Turk J Anaesthesiol Reanim: 43 (3)
Volume: 43  Issue: 3 - June 2015
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL RESEARCH
1.Comparison of Patient Costs in Internal Medicine and Anaesthesiology Intensive Care Units in a Tertiary University Hospital
İskender Kara, Fatma Yıldırım, Dilek Yumuş Başak, Hamit Küçük, Melda Türkoğlu, Gülbin Aygencel, İsmail Katı, Lale Karabıyık
doi: 10.5152/TJAR.2015.81994  Pages 142 - 148 (1419 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Gayri Safi Milli Hasıladan (GSMH) sağlığa ayrılan payın kısıtlı olması, sağlık işletmelerinin profesyonel yönetimini bir ihtiyaç haline getirmiştir. Hem hastane yöneticilerinin hem de çalışan personelin hastane maliyetleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gerekmektedir. Bu işletmelerde ileri teknoloji ve uzmanlık gerektiren yoğun bakım üniteleri gibi bölümlerin maliyetleri önemli bir yere sahiptir. Bu amaçla maliyet analiz çalışmaları hem sağlık işletmelerinin genelinde hem de özellik taşıyan birimler için ayrı ayrı yapılmalıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Biz bu çalışmamızda hastanemiz iç hastalıkları ve anesteziyoloji yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatan hastaların maliyet analizlerini kabaca yaparak karşılaştırmayı amaçladık.
BULGULAR: Bu çalışma için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu’ndan onay alındıktan sonra Ocak 2012-Ağustos 2013 tarihleri arasında (20 aylık sürede) Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gazi Hastanesi İç hastalıkları YBÜ ve Anesteziyoloji YBܒlerinde 24 saatten daha fazla yatarak tetkik ve tedavi edilen 855 hastanın gelir ve gider verileri hastanemiz bilgi işlem ve fatura bölümlerinden alınarak değerlendirildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonunda İç hastalıkları YBÜ ve Anesteziyoloji YBÜ arasında hasta özelliklerinden ve yapılan işlemlerden kaynaklanan bariz farklılıklar olduğunu gördük. Bu farklılıkların özellikle hizmet geri ödemesi yapan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından dikkate alınması gerektiğini belirttik. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan ödemelerin YBÜ maliyetlerini karşılamadığını gösterdik.
INTRODUCTION: The allocation of the Gross Domestic Product (GDP) to health is limited, therefore it has made a need for professional management of health business. Hospital managers as well as employees are required to have sufficient knowledge about the hospital costs. Hospital facilities like intensive care units that require specialization and advanced technology have an important part in costs. For this purpose, cost analysis studies should be done in the general health business and special units separately.
METHODS: In this study we aimed to compare the costs of anaesthesiology and internal medicine intensive care units (ICU) roughly.
RESULTS: After approval of this study by Gazi University Faculty of Medicine Ethics Committee, the costs of 855 patients that were hospitalized, examined and treated for at least 24 hours in internal medicine and anaesthesiology ICUs between January 2012-August 2013 (20 months period) were taken and analyzed from chief staff of the Department of Information Technology, Gazi University Hospital.
DISCUSSION AND CONCLUSION: At the end of the study, we observed clear differences between internal medicine and anaesthesiology ICUs arising from transactions and patient characteristics of units. We stated that these differences should be considered by Social Security Institution (SSI) for the reimbursement of the services. Further, we revealed that SSI payments do not meet the intensive care expenditure.

2.Radiological Evaluation of the Line Between the Crista Iliaca (Tuffier’s line) in Elderly Patients
Burcu Özalp Horsanalı, Zeki Tuncel Tekgül, Murat Yaşar Özkalkanlı, Zehra Hilal Adıbelli, Özgür Esen, Fulya Yılmaz Duran
doi: 10.5152/TJAR.2015.35761  Pages 149 - 153 (1010 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Tuffier çizgisi, her iki iliak kristanın en yüksek noktalarını birleştiren, genellikle 4. lomber vertebranın gövdesi veya 4 ve 5. lomber vertebralar arasından geçen çizgidir. Bu çalışmada yaş ve cinsiyetteki değişimlerle Tuffier çizgisinin seviyesi arasındaki korelasyon radyolojik olarak değerlendirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada antero-posterior pelvis grafisi kayıtları olan 18 yaş ve üstü 590 hasta retrospektif olarak incelendi. Grafilerde Tuffier çizgisinin vertebra kolonuyla kesiştiği noktalar L4 vertebra korpusu, L4-5 intervertebral aralık, L5 vertebra korpusu olarak belirlendi. Hastaların cinsiyetleri, yaşları ve Tuffier çizgisinin geçtiği vertebra seviyeleri kaydedildi. Veriler ki-kare testi ile değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmada 317 kadın hastanın 115’inde (%37,8) Tuffier çizgisinin L4 vertebra korpusu, 126’sında (%40) L4-5 intervertebral aralık, 76’sında (%22,2) L5 vertebra korpusu seviyesinden geçtiği görüldü. Tuffier çizgisinin L5 vertebra korpusu seviyesinden geçmesinin kadın hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0,00). 273 Erkek hastada cinsiyet ile Tuffier çizgisi seviyesi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Çalışmada her bir dekadlık yaş grubu için Tuffier çizgisinin geçtiği vertebra seviyeleri ile, grupların ortalama yaşının yüksekliği arasında anlamlı korelasyon olmadığı saptandı (p=0,939).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tuffier çizgisinin geçtiği vertebra seviyesinin yaş ve cinsiyet gibi faktörlere bağlı olarak kabul edilen noktadan farklı seviyelerden geçebileceği akılda tutulmalıdır. Özellikle kalp ve solunum sistemi yönünden yüksek riskli kadın hastalarda rejyonal anestezi uygulamasına bağlı gelişecek komplikasyon riskini azaltmak ve cerrahi uygulanmasına olanak sağlayacak spinal blok seviyesini elde etmek için Tuffier çizgisinin seviyesi, fizik muayenenin yanı sıra AP pelvis grafisi gibi radyolojik bir tetkikle kesin olarak belirlenmelidir.
INTRODUCTION: Tuffier’s line is defined as the line connecting the highest points of both iliac crests, which generally passes through either the body of the fourth lumbar vertebra or the intervertebral space between fourth and fifth vertebrae. In this study, we assessed the radiological correlation of the level of Tuffier’s line with changes in age and sex.
METHODS: In this study, antero–posterior pelvic X-rays of 590 patients aged 18 and older were retrospectively analyzed. It is revealed that Tuffier’s line crosses the vertebral column at one of three levels, which are the L4 vertebral body, L4-L5 vertebral interspace and L5 vertebral body. Patients’ sex, age and vertebral level of the Tuffier’s line were recorded. Data was analyzed using the chi-square test.
RESULTS: The assessment of the X-rays of 317 female patients showed that Tuffier’s Line passes through the L4 vertebral body in 115 (37.8%), through the L4-L5 intervertebral space in 126 (40%) and through the L5 vertebral body in 76 (22.2%) patients. A Tuffier’s line passing through the level of the L5 vertebral body was found to be statistically significant in female patients (p=0.00). No significant relevance was found between male gender and the level of Tuffier’s line in 273 male patients. It is found that the height of the vertebral levels that Tuffier’s line crosses does not correlate with mean age of the groups (p=0.939).
DISCUSSION AND CONCLUSION: It should be considered that Tuffier’s line can cross at vertebral levels other than anticipated. The level of Tuffier’s line should be precisely determined with supplementary radiological methods, such as AP pelvic X-ray in addition to physical examination, to reduce the complications in association with regional anesthesia and to achieve sensorial block levels sufficient to sustain a comfortable surgery, particularly in female patients who carry higher cardiac and respiratory risks.

3.Investigation of Effects of Epidural Anaesthesia Combined with General Anaesthesia on the Stress Response in Patients Undergoing Hip and Knee Arthroplasty
Yeliz Sağlık, Dilek Yazıcıoğlu, Osman Çiçekler, Haluk Gümüş
doi: 10.5152/TJAR.2015.26818  Pages 154 - 161 (994 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Genel anestezi ve genel anestezi ile birlikte uygulanan epidural anestezinin, adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortizol, glukoz ve insülin düzeylerinin yanı sıra hemodinamik değişiklikler ile değerlendirilen stres yanıt üzerindeki etkilerinin araştırılmasıdır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: : Kalça ve diz artroplastisi yapılan, Amerikan Anestezistler Derneği fizyolojik durumu I-II olan, 42 hasta rastgele genel anestezi (Grup G) ve genel anestezi+epidural anestezi (Grup E) gruplarına ayrıldı. Epidural anestezi; Grup E’deki hastalara %0,5 bupivakain ile uygulandı, lomber epidural kateter yerleştirildi. Duyu bloğunun T10 seviyesine ulaştığı tespit edildikten sonra hastalara genel anestezi uygulandı. Genel anestezi; her iki grupta da standardize edildi. Plazma ACTH, kortizol insülin ve glukoz düzeyleri, preoperatif=t1, cerrahi insizyondan sonra=t2, postoperatif 2. saat=t3 ve 24. saat=t4’te ölçüldü. Hastaların perioperatif kalp hızı, kan basınçları ve postoperatif ağrı skorları ve morfin tüketimleri tespit edildi.
BULGULAR: ACTH, Grup G’de, Grup E’den yüksekti [Grup G,
t2: 71,4±39,9 pg mL-1 ve t3: 578,6±566,1 pg mL-1, Grup E’de
t2: 20,2±16,2 pg mL-1, t3: 56,3±73,6 pg mL-1 (p<0,001)]. Kortizol, Grup G’de, Grup E’den yüksekti [Grup G, t3: 33,4±13,1 µg dL-1,
t4: 34,1±22,5 µg dL-1 ve Grup E, t3: 19,1±10,3 µg dL-1,
t4: 21,3±8,1 µg dL-1 (p=0,001 ve p=0,002)]. Her iki grupta da insülin postoperatif 24. saatte ve glukoz postoperatif 2 ve 24. saatlerde preoperatif düzeylere göre yüksek bulundu. Grup E’de hemodinamik değişkenler daha dengeli seyretti. Grup G’de hastaların ağrı skorları ve morfin tüketimi, Grup E’den yüksek bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Büyük eklem artroplastilerinde, genel anestezi ile birlikte epidural anestezi uygulanmasının hemodinamik değişkenler, ACTH ve kortizol düzeyleri ile değerlendiren stres yanıtı baskılayabileceği ancak insülin ve glukoz düzeylerinin yükselmesini engellemeyebileceği kanısına varıldı.
INTRODUCTION: To investigate the effects of general anaesthesia and general+epidural anaesthesia on the stress response which was evaluated with the adrenocorticotrophic hormone (ACTH), cortisol, insulin, and glucose levels and the haemodynamic parameters.
METHODS: Forty two, American Society of Anesthesiologists physiologic status I-II, patients undergoing hip and knee arthroplasty were randomized into two groups; general anaesthesia (Group G) and general anaesthesia+epidural anaesthesia (Group E). Epidural anaesthesia: patients in Group E received epidural anaesthesia with 0.5% bupivacaine, a lumbar epidural catheter was placed and after achieving sensorial block at T10 dermatome, general anaesthesia was commenced. General anaesthesia was standardized in both groups. Further, plasma ACTH, cortisol, insulin and glucose levels were determined at preoperative=t1, after the surgical incision=t2, postoperative 2nd hour=t3 and postoperative 24th hour=t4. Perioperative heart rate, blood pressures, pain scores and morphine consumption were also determined.
RESULTS: ACTH levels were higher in Group G than Group E [Group G, t2: 71.4±39.9 pg mL−1, t3: 578.6±566.1 pg mL−1, Group E, t2: 20.2±16.2 pg mL−1, t3: 56.3±73.6 pg mL−1 (p<0.001)]. Cortisol, was higher in Group G compared with Group E [Group G, t3: 33.4±13.1 µg dL−1, t4: 34.1±22.5 µg dL−1, Group E, t3: 19.1±10.3 µg dL−1, t4: 21.3±8.1 µg dL−1 (p=0.001 and p=0.002)]. The insulin levels were higher compared with the baseline values at t3, and glucose was higher at t3 and t4 in both groups. Haemodynamic parameters were stable in Group E, and pain scores and morphine consumption were higher in Group G than in Group E.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our results suggest that general anaesthesia combined with epidural anaesthesia suppressed the stress response, which was evaluated with ACTH, cortisol levels and haemodynamic parameters; however, this method was ineffective to attenuate the increase in glucose and insulin levels.

4.Comparison of Intraoperative and Postoperative Effects of Lateral Epidural and Midline Epidural Anaesthesia in Patients Undergoing Unilateral Lower Extremity Operation
Başak Tırak Boyacı, Dilek Erdoğan Arı, Tülay Tunçer Peker, Barbaros Baykal
doi: 10.5152/TJAR.2015.30075  Pages 162 - 168 (1011 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Tek taraflı alt ekstremite ameliyatı planlanan hastalarda levobupivakain-fentanil kombinasyonu kullanılan lateral ve orta hat epidural anestezi uygulamalarını anestetik etkileri ile postoperatif komplikasyonlar yönünden karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: American Society of Anesthesiologists (ASA) I-II risk grubundan 40 hasta çalışmaya dahil edildi. L4-5 aralığından, Grup 1’de iğne ucu 45º operasyon tarafına çevrilerek, Grup 2’de iğne ucu sefale bakacak şekilde epidural kateter yerleştirildi. Her iki gruptaki hastalara 10 mL %0,5’lik levobupivakainle 50 µg fentanil kombinasyonu epidural kateterden uygulandı. Peroperatif ve postoperatif dönemde duyu ve motor blok seviyeleri ile postoperatif komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: Anestezi sonrası operasyon tarafında maksimum duyu bloğu seviyesi her iki grupta da T10 (T8-T10) olarak saptanırken (p=0,195), diğer tarafta Grup 1’de L2 (L3-T10) seviyesinde Grup 2’de T10 (T8-T10) seviyesindeydi (p=0,000). Ameliyat olmayan tarafta motor blok Grup 2’de Grup 1’e göre daha şiddetliydi. Postoperatif motor blok Grup 1’de daha erken sona erdi. Komplikasyon gelişme sıklığı gruplar arasında benzerdi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Lateral epidural anestezi daha kısa süreli ve daha düşük düzeyde duyusal ve motor blokla orta hat epidural anesteziye göre daha avantajlı bir yöntem olabilir.
INTRODUCTION: We aimed to compare lateral and midline epidural anaesthesia using a levobupivacaine–fentanyl combination in patients undergoing unilateral lower extremity operation for anaesthetic effects and postoperative complications.
METHODS: The study included 40 American Society of Anesthesiologists (ASA) I-II group patients. At the L4-5 space, an epidural catheter was placed in patients in Group 1 by directing the tip of the needle at a 45-degree angle to the operation side and in Group 2 with the needle tip in the cephalad direction. Patients in both groups were administered a combination of 10 mL 0.5% levobupivacaine and 50 µg fentanyl via the epidural catheter. Sensorial and motor block levels during the perioperative and postoperative periods and postoperative complications were recorded.
RESULTS: The maximum level of sensory block on the operated side was found to be at the T10 (T8-T10) level in both groups, while the level of sensory block on the non-operated side was at the L2 (L3-T10) level in Group 1, and at the T10 (T8-T10) level in Group 2 (p=0.000). The motor block was more intense on the non-operated side in Group 2 than in Group 1. The postoperative motor block ended earlier in Group 1. The incidence of complication development was similar between the groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: With a shorter lasting and lower level sensorial and motor block, lateral epidural anaesthesia may be a more advantageous method than midline epidural anaesthesia.

5.Effects of Systemic Disorders on Postoperative Complications After Simultaneous Bilateral Total Knee Replacement
Tünay Kandemir, Selda Muslu, Dilek Kalaycı, Erbin Kandemir
doi: 10.5152/TJAR.2015.48378  Pages 169 - 173 (987 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmadaki amacımız retrospektif olarak kombine spinal epidural anestezi altında eşzamanlı bilateral total diz artroplastisi yapılan hastaların erken postoperatif dönemde gelişen major komplikasyonları ve bu komplikasyonların eşlik eden sistemik hastalıklarla ilişkisini incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif olarak 456 hasta incelendi. Hastaların preoperatif değerlendirmedeki ASA fiziksel sınıflaması değerleri, koroner arter hastalığı (KAH), kronik akciger hastalığı, diabetes mellitus (DM), hipertansiyon ve böbrek yetmezliği verileri kaydedildi. Ameliyat sonrası ilk bir hafta içinde gelişmiş kardiyovasküler ve solunum komplikasyonları, akut miyokard infarktüsü (AMI), tromboemboli, serebrovasküler olay (SVO), konfüzyon, akut böbrek yetmezliği, şok ve kardiyopulmoner arrest gibi major komplikasyon verileri kaydedildi.
BULGULAR: Hastalarda DM ve hipertansiyon; DM, hipertansiyon ve KAH; DM ve KAH birlikteliklerinde komplikasyon görülme oranının istatiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığını saptadık. İlk bir hafta içerisinde hastaların %0,2’sinde AMI, %3,3’ünde kardiyovasküler komplikasyon, %2,2’sinde solunum sistemi komplikasyonu, %0,9’unda tromboemboli, %0,2’sinde SVO, %2’sinde konfüzyon, %0,4’ünde arrest ve şok ve %2,2’sinde akut böbrek yetmezliği geliştiğini tespit etdik. Ayrıca 65 yaş üstü hastalarda kalp ve solunum sistemi komplikasyonları ve konfüzyon görülme oranı 65 yaş altı hastalara göre istatiksel olarak anlamlı yüksek olduğunu saptadık.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Eşzamanlı bilateral total diz artroplastisi uygulanan hastalarda görülen erken dönem kalp, pulmoner komplikasyon ve konfüzyon daha çok 65 yaş üstü yaşlı hastalarda ve beraberinde diabetes mellitus ve kardiyovasküler komorbiditesi olanlarda yüksek olduğunu bulduk.
INTRODUCTION: The aim of the present study was to retrospectively evaluate the association between accompanying systemic disorders and major complications developing in the early postoperative period in patients who underwent simultaneous bilateral total knee arthroplasty with combined spinal and epidural anaesthesia.
METHODS: In the present study, the medical records of a total of 456 patients were analyzed. Preoperative data, including the American Society of Anesthesiologists physical status and presence of coronary artery disease (CAD), chronic pulmonary disease, diabetes mellitus (DM), hypertension and renal insufficiency were recorded. Furthermore, the data related to major complications, such as cardiac complications, respiratory complications, acute myocardial infarction (AMI), thromboembolism, cerebrovascular accident (CVA), confusion, acute renal failure (ARF), shock and cardiopulmonary arrest were recorded.
RESULTS: We found that the frequency of complications markedly increased in the presence of concurrent DM and hypertension, or DM, hypertension and CAD, or DM and CAD. Further, 0.2% of the patients developed AMI, 3.3% developed cardiac complications, 2.2% developed respiratory complications, 0.9% developed thromboembolism, 0.2% developed CVA, 2% developed confusion and 0.4% developed cardiac arrest and shock in the first week after the operation. The frequency of cardiac and pulmonary complications and confusion was higher in patients aged above 65 years compared to patients below 65 years.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We observed that the frequency of cardiac and pulmonary complications and confusion in the early postoperative period was markedly higher in patients aged above 65 years and in patients with concurrent DM and cardiovascular comorbidities.

6.A Comparative Study of the Efficacy of IV Dexketoprofen, Lornoxicam, and Diclophenac Sodium on Postoperative Analgesia and Tramadol Consumption in Patients Receiving Patient-Controlled Tramadol
Refika Kılıçkaya, Ersel Güleç, Hakkı Ünlügenç, Murat Gündüz, Geylan Işık
doi: 10.5152/TJAR.2015.15013  Pages 174 - 180 (1281 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda büyük abdominal cerrahi sonrası deksketoprofen, lornoksikam ve diklofenak sodyumun postoperatif analjezi ve tramadol tüketimi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasını amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya dahil ettiğimiz 80 hastayı randomize olarak dört gruba ayırdık. Anestezinin sonlandırılmasından 20 dakika önce hastalara grup deksketoprofende (DT) deksketoprofen 50 mg IV, grup lornoksikamda (LR) lornoksikam 8 mg IV, grup diklofenak sodyumda (DS) diklofenak sodyum 75 mg IV ve grup salinde (S) %0,9 salin 2 mL IV uyguladık. Cerrahinin bitiminde yükleme dozu olarak tüm hastalara tramadol 1 mg kg-1 IV uyguladık. Postoperatif dönemde tüm hastalara 0,2 mg kg-1 bolus dozunda tramadol verecek olan hasta kontrollü analjezi cihazı kurduk. Ağrı, hasta konforu ve sedasyon skorları, toplam tramadol tüketimi, ek analjezik meperidin gereksinimi ve yan etkileri kaydettik.
BULGULAR: Görsel derecelendirme skalası (visual rating scale; VRS) ve hasta konforu skorları grup S ile karşılaştırıldığında grup DT, LR ve DS’de belirgin olarak düşüktü (p<0,001). Toplam tramadol tüketimi postoperatif 2. saatten itibaren tüm çalışma zamanlarında nonsteroid antiinflamatuvar ilaç (NSAİİ) gruplarında grup S’e göre belirgin olarak düşüktü (p<0,001). Ek analjezik meperidin gereksinimi postoperatif 30. dakikadan sonra tüm çalışma zamanlarında grup S’de NSAİİ gruplarına göre belirgin yüksekti (p<0,01).
TARTIŞMA ve SONUÇ: : Büyük abdominal cerrahi sonrası hasta kontrollü tramadol uygulamasına iv diklofenak, lornoksikam ve deksketoprofen eklenmesi, yalnız tramadol kullanımına göre daha düşük ağrı skorları, daha az tramadol tüketimi, ek analjezik gereksinimi ve yan etki sağlamaktadır.
INTRODUCTION: This study was designed to compare the effects of dexketoprofen, lornoxicam, and diclophenac sodium on postoperative analgesia and tramadol consumption in patients receiving postoperative patient-controlled tramadol after a major abdominal surgery.
METHODS: Eighty patients were randomized to receive one of the four study drugs. Patients in group dexketoprofen (DT) received IV 50 mg dexketoprofen, group lornoxicam (LR) received IV 8 mg lornoxicam, group diclophenac sodium (DS) received 75 mg IV diclophenac sodium and group saline (S) received 0.9% saline in 2 mL syringes, 20 min before the end of anaesthesia. A standardized (1 mg kg−1) dose of tramadol was routinely administered to all patients as the loading dose at the end of surgery. Postoperatively, whenever patients requested, they were allowed to use a tramadol patient-controlled analgesia device giving a bolus dose (0.2 mg kg−1) of tramadol. Pain, discomfort, and sedation scores, cumulative tramadol consumption, supplemental meperidine requirement, and side effects were recorded.
RESULTS: Visual rating scale and patient discomfort scores were significantly lower in DT, LR and DS groups compared to those in in group S (p<0.001). Cumulative tramadol consumption was significantly lower in non-steroidal anti-inflammatory drug (NSAID)-treated groups at each study period after the second postoperative hour than in group S (p<0.001). Supplemental meperidine requirement was significantly higher in group S at each study period after postoperative 30 min than in NSAID-treated groups (p<0.01).
DISCUSSION AND CONCLUSION: After major abdominal surgery, adding IV diclophenac, lornoxicam or dexketoprofen to patient-controlled tramadol resulted in lower pain scores, smaller tramadol consumption, less rescue supplemental analgesic requirement, and fewer side effects compared with the tramadol alone group.

7.Comparison of the Macintosh and Airtraq Laryngoscopes in Endotracheal Intubation Success
Tuna Ertürk, Süleyman Deniz, Fatih Şimşek, Tarık Purtuloğlu, Ercan Kurt
doi: 10.5152/TJAR.2015.38278  Pages 181 - 187 (1281 accesses)
GİRİŞ ve AMAÇ: Anestezi uygulanacak hastanın endotrakeal entübasyonu, havayolu ve solunumun kontrol edilebilmesi için en etkin yöntemdir. Laringoskopi ve endotrakeal entübasyon her vakada aynı kolaylıkla gerçekleştirilememektedir. Son zamanlarda, ventilasyon ve entübasyon için kullanılan ekipmanlarda çeşitlilik artmıştır. Airtraq da bu ekipmanlardan bir tanesidir. Biz bu çalışmada, Airtraq laringoskop ile Macintosh (doğrudan, klasik) laringoskopun gerçekleştirilen endotrakeal entübasyon başarısını karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu tek merkezli prospektif, randomize, klinik çalışma, genel anestezi altında ameliyat olan, 18-65 yaş arası, Amerikan Anesteziyolojistler Derneği (ASA) risk grubu I-II olan ve araştırmaya dahil olmayı kabul eden 80 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar iki farklı endotrakeal entübasyon aracı kullanılarak entübe edildi. Grup A’da Macintosh (direk, klasik) laringoskop, Grup B’de Airtraq laringoskop ile endotrakeal entübasyon işlemi uygulandı. Hastaların horlama şikayetleri, Modifiye Mallampati skorları, Sternomental mesafe, Tiromental mesafe ve İnterinsizör mesafe ölçümleri, Cormack ve Lehane (C-L) laringoskopik sınıflaması ve üst dudak ısırma testi sonuçları ile entübasyon süresi, entübasyonun kaç denemede yapıldığı, entübasyon için ihtiyaç duyulan kolaylaştırıcı manevralar ve teknikler ve entübasyona bağlı gelişen komplikasyonlar kaydedildi.
BULGULAR: C-L skorları açısından gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmiştir (p=0,041). Macintosh laringoskop grubunda 8 hasta, Airtraq laringoskop grubunda 2 hasta C-L grade III olarak tespit edildi. Airtraq laringoskop grubundaki hastaların entübasyonu sırasında yalnızca 3 hasta da kolaylaştırıcı manevralardan birini kullandık. Macintosh laringoskop grubunda 15 hastada, bir veya daha fazla kolaylaştırıcı manevra kullanılarak entübasyon gerçekleştirildi. Mallampati skoru ile zor entübasyon öngörülen hastalarda zor entübasyonla karşılaşma oranı Macintosh laringoskop grubunda 4/6 iken Airtraq laringoskop grubunda 2/11 olarak gerçekleşti (p=0,553).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Zor entübasyon düşünülen olgularda, daha iyi orofarinks ve glottis görüntüsü elde ediliyor olması ve baş ekstansiyonunda kısıtlılığı olan hastalarda da başarılı entübasyon sağlaması özellikleri ile Airtraq laringoskopun Macintosh laringoskopa üstünlük sağladığı kanısına vardık.
INTRODUCTION: Endotracheal intubation of patients is an effective method for controlling airway and breathing. However, laryngoscopy and endotracheal intubation is not easy in every case. There is a recent abundance of equipment used for controlling ventilation and intubation. Airtraq is one of those equipments. In this study, our main objective is to compare the success rates of the Airtraq and Macintosh (direct and classic) laryngoscopes in endotracheal intubation.
METHODS: In this single-center, prospective, randomized, clinical study was performed on 80 patients who were operated under general anesthesia, ASA I-II, 18-65 years old. Patients were intubated using two different endotracheal intubation tools. Group A was intubated using the Macintosh (direct and classic) laryngoscope, meanwhile Group B was intubated using the Airtraq laryngoscope. Patients’ snoring complaints, modified Mallampati scores, sternomental distances, thyromental distances, interincisor distance measurements and Cormack-Lehane (C-L) laryngoscopic classification, upper lip bite test results, intubation time, number of intubation attempts, maneuvers and techniques used for facilitating intubation and complications arising from intubation were recorded.
RESULTS: There was a statistically significant difference between the groups in terms of C-L scores (p=0.041). In all, 8 patients in the Macintosh group, and 2 patients in the Airtraq group were C-L grade III. In intubation of the Airtraq group, only 3 patients required facilitating techniques, meanwhile in intubation of the Macintosh group 15 patients we had to use one or more facilitating maneuver. The rate of Mallampati scoring “difficult” was 4/6 in the Macintosh and 2/11 in Airtraq laryngoscopy groups (p=0.553).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In cases with seemingly difficult intubations, we believe the Airtraq laryngoscope has an advantage over the Macintosh laryngoscope, owing to its better view of the oropharyngeal and glottic areas in addition to facilitating intubation in patients with limited head extension.

REVIEW
8.Current Approaches in Hip and Knee Arthroplasty Anaesthesia
Gülen Güler, Şebnem Atıcı, Ercan Kurt, Saffet Karaca, Aysun Yılmazlar
doi: 10.5152/TJAR.2015.26096  Pages 188 - 195 (966 accesses)
Anestezist için artroplastide risk belirlemesi, preoperatif hastanın kullandığı ilaçların düzenlenmesi, kullanılacak anestezi ve analjezi yöntemleri çok önemlidir ve cerrahinin başarısına etkisi büyüktür. Bu nedenle; artroplastide güncel bilgilerin ışığında bu konuların derlemesi sunulmuştur.
Risk assesment, preoperative drug regulation, the anesthesia and analgesia techniques are very important and the effectivity on success of surgery is grade. So, these topics in arthroplasty were review under current knowledge.

CASE REPORT
9.Unilateral Horner Syndrome Following Epidural Anaesthesia in a Morbidly Obese Parturient
Canan Yılmaz, Derya Karasu, Demet Özer, Ümit Çağlayan, Oya Karakaş
doi: 10.5152/TJAR.2015.03360  Pages 196 - 198 (1065 accesses)
Horner sendromu epidural anestezide nadir olarak görülür. Pitozis, enoftalmi, miyozis, anizokori, konjunktival hiperemi, etkilenen yüz yarısında kızarma (flushing) ve anhidroz ile karakterizedir. Genellikle kalıcı nörolojik kusur bırakmadan düzelen bir komplikasyondur. İntraoral anestezi, stellat, servikal ve brakiyal pleksus bloğu, torakal, lomber, kaudal epidural anestezi yöntemleri, ayrıca intraplevral analjezi Horner sendromunun başlıca anestezi ile ilgili nedenleridir. Diğer nedenler arasında baş-boyun cerrahisi, travma ve internal juguler ven ponksiyonu yer alır. Bu olguda morbid obez gebeye uygulanan lomber epidural anestezi sonrası ortaya çıkan tek taraflı Horner sendromunu sunmayı amaçladık.
Horner syndrome is rarely observed in epidural anaesthesia; it is characterized by ptosis and enophthalmos on the affected side; miosis, anisocoria, and conjunctival hyperemia in the affected eye and anhydrosis and flushing on the affected side of the face. It is usually a complication spontaneously resolved without permanent neurological deficits. Intraoral anaesthesia, stellate, cervical and brachial plexus block, thoracic, lumbar and caudal epidural anaesthesia and intrapleural analgesia are the main causes associated with anaesthesia in Horner syndrome. Among the other causes of Horner syndrome are head and neck surgery, trauma and puncture of the internal jugular vein. We aimed to present a case with unilateral Horner syndrome, which appeared in the morbidly obese parturient after lumbar epidural anaesthesia.

10.Late Local Anaesthetic Toxicity After Infraclavicular Block Procedure
Hansa İnceöz, Zehra Baykal Tutal, Münire Babayiğit, Akın Kepek, Eyüp Horasanlı
doi: 10.5152/TJAR.2015.50023  Pages 199 - 201 (1066 accesses)
Lokal anestetik (LA) toksisitesi periferik sinir bloğu tekniklerinin mortalitesi en yüksek komplikasyonudur. LA’ların yanlışlıkla intravasküler uygulanması ya da emniyet sınırının üzerindeki dozlarda kullanımı toksisitenin en sık nedenleridir. Bupivakain etki süresinin uzun olması nedeniyle uzun süreli girişimlerde tercih edilen bir lokal anestetiktir. Ölümcül seyredebilen santral sinir sistemi ve kardiyovasküler sistem toksisitesi bilinmektedir. Biz bu olgu sunumunda lateral sagittal yaklaşım ile infraklaviküler blok uygulanan genç hastada yedi saat sonra gelişen ve bulguları belirgin olmayan lokal anestezi toksisitesini sunmayı amaçladık.
Local anaesthetic (LA) toxicity is the most fatal complication of peripheral nerve block techniques. Accidental intravascular application or use of doses above the safety range are the most common cause of toxicity. Bupivacaine is a long-acting LA frequently used for long procedures or those associated with significant post-procedural pain. Fatal central nervous system and cardiovascular system toxicity are described. In this paper, we reported a young patient who showed LA toxicity symptoms 7 h after an infraclavicular peripheral block.

11.Unanticipated Disturbance in Somatosensory Evoked Potentials in a Patient in Park-Bench Position
Babak Babakhani, Martin Schott, Narges Hosseinitabatabaei, Jan-peter Jantzen
doi: 10.5152/TJAR.2015.78700  Pages 202 - 204 (1157 accesses)
Perioperatif nöropati anestezi sırasında malpozisyonun bilinen bir komplikasyonudur. Somatosensoriyel uyarılmış potansiyeller, seçilmiş ameliyatlarda böyle bir komplikasyonu tespit etmek için kullanılır. Malpozisyon nedeniyle intraoperatif sinir yaralanması bildirimlerinin çoğu, periferik sinir sistemi yaralanmalarına sınırlıdır ve daha önce park bankı pozisyonunda pozisyonla ilişkili serebral iskemiye atfedilebilir somatosensoriyel uyarılmış potansiyel takibinde bozulma vakası bildirimi bulunmamaktadır. Biz park bankı konumunda baş ve boynun yeniden konumlandırılması sonrası somatosensoriyel uyarılmış potansiyel dalga formları kaybolan glioblastomalı bir olguyu sunmaktayız. Bu komplikasyonun hızlı tanısı ve altta yatan nedenin ortadan kaldırılması somatosensoriyel uyarılmış potansiyel dalga formlarının geri dönmesine izin verdi ve cerrahi sonunda hiçbir ilgili nörolojik defisit yoktu.
Perioperative neuropathy is a known complication of malpositioning during anaesthesia. Somatosensory evoked potentials are used for detecting such a complication in selected surgeries. Most reports of intraoperative nerve injuries due to malpositioning are limited to injuries to the peripheral nervous system, and there have been no previously reported cases of somatosensory evoked potential monitoring disturbance attributable to position-related cerebral ischemia in the park-bench position. We present the case of a patient with glioblastoma in the park-bench position whose somatosensory evoked potential waveforms disappeared after head and neck repositioning. A prompt diagnosis of this complication and elimination of the underlying cause led to the return of somatosensory evoked potential waveforms, and there was no relevant neurologic deficit at the end of the surgery.

12.Anaesthetic Management of a Patient with Synchronous Kartagener Syndrome and Biliary Atresia
Pınar Kendigelen, Ayşe Çiğdem Tütüncü, Şafak Emre Erbabacan, Güner Kaya, Fatiş Altındaş
doi: 10.5152/TJAR.2015.94546  Pages 205 - 208 (1033 accesses)
Kartagener sendromu primer siliyer diskineziye eşlik eden sinüzit, bronşektazi ve situs inversus ile karakterize otozomal resesif geçen bir hastalıktır. Ekstrahepatik biliyer atrezi ile Kartagener sendromunun birlikteliği oldukça nadirdir. Kartagener sendromlu hastalar, preoperatif solunum ve kardiyovasküler sistem açısından özel olarak hazırlanmalıdır. Perioperatif dönemde uygun bir anestezi yönetimiyle, siliyer işlev bozukluğunun neden olabileceği problemlerden sakınılabilinir. Ayrıca rejyonal anestezi metotları ile etkili ağrı kontrolü pulmoner komplikasyon risklerini azaltmaktadır. Biliyer atrezili bebekler ne kadar erken ameliyat edilir ise hayatta kalma olasılıkları o kadar artmaktadır. Karaciğer işlev bozukluğu ve plazma protein miktarının azalması ilaçların farmakokinetiği açısından önemlidir. Her ikisi de oldukça nadir hastalıklar olan eş zamanlı Kartagener sendromlu ve biliyer atrezili olgumuzda anestezi yönetimi değerlendirilmiştir.
Kartagener syndrome is an autosomal recessive disorder characterized by primary ciliary dyskinesia accompanied by sinusitis, bronchiectasis, and situs inversus. Synchronous extrahepatic biliary atresia and Kartagener syndrome are very rare. During the preoperative preparation of patients with Kartagener syndrome, special attention is required for the respiratory and cardiovascular system. It is important to provide suitable anaesthetic management to avoid problems because of ciliary dysfunction in the perioperative period. Further, maintaining an effective pain control with regional anaesthetic methods reduces the risk of pulmonary complications. Infants with biliary atresia operated earlier have a higher chance of survival. Hepatic dysfunction and decrease in plasma proteins are important for the kinetics of drugs. In this presentation, the anaesthetic management of patients with synchronous Kartagener syndrome and biliary atresia, both of which are rare diseases, is evaluated.

13.Delayed Post-Traumatic Anisocoria
Dursun Fırat Ergül, Serdar Ekemen, Özcan Özdemir, Çağdaş Uzan, Birgül Yelken
doi: 10.5152/TJAR.2015.79847  Pages 209 - 211 (1009 accesses)
Post travmatik karotis arter diseksiyonları, genç hastalarda akut arteryel iskemik infarktın en sık nedenlerinden biri olup, değişken klinik bulgular nedeniyle tanısının konulmasında güçlükler yaşanabilmektedir. Herhangi bir hastalığı olmayan 37 yaşındaki erkek hasta,trafik kazası sonucu multitravma nedeniyle fakültemiz yoğun bakım servisine kabul edildi. Hastanın yatışının 11. gününde anizokori varlığı tespit edildi. Antitrombosit ve antikoagülan ajanlar ile tedavisi sağlandı. Prognozu iyi seyreden hasta sekelsiz, sağlıklı bir şekilde taburculuğu sağlandı.
Post-traumatic carotid artery dissection is one of the major causes of ischemic stroke in young patients; its diagnosis remains a challenge for clinicians because of its variable clinical presentation. An otherwise healthy 37-year-old man was referred to the intensive care unit of our faculty for the management of multiple trauma because of a car accident. At 11 days from admission, his doctor noticed the advent of anisocoria. A prompt treatment was instituted with anti-platelet and-coagulant agents. The patient had a complete resolution of symptoms. The prognosis was good, and the patient achieved a complete clinical recovery. He was discharged without any sequelae.

14.Absence of the Right Internal Jugular Vein During Ultrasound-Guided Cannulation
Ali Alagöz, Mehtap Tunç, Hilal Sazak, Polat Pehlivanoğlu, Atila Gökçek, Fatma Ulus
doi: 10.5152/TJAR.2015.82713  Pages 212 - 214 (945 accesses)
İnternal juguler ven (İJV) kanulasyonu anatomik varyasyonlar nedeniyle zor olabilir. Yoğun bakımda 66 yaşındaki kadın olguya ultrasonografi eşliğinde sağ İJV kanülasyonu planlandı. Sağ İJV olgunun pozisyonunu değiştirmemize ve Valsalva manevrası uygulamamıza rağmen görüntülenemedi. Sonrasında Sol İJV kolayca görüntülenerek ultrasonografi eşliğinde kanülasyon yapıldı. Anatomik işaretlere göre santral ven kanülasyonu birçok hastada başarılı olmakla birlikte, anatomik varyasyonların oranı çoktur ve buna bağlı komplikasyon oranı da oldukça yüksektir. Santral ven kanülasyonlarında ultrasonografi eş zamanlı kullanılmasa dahi işlem öncesi anatomik yapıların ultrasonografi ile doğrulanmasının başarılı santral ven kanülasyonu için önemli olduğunu vurgulamak istedik.
Cannulation of the internal jugular vein (IJV) may be diffucult because of anatomical variations. A 66-year-old female patient, who was in the intensive care unit, underwent ultrasound-guided cannulation ofthe right IJV. The right IJV could not visualized by ultrasonography despite positional changes of the patient and Valsalva maneuvre. The left IJV was easily determined by ultrasonography and cannulated. Although the landmark technique may be sufficient for most of the central vein cannulations, the rate of anatomical variations and related complications is quite high. We point out that even if ultrasound cannot be used in real-time, the ultrasonographic confirmation during the pre-insertion period may be crucial for successful central vein cannulation.

LETTER TO THE EDITOR
15.Effects of Hemodilution and Transfusion on Acute Renal Injury and Neutrophil Gelatinase-Associated Lipocalin
Jülide Sayın Kart, Fevzi Toraman
doi: 10.5152/TJAR.2015.00378  Pages 215 - 216 (1224 accesses)