EAH) (n=114) seçilen uzman ve/veya daha kıdemli pozisyondaki bir anestezist ile irtibat kuruldu. Bu çalışmada ÜH ile EAH’de çalışan anestezistlerin KOBS ve MMT açısından imkanları ile aynı zamanda KO’lar hakkındaki bilgileri, deneyimleri ve davranışları tarafımızca araştırıldı.
BULGULAR: Yüz on dört eğitim hastanesinden 81 anestezist anketimizi yanıtladı. Anestezistlerin %96,3’ü KO bildirimini bir gereklilik olarak görmesine rağmen, sadece %37 bilim dalının/hastanenin KOBS’sinin olduğu belirtildi. KOBS’si olan anestezistlerin yalnız %23,3’ü KO’yu ‘beklenmeyen/istenmeyen olay’ şeklinde doğru tanımladı. Hastanelerin %60,5’inde MMT olduğu bildirildi. Bunlarla birlikte, anestezistlerin %96’sı KOBS ve MMT’nin KO ile karşılaşma sıklığını düşürdüğüne inandığını açıkladı. KO gelişimi ÜH’de ve EAH’de sırasıyla 4 [1-5]/10 ve 3 [1-5]/10 olarak insan hatasına bağlandı (p=0,005). Her iki hastane modelinde de teknik hatalar 3 [1-5]/10 olarak değerlendirildi (p=0,498).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türkiye Anestezi bilim dallarındaki/hastanelerindeki KOBS ile ilgili olarak yapılan bu ilk çalışma; TC Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan bir güvenlik raporlama sistemi olmasına rağmen, KO bilgisinin, KOBS farkındalığının ve Anestezi bilim dalları/eğitim hastanelerindeki sistem kullanımının yetersizliğini göstermektedir.
INTRODUCTION: Critical incident reporting systems (CIRS) and morbidity–mortality meetings (MMMs) offer the advantages of identifying potential risks in patients. They are key tools in improving patient safety in healthcare systems by modifying the attitudes of clinicians, nurses and staff (human error) and also the system (human and/or technical error) according to the analysis and the results of incidents.
METHODS: One anaesthetist assigned to an administrative and/or teaching position from all university hospitals (UHs) and training and research hospitals (TRHs) of Turkey (n=114) was contacted. In this survey study, we analysed the facilities of anaesthetists in Turkish UHs and TRHs with respect to CIRS and MMMs and also the anaesthetists’ knowledge, experience and attitudes regarding CIs.
RESULTS: Anaesthetists from 81 of 114 teaching hospitals replied to our survey. Although 96.3% of anaesthetists indicated CI reporting as a necessity, only 37% of departments/hospitals were reported to have CIRS. True definition of CI as “an unexpected /accidental event” was achieved by 23.3% of anaesthetists with CIRS. MMMs were reported in 60.5% of hospitals. Nevertheless, 96% of anaesthetists believe that CIRS and MMMs decrease the incidence of CI occurring. CI occurrence was attributed to human error as 4 [1–5]/10 and 3 [1–5]/10 in UHs and TRHs, respectively (p=0.005). In both hospital types, technical errors were evaluated as 3 [1–5]/10 (p=0.498).

DISCUSSION AND CONCLUSION: This first study regarding CIRS in the Turkish anaesthesia departments/hospitals highlights the lack of CI knowledge and CIRS awareness and use in anaesthesia departments/teaching hospitals in Turkey despite a safety reporting system set up by the Turkish Ministry of Health.

2.Intubation of a Paediatric Manikin in Tongue Oedema and Face-to-Face Simulations by Novice Personnel: a Comparison of Glidescope, Airtraq and Direct Laryngoscopy
Zehra İpek Arslan, Canan Turna, Nevin Esra Gümüş, Kamil Toker, Mine Solak
doi: 10.5152/TJAR.2016.09582  Pages 71 - 75 (803 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Glidescope ve Airtraq entübasyonu kolaylaştırmak ve havayolu anatomisini öğretmek için geliştirilmişlerdir. Biz, bu havayolu araçlarının deneyimsiz personelce kullanımlarındaki etkinliklerini normal havayolu, dil ödemi ve yüz yüze entübasyon modellerinde değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Lokal İnsan Araştırmaları Etik Kurulu onayı alındıktan sonra tıp fakültesi 3. sınıf başlangıcında olan 36 öğrenci çalışmaya dahil edildi. Glidescope ve Airtraq ile pediyatrik maket üzerinde üç havayolu modelinde (sırasıyla); normal havayolu, dil ödemi ve yüz yüze entübasyon yapmışlardır.
BULGULAR: Yerleştirme ve entübasyon süreleri gruplar arasında benzer olmasına rağmen, Glidescope’un entübasyon başarı oranı normal havayolunda (%100 ve %67) ve dil ödeminde (%89 ve 50%) ile Airtraq’den fazladır (p=0,008 ve p=0,009). Maket üzerinde yüz yüze entübasyon başarı oranı gruplar arasında benzerdi (%50) (p=0,7). Manevra gereksinimi Glidescope grubunda normal ve dil ödemi modellerinde daha azdı (p=0,02 ve 0,002). Ek olarak, Glidescope ile özofagus entübasyonu normal ve dil ödeminde azdı (p=0,03 ve p<0,001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Deneyimsiz personel Glidescope ile Airtraq’e kıyasla trakeayı daha kolay entübe etmişlerdir. Glidescope ile entübasyon, normal ve dil ödemi modellerinde Airtraq’ten üstündür. Yüz yüze entübasyon başarı oranları hem Glidescope hem de Airtraq grubunda düşük bulunmuştur.
INTRODUCTION: Glidescope and Airtraq were designed for facilitating intubation and for teaching regarding the airway anatomy. We aimed to evaluate their efficacy in normal airway, tongue oedema and face-to-face orotracheal intubation models when used by novice personnel.
METHODS: After the local human research ethics committee approval, 36 medical students who were in the beginning of their third year were enrolled in this study. After watching a video regarding intubation using one of these devices, the students intubated a paediatric manikin with a Glidescope or Airtraq via the normal airway, tongue oedema and face-to-face approach.
RESULTS: Although the insertion and intubation times were similar among the groups, the intubation success rate of the Glidescope was higher in the normal airway (100% vs 67%) and tongue oedema (89% vs. 50%) compared with the Airtraq (p=0.008 and p=0.009). The success rates with the paediatric manikin by the face-to-face approach were similar among the groups (50%) (p=0.7). The need for manoeuvres in the Glidescope was lower in the normal and tongue oedema models (p=0.02 and p=0.002). In addition, oesophageal intubation was low in the control and tongue oedema models with the Glidescope (p=0.03 and p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Novice personnel could more easily intubate the trachea with the Glidescope than with the Airtraq. Intubation with the Glidescope was superior to that with the Airtraq in the normal and tongue oedema models. The face-to-face intubation success rates were both low with both the Glidescope and Airtraq groups.

3.Airtraq, LMA CTrach and Macintosh Laryngoscopes in Tracheal Intubation Training: A Randomized Comparative Manikin Study
Ayten Saraçoğlu, Didem Dal, Ömer Baygın, Fevzi Yılmaz Göğüş
doi: 10.5152/TJAR.2016.79553  Pages 76 - 80 (579 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Hastalar ile doğrudan temasa izin vermeden önce öğrencilerin simülatörler üzerinde eğitimi kabul edilen bir tekniktir. Daha önce entübasyon deneyimi olmayan tıp öğrencileri tarafından gerçekleştirilen Airtraq, Laryngeal Mask Airway (LMA) CTrach ve Macintosh laringoskop ile trakeal entübasyonu karşılaştıran klinik veya manken - bazlı bir simülasyon çalışması bulunmamaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Yazılı bilgilendirilmiş onamların ardından, 123 katılımcı çalışmaya dahil edildi. Katılımcılardan rastgele her bir cihaz ile mankeni beş kez entübe etmeleri istendi. Tüm öğrenciler beşinci entübasyonu tamamladıktan sonra ölçümler yapıldı. Primer amaç birinci denemede başarı oranı, başarılı entübasyon zamanı, ikincil amaç dental travma, zorluk Görsel Analog Ölçeği ve optimizasyon manevralarını belirlemekti.
BULGULAR: Entübasyon girişim sayısı LMA CTrach grubunda anlamlı olarak daha yüksekti. Başarılı entübasyon için ortalama süre LMA CTrach grubunda en uzundu (17,66±8,22 sn, p<0,05). Öğrenciler öğrenme ve kullanma bakımından Airtraq’i en kolay, Macintosh laringoskopu ise en zor olarak tanımladı. Dental travma şiddeti Airtraq grubunda diğer gruplardan anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05) ve %81,1’inde 0 bulundu. Baş ekstansiyon optimizasyon manevra oranı Airtraq ile karşılaştırıldığında Macintosh laringoskop grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Farklı türde laringoskopların karşılaştırıldığı bu çalışmada Airtraq’in kısa entübasyon süresi, daha az ek optimizasyon manevraları, daha düşük dental travma şiddeti ve daha kolay öğrenilebilirliği ile avantajlı olduğu ortaya konulmuştur.
INTRODUCTION: Training students on simulators before allowing their direct contact with patients is well accepted. There is no clinical or manikin-based simulation study in the literature comparing tracheal intubation with Airtraq, laryngeal mask airway (LMA) CTrach and Macintosh laryngoscopes performed by medical students having no prior intubation experience.
METHODS: After obtaining written informed consents, 123 participants were included in the study. The participants were asked to intubate the manikin five times with each device randomly. After all the participants had completed their fifth intubations, the measurements were performed. The primary outcome variables were the first-attempt success rate and the time for a successful intubation, while the secondary outcome variables were to determine the scores of dental trauma, the difficulty visual analogue scale and the optimization manoeuvres.
RESULTS: The LMA CTrach group revealed a significantly higher number of intubation attempts. The mean time for a successful intubation was the longest in the LMA CTrach group (17.66±8.22 s, p<0.05). Students defined the Airtraq as the easiest to use and the Macintosh laryngoscope as the most difficult device to use and learn. Dental trauma severity was significantly lower in the Airtraq group than in the other groups (p<0.05), and it was found to be 0 in 81.1% in the Airtraq group. The head extension optimization manoeuvre rate was significantly higher with the Macintosh laryngoscope than with the Airtraq laryngoscope (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: This study, in which different types of laryngoscopes were compared, revealed that the Airtraq laryngoscope has advantages, such as shorter intubation duration, less additional optimization manoeuvres, less dental trauma intensity and is easier to learn compared with the LMA CTrach and Macintosh laryngoscopes.


4.Comparing the Laryngeal Mask Airway, Cobra Perilaryngeal Airway and Face Mask in Children Airway Management
Beyza Tekin, Zehra Hatipoğlu, Mediha Türktan, Dilek Özcengiz
doi: 10.5152/TJAR.2016.19970  Pages 81 - 85 (871 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamız elektif inguinal bölge cerrahisi uygulanan pediyatrik olgularda havayolu açıklığı sağlamak için kullanılan laringeal maske, Cobra perilaringeal airway ve yüz maskesinin spontan ventilasyon sırasında etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif inguinal bölge cerrahisi uygulanacak 1-14 yaş arası 90 olgu çalışma kapsamına alındı. Üç gruba ayrılan hastalara anestezi indüksiyonunda sevofluran ve %50-50 azot protoksit-oksijen uygulandı. Yeterli anestezi derinliği sağlanarak Grup I ve II’ye supraglottik havayolu gereçleri yerleştirildi. Grup III’e ise yüz maskesi ile devam edildi. Güvenli havayolu sağlamak için geçirilen süre, kaçıncı denemede başarılı olduğu, olguların hemodinamik parametreleri, plato basıncı, pik inspirasyon basıncı, ekspirasyon sonu pozitif basınç indüksiyon sonrası, enstrümantasyon sonrası, peroperatif 5, 10, 15. ve 30. dakikada kaydedildi.
BULGULAR: Hemodinamik parametreler açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Grup II’de enstrümantasyon süresinin daha kısa ve enstrümantasyon başarısının daha yüksek olduğu saptandı. ekspirasyonu sonu, plato ve pik inspirasyon basınçları Grup II’de istatistiksel olarak daha düşük saptandı (p<0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Havayolu güvenliği ve oluşabilecek komplikasyonlar açısından LMA ve Cobra’nın yüz maskesine alternatif olabileceği, Cobra PLA’nın LMA’ya göre daha hızlı ve kolay bir şekilde yerleştirilerek daha düşük havayolu basınçları sağlayacağı kanısına varıldı
INTRODUCTION: We compared the effects of the laryngeal mask airway (LMA), face mask and Cobra perilaryngeal airway (PLA) in the airway management of spontaneously breathing paediatric patients undergoing elective inguinal surgery.
METHODS: In this study, 90 cases of 1–14-year-old children undergoing elective inguinal surgery were scheduled. The patients were randomly divided into three groups. Anaesthesia was provided with sevoflurane and 50%–50% nitrous oxide and oxygen. After providing an adequate depth of anaesthesia, supraglottic airway devices were inserted in the group I and II patients. The duration and number of insertion, haemodynamic parameters, plateau and peak inspiratory pressure and positive end-expiratory pressure of the patients were recorded preoperatively, after induction and at 5, 10, 15 and 30 min peroperatively.
RESULTS: There were no statistical differences between the groups in terms of haemodynamic parameters (p>0.05). In group II, instrumentation success was higher and instrumentation time was shorter than group II. The positive end-expiratory pressure and plateau and peak inspiratory pressure values were statistically lower in group II (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: We concluded that for airway safety and to avoid possible complications, LMA and Cobra PLA could be alternatives to face mask and that the Cobra PLA provided lower airway pressure and had a faster and more easy placement than LMA.

5.Prevention of Withdrawal Movement Associated with the Injection of Rocuronium in Children: Comparison of Paracetamol and Lidocaine
Reyhan Polat, Mine Akın, Gülsen Keskin, Dilek Ünal, Aslı Dönmez
doi: 10.5152/TJAR.2016.20981  Pages 86 - 90 (993 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: İntravenöz (i.v) roküronyum enjeksiyonu sonrası hastaların %50-80’i gibi büyük bir kısmında ağrı görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, genel anestezi altında ameliyat geçirecek çocuk hastalarda, i.v. roküronyum enjeksiyonuna bağlı çekme hareketini önlemede, önceden uygulanan i.v. parasetamolün etkinliğini i.v. lidokain ile karşılaştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Genel anestezi uygulanacak olan 90 hasta basit kura çekme yöntemi ile rastgele iki gruba ayrıldı; parasetamol grubu (Grup P, n=45) ve lidokain grubu (Grup L, n=45). Anestezi indüksiyonunun ardından tansiyon manşonu 75 mm Hg’ya kadar şişirilerek ven oklüzyonu uygulandı ve Grup P’de i.v. 50 mg parasetamol, Grup L’de i.v. 0,5 mg kg-1 lidokain uygulandı. Ven oklüzyonu 60 saniye (sn) sonra açıldı 0,6 mg kg-1 roküronyum 5 sn’de enjekte edildi. Hastalarda gözlenen hareketler, 4 puanlık bir skala [0: hareket yok, 1: sadece bilekte hareket var, 2: sadece kolda hareket var (dirsek/omuz), 3: bir ekstremiteden daha yaygın hareket] ile değerlendirildi.
BULGULAR: Kol çekme hareketinin sıklığı parasetamol ve lidokain gruplarında sırasıyla %42 ve %26 olarak tespit edildi (p=0,120). Çekme hareketi görülmeyen ve hafif çekme hareketi görülen hasta sayıları bakımından gruplar arasında fark yokken, orta şiddette çekme hareketi görülen hasta sayısı Grup L ile karşılaştırıldığında, Grup P’de anlamlı olarak fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da hastaların hiçbirinde yaygın hareket görülmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Ven oklüzyonu tekniği kullanılarak uygulanan 50 mg parasetamol, roküronyum enjeksiyon ağrısına bağlı çekme hareketini çocuk hastaların %58’inde engeller, ancak orta şiddette çekme hareketini önlemede lidokain kadar etkili değildir.
INTRODUCTION: Pain from rocuronium injection is observed in 50%–80 % of patients. This study aimed to compare the effectiveness of pretreatment with paracetamol and lidocaine in preventing pain-induced withdrawal caused by the intravenous injection of rocuronium during the induction of general anaesthesia in paediatric patients.
METHODS: Ninety children were randomized into two groups using a simple drawing from the box method: a paracetamol group (Group P, n=45) and a lidocaine group (Group L, n=45). After anaesthesia induction, venous occlusion was applied by a paediatric cuff inflated to a pressure of 75 mmHg and by 50 mg paracetamol and 0.5 mg kg−1 lidocaine was injected in Groups P and L, respectively. Venous occlusion was then released, followed by rocuronium injection (0.6 mg kg−1). Withdrawal was evaluated using a 4-point scale (1, no response; 2, movement at the wrist only; 3, movement/withdrawal involving arm only (elbow/shoulder) and 4, generalized response, movement/withdrawal in more than one extremity).
RESULTS: The incidence of withdrawal movement was 42% and 26% in the Groups P and L, respectively (p=0.120). Although no significant differences were noted in the number of patients who had no withdrawal movement and mild withdrawal movement in Groups P and L, compared with Group L, the incidences of moderate withdrawal movement were significantly higher in Group P (p<0.05). No patient in either group revealed generalized movement.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Using a venous occlusion technique, pretreatment with 50 mg paracetamol can prevent withdrawal movement caused by rocuronium injection in children but is not as effective as lidocaine to prevent moderate withdrawal movement.

6.The Efficacy of Femoral Block and Unilateral Spinal Anaesthesia on Analgesia, Haemodynamics and Mobilization in Patients undergoing Endovenous Ablation in the Lower Extremity
Tülün Öztürk, Eralp Çevikkalp, Funda Nizamoglu, Alper Özbakkaloğlu, İsmet Topcu
doi: 10.5152/TJAR.2015.66933  Pages 91 - 95 (785 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı, alt ekstremite venöz yetmezlikli hastalarda endovasküler lazer ile ablasyon anında, femoral sinir bloğu ve tek taraflı spinal blok yöntemlerinin, perioperatif analjezi, hemodinami ve mobilizasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif, tek taraflı alt ekstremitede endovasküler lazer yöntemi ile varis cerrahisi planlanmış, ASA I-II hastalar, tek taraflı, hemi-spinal anestezi grubu (Grup HS, n=20) veya femoral blok grubuna (Grup F, n=20) randomize edildiler. Grup HS’ de, 7,5-10 mg heavy bupivakain ile, tek taraflı spinal anestezi, grup F’ de, 100 mg prilokain ile, ultrason rehberliğinde femoral blok uygulandı. Post-operatif derlenmede 0, 1, 2, 3 ve 6. saatlerde, motor blok düzeyi (Bromage skoru), vizüel ağrı skoru, ortalama kalp atım hızı, ortalama arter basıncı kaydedildi.
BULGULAR: Perioperatif vizüel ağrı skoru değerleri, her iki grup olgularında da <4 idi. Ek analjezik ajan gerektirmediler. Postoperatif bromaj skorları grup F’de, grup HS’dekinden anlamlı olarak daha düşük idi (p>0,01). Motor fonksiyonlar, postoperatif 3. saatte Group F’ de ve 6. saatte grup HS’de tüm hastalarda geri dönmüştü. Operasyon sonrası ortalama kalp atım hızı ve arter basıncı gruplar arasında farklılık göstermedi (p>0,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Endovenöz lazer ablasyon işlemi uygulanan alt ekstremite venöz yetmezlikli hastalarda, ultrason rehberliğinde femoral blok ile tek taraflı spinal anestezi uygulamaları arasında benzer analjezik etkinlik sağlandığı görüldü. Ayrıca, Femoral blok grubunda, anestezi süresi ve mobilize olma süresi daha kısa idi.
INTRODUCTION: This study aimed to investigate the efficacy of femoral block and unilateral spinal anaesthesia on analgesia, haemodynamics and mobilization during endovenous ablation in patients with lower extremity venous insufficiency.
METHODS: Forty patients of ASA physical status I and II, with ages ranging between 30 and 45 years, and who were scheduled for endovenous laser ablation for varicose veins were prospectively enrolled in this study. Patients were randomized into a unilateral spinal anaesthesia group (group HS, n=20) or a femoral block group (group F, n=20). Group HS received 7.5–10 mg of heavy bupivacaine for unilateral spinal anaesthesia, while group F received 100 mg prilocaine for femoral block with ultrasound guidance. The level of motor blockage (Bromage score), visual pain score, mean heart rate and mean arterial pressures were recorded at postoperative 0, 1, 2, 3d and 6 h, respectively.
RESULTS: Perioperative visual pain score values in both groups were <4. None of the groups required an additional analgesic agent. Bromage scores were significantly lower in group F than in group HS during the postoperative period (p<0.01). Motor function returned to normal in all patients at 3 h in group F and at 6 h in group HS. Postoperative mean heart rate and arterial pressure did not differ between the groups (p>0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In patients with lower extremity venous insufficiency who were undergoing endovenous laser ablation, an ultrasound-guided femoral block provided similar analgesia with that of unilateral spinal anaesthesia. In group F, the duration of anaesthesia and mobilization time was shorter.

CASE REPORT
7.Anaesthetic Management of a Patient with Brugada Syndrome
Halide Hande Şahinkaya, Erdem Yaşar, Zeki Tuncel Tekgül, Burcu Özalp Horsanalı, Ertaç Özeroğlu
doi: 10.5152/TJAR.2016.22230  Pages 96 - 98 (575 accesses)
Brugada Sendromu, malign aritmilere yatkınlığı olan, elektrokardiyografide (EKG) sağ dal bloğu ve sağ prekordiyal derivasyonlarda (V1-3) kalıcı ST segment elevasyonu bulunan, yapısal kalp hastalığı olmayan, etiyolojisi belirlenememiş bir hastalıktır. Biz bu yazıda, preoperatif anestezi değerlendirmesi sırasında annesinin kalp nedenli erken yaşta ölümü tespit edilen 35 yaşında asemptomatik Brugada sendromlu hastada anestezi yönetimini tartışmayı amaçladık. Sonuçta, anestezi değerlendirmesinde özgeçmişin detaylı sorgulanması, laboratuvar ve görüntüleme tetkik sonuçlarının dikkatli incelenmesi birçok hastalığın erken tanısında yarar sağladığı gibi iyi bir anestezi yönetiminin de temelini oluşturur düşüncesindeyiz.
Brugada Syndrome is a condition with an undetermined aetiology and a tendency for malignant arrhythmias, an electrocardiographic pattern of a right bundle branch block with persistent ST segment elevation in the right precordial leads (V1–V3) and no association with structural heart disease. We aimed to discuss the anaesthetic management of an asymptomatic 35-year-old patient with Brugada syndrome who had been diagnosed during the pre-anaesthetic assessment because of the family history of the early sudden cardiac death of his mother. As a result, we believe that detailed patient history and careful examination of laboratory tests and electrocardiography are crucial for early diagnosis of some diseases and for successful anaesthetic management.

8.Sugammadex in a Patient with Brugada Syndrome
Ebru Biricik, Zehra Hatipoğlu, Çağatay Küçükbingöz
doi: 10.5152/TJAR.2016.60973  Pages 99 - 101 (1029 accesses)
Brugada Sendromu ilk kez 1992 yılında Pedro Brugada tarafından tanımlanan, ani kalp durması ile sonuçlanabilen ventrikül aritmileri ile karakterize genetik bir sendromdur. Bu sendromda özellikle sağ dal bloğu ve sağ prekordiyal derivasyonlarda ST segment elevasyonu gözlenmektedir. Perioperatif birçok farmakolojik ve fizyolojik faktör bu malign aritmileri tetikleyebilir. Nadir görülen bir durum olmasına rağmen ölümcül komplikasyonlarla seyredebildiğinden Brugada Sendromunda anestezi uygulaması önem arz etmektedir. Brugada sendromlu hastaların ameliyatlarında birçok anestezi ilacı uygulanmıştır. Bu makalede sugammadeks kullanımının genel anestezi uygulanan Brugada sendromlu hastadaki yeri tartışıldı.
Brugada Syndrome was first described in1992 by Pedro Brugada as a genetic syndrome that is characterized by ventricular arrhythmias that may result in sudden cardiac arrest. In particular, a right bundle branch block and ST segment elevation in the right precordial leads are observed. Many perioperative pharmalogical and physiological factors can trigger malignant arrhythmias. Although it is a rare condition, the anaesthestic management of Brugada syndrome is important because of the potentially fatal complications. Many anaesthetics have been administered during the operation of patients with Brugada Syndrome. The use of sugammadex instead of the anaesthetic management of patients with Brugada syndrome is discussed in this study.

9.Safe Anaesthesia Management in a Child with Congenital Long QT Syndrome
Mustafa Özgür, Ayhan Köseoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2016.25348  Pages 102 - 104 (979 accesses)
Uzun QT sendromu (UQTS) baş dönmesi, bayılma, hayatı tehdit eden ventrikül ritim bozuklukları ve ani kardiyak ölüm gibi klinik bulgularla ortaya çıkabilen bir kalp repolarizasyon bozukluğudur. Etiyolojisi doğumsal veya edinsel olabilir (1, 2). UQTS’nin kalıtsal formu potasyum kanallarının oluşumundan sorumlu genlerdeki mutasyon ile ilişkilidir. İyatrojenik formu ise daha çok ilaçlara ve elektrolit dengesizliğine bağlıdır. İdiyopatik veya kalıtsal UQTS, QT aralığının uzaması, özellikle emosyonel veya fiziksel streslerin tetiklediği taşiaritmiler, senkop atakları ve hatta ani ölüm ile karakterize bir hastalıktır (3). Sıklığı 1/3000-1/5000 arasındadır (4). Dikkatli anamnez alınmadığı zaman sıklıkla epileptik nöbetlerle karıştırılabilir. Tanının gecikmesi hayatı tehdit eden durumlara neden olabilir. Bu olgu sunumunda doğuştan UQTS olan ve preoperatif değerlendirmede UQTS tanısı konan yedi yaşındaki hastaya uyguladığımız anestezi yönetimi tartışıldı.
Long QT syndrome is a cardiac repolarisation disorder that can occur with clinical symptoms such as dizziness, fainting, life-threatening arrhythmias and sudden cardiac death, and its incidence is increasing in the general population. A careful anaesthetic management is required for patients with this syndrome because of the risk of torsades de pointes and malignant arrhythmias. In this case report, we discuss the anaesthetic management of a seven-year-old patient with congenital long QT syndrome that was diagnosed during the preoperative evaluation.

10.Anaesthetic Management for Appendectomy in a Patient with Situs Inversus Totalis
Alparslan Koç, Yalçın Sönmez, Onur Balaban
doi: 10.5152/TJAR.2016.33716  Pages 105 - 107 (927 accesses)
Situs inversus totalis, dektrokardi ile birlikte tüm iç organların zıt pozisyonda olması sendromu olarak bilinen kalıtsal bir durumdur. Hastaların çoğu asemptomatik olup normal yaşamlarını devam ettirmektedirler. Kartagener sendromu akılda tutulmalı ve iyi bir anamnezle ekarte edilmelidir. Situs inversus totalisli hastalarda acil durumlarda tanı zorlaşabilir. Hastanın kendi durumundan haberdar edilmesi ve bunu klinisyene söylemesi tanıyı kolaylaştıracaktır. Akut apandisit acil servise başvuran acil girişim gerektiren durumların başında gelir. Apandisit belirtileri sol alt kadranda görülebilir ve tanı zorlaşabilir. Bu olgu sunumunda acil apendektomi yapılan bir olgu nedeni ile situs inversus durumunda anestezi yönetimi tartışıldı.
Situs inversus totalis is a congenital syndrome, in which all the internal organs are in the opposite position, including dextrokardia. Most patients are asymptomatic and maintain their normal life. Kartagener syndrome may accompany situs inversus totalis. Diagnosis may be overlooked in patients with situs inversus totalis in emergency situations. Patients with this syndrome should inform the clinician as this will facilitate the diagnosis. Acute appendicitis is an emergency situation that would require urgent intervention. Appendicitis symptoms can be observed in the left lower quadrant of patients. We present a case concerning the anaesthetic management of a patient with situs inversus undergoing an emergency appendectomy.

11.Postoperative Respiratory Failure in a Patient with Undiagnosed Myastenia Gravis
Funda Özel, Ali Aydın Altunkan, Mustafa Azizoğlu
doi: 10.5152/TJAR.2016.03274  Pages 108 - 110 (603 accesses)
Myastenia gravis (MG) nikotinik asetilkolin reseptörlerine karşı antikor gelişmesiyle oluşan otoimmün bir hastalıktır. Hastalarda nondepolarizan kas gevşeticilere karşı aşırı duyarlılık söz konusudur. Roküronyum ve veküronyum gibi steroid yapılı nondepolarizan kas gevşeticileri seçici şekilde bağlayarak etkilerini ortadan kaldırır. Bu olgu sunumunda preoperatif tanı konmamış myastenia gravisli hastada roküronyum ve sugammadeks kullanımı sonrası gelişen rekürarizasyon ve solunum yetmezliği tablosunu sunmak istedik.
Myasthenia gravis (MG) is an autoimmune disease caused by the development of antibodies against the nicotinic acetylcholine receptor. There is hypersensitivity against non-depolarizing muscle relaxants in these patients. Sugammadex eliminates the effects of steroid non-depolarizing muscle relaxants, such as rocuronium and vecuronium, by selectively encapsulating their molecules. In this case report, we present a case of recurarization and respiratory failure after the use of sugammadex and rocuronium in a patient with preoperatively undiagnosed myasthenia gravis.

12.Whole Lung Lavage in a Pulmonary Alveolar Proteinosis Patient with Severe Respiratory Failure
Canan Salman Önemli, Deniz Ayhan Çatal
doi: 10.5152/TJAR.2016.45477  Pages 111 - 115 (1005 accesses)
Pulmoner alveoler proteinozis (PAP), surfaktanın alveol makrofajlarınca temizlenmesindeki eksiklik sonucunda oluşan nadir görülen bir interstisyel akciğer hastalığıdır. Bu hastalığın ana patolojisini lipid ve proteinden zengin maddenin alveol içinde birikimi oluşturur. PAP etyolojik olarak otomimmün (primer), kalıtsal ve sekonder olmak üzere üç tipe ayrılmaktadır. Erişkinlerde en sık görülen şekli otoimmün PAP’dır. Bu şekilde, özellikle şiddetli olgularda sıklıkla uygulanan tedavi tüm akciğer lavajıdır. Genel anestezi altında uygulanan bu işlemde, alveollerde biriken materyalin yıkama ile uzaklaştırılması amaçlanmaktadır. Bu yazıda şiddetli solunum yetmezliği olan PAP hastasında anestezi altında uygulanan tüm akciğer lavajı sunulmuştur.
Pulmonary alveolar proteinosis (PAP) is a rare interstitial lung disease that develops as a result of defects in the clearance of surfactant by alveolar macrophages. The accumulation of lipid- and protein-rich substances in the alveoli constitutes the main pathology of this disease. PAP has three types of aetiology: autoimmune (primary), congenital and secondary. The most common form in adults is autoimmune PAP. Whole lung lavage is a commonly performed method for treatment of this form of disease, especially in more severe cases. Performed under general anaesthesia, the material deposited in the alveoli is removed by washing. In this paper, we present a whole lung lavage under anaesthesia in a PAP patient who had severe respiratory failure.

LETTER TO THE EDITOR
13.Successful Anaesthetic Management of Elderly Patients with Leprosy
Bahadır Kösem
doi: 10.5152/TJAR.2016.94468  Page 116 (549 accesses)